Reklam
Reklam
Reklam
BÜLENT KESKİN

BÜLENT KESKİN

[email protected]

29 Ekim 1923'te Ne Oldu ?

29 Ekim 2023 - 01:03

Soru ile başlayan bir başlıkla karşılaşmak Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını coşku ile kutladığımız bu günlerde kıymetli okurların bir anlık şaşkınlık duymasına sebep olabilir. Bu soruya verilecek cevap da zaten hepimizin bildiği “Cumhuriyet ilan edildi” cümlesidir. Bu cevaptan sonra “Cumhuriyet ne demek? Cumhuriyet neden ilan edildi?” sorusu geldiğinde ise bir nebze düşünceye dalabilirsiniz. Cumhuriyet, en kısa manasıyla; Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi şeklinde ifade edilmektedir. Yani, egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunun ifadesidir. Aslında Cumhuriyet’in ne olduğunun cevabını verirken neden ilan edildiğinin de cevabını vermiş oldum.

Büyük Harp diye tabir edilen Birinci Dünya Savaşı’nı 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ile imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile nihayete erdiren Devlet-i Aliyye, çok kısa süre içerisinde düşmanlar tarafından işgal edilmeye başlanmıştı. Ateşkes Antlaşmasının bir maddesine dayandırılarak yapılan bu işgalin dünyada bir örneği görülmüş değildi ama on beş gün içerisinde İtilaf Devletleri yanında ABD ve harbe girmemiş olan Yunanistan’ın savaş gemileri de İstanbul Boğazı’nda, toplarının namlularını Dolmabahçe Sarayı ve Meclisi Mebusan’a çevirmişlerdi. Padişahı, Sadrazamı, Hükümeti olan bir devlet vardı ama varlığı ve etkisi İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı kadar bile değildi. Vatanı işgal edenler her türlü zulmü yapıyordu. İzmir, Yunan birlikleri tarafından işgal edildiği gün şehit edilen Türklerin sayısı üç binden fazlaydı. Tecavüze uğrayıp öldürülen, intihar eden, kendini körfezin derin sularına bırakarak canından vazgeçenlerin sayısı ise bilinmiyordu. Yunan birlikleri Anadolu’nun içlerine doğru ilerlerken yapılan zulmün şiddeti artıyor, işgale karşı eli silah tutanlarla, bulunabilen derme çatma silahlarla işgale karşı mukavemet oluşturulmaya çalışılıyordu. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin karşı koymasıyla başlayan mücadele, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının düzenli orduya geçiş başarısını göstermelerinden sonra işgalin ilerlemesi durdurabilmişti. Onlar, vatanlarını kurtarmak için gecelerini gündüzlerine katarak savaşırken İstanbul’da keyif çatanlar bunu hiç umursamıyorlardı.

İkinci Viyana Kuşatmasındaki yenilgiden sonraki geriye doğru gidiş, Sakarya Zaferinde son bulmuş, arkasından dokuz aylık bir hazırlıktan sonra yapılan Büyük Taarruz ile Yunan İzmir’de denize dökülmüştü. Mücadele bununla sona ermemiş, kuzeye yönelip Çanakkale’ye kadar olan bölge Yunan askerinden arındırılmıştı. Uzun süren görüşmelerden sonra Lozan Barış Antlaşması imzalanıp, İstanbul kurtarılana kadar mücadele azalmadan sürmüştü. Bu süreçte 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat kaldırıldığından ülke, meclisin belirlediği bir hükümet tarafından yönetiliyordu.

5 Ekim 1923'te TBMM Hükümetinin istifasıyla bir yönetim bunalımı olmuştu. Bu olay Mustafa Kemal Paşa’ya, düşüncelerini fiiliyata geçirme fırsatı vermişti. Meclis’teki tartışmalara rağmen 28 Ekim 1923 akşamına kadar herhangi bir hükümetin kurulamaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa, arkadaşlarına; "Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz." diyerek fikrini söylemişti. O gece birlikte, 1921 Anayasası'nın bazı maddelerini değiştiren "Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyettir." hükmünün yer aldığı kanun tasarısını hazırladılar. Ertesi gün TBMM'de yapılan konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilânı kabul edilip, "Yaşasın cumhuriyet!" sesleri arasında ve ortalığı çınlatan alkışlarla cumhuriyet ilân edildi. Bu karardan sonra cumhurbaşkanlığı seçimine geçilmiş ve yapılan gizli oylama sonucunda 158 milletvekilinin tamamının oyunu alan Gazi Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından yeni Türk devletinin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Devletin adı ve rejimiyle ilgili tartışmalar bu şekilde son bulduktan sonra devlet başkanlığı, hükümetin kurulma şekli yeniden düzenlenerek cumhurbaşkanının başbakanı atayacağı, başbakanın da bakanları seçip cumhurbaşkanının onayına sunacağı parlamenter rejime geçilmişti. İlk hükümeti kurmakla İsmet Paşa görevlendirilirken, Türk Milleti'nin tarihinde yepyeni bir devir açılıyordu.


Bu uzun paragrafta kısaca anlatmaya çalıştıklarım beş sene kadar süren bir zaman aralığında yaşanmış, yedi düvele karşı yoklukla yapılan mücadele sonunda ilan edilen cumhuriyete uzanan yolun ne kadar da zor olduğunu hatırlatmak içindi. İşgal altındaki bir vatanın kurtuluşu ve bağımsızlığını kazanıp milletin kendi kendini yönettiği bir yönetim şekline dönüştürülmesi çok kolay bir şey değildir. Bu sürecin ne kadar meşakkatli olduğunu anlamak isteyenlere söylediğim bir cümle var ki onu da burada yeniden hatırlatmak isterim. Mustafa Kemal Paşa’nın, Amasya’da, Sivas ve Erzurum Kongrelerinde, TBMM açılışında, Sakarya Zaferi, Büyük Taarruz ve Cumhuriyetin ilan edildiği tarihe kadar olan süre içerisinde çekilen fotoğraflarını yan yana koyup birbirleriyle karşılaştırdığınız zaman, her zorluğun, her güçlüğün, sıkıntının onun simasında bıraktığı derin izleri görebilirsiniz. Gün gün yaşlandığını görebilirsiniz. Cumhuriyete giden yoldaki engeller çok kolay bir şekilde geçilmedi. Vatanın kurtarılması için canını veren şehitlerimiz, gözünü, kolunu, bacağını kaybeden gazilerimiz oldu. Sonuçta bu güzel vatan bizlere, kimsenin kulu, kölesi olmadan yaşayabileceğimiz bir emanet olarak bırakıldı.

Bu yazıyı uzatmadan bir noktaya daha değinerek nihayetlendirmek istiyorum. Osmanlı olarak ifade edilen Devlet-i Aliyye, en son meşrutiyet ile yönetiliyordu. Devlet-i Aliyye’nin yıkılıp Türkiye’nin yeniden kurulduğu gibi yaygın ama yanlış olan bir ifade var. Ömrünü tamamlayan meşrutiyet yönetimi ve saltanat kaldırılmış, devletin yönetim şekli cumhuriyet olarak değiştirilirken adı da Türkiye Cumhuriyeti olarak belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, o tarihte dünyadaki tek bağımsız Türk devleti olması yanında aynı zamanda bütün dünya Türklüğünün gönlündeki yegâne devlet olmuştur. Geçen zaman içerisinde kurulan diğer Türk devletlerinin ışığı, yol göstericisi olmaya da devam etmiştir.
Cumhuriyetimizin ilan edilişinin yüzüncü yılını bir daha kutlarken, bu topraklar için canını veren şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anmayı bir borç olarak addediyorum. Cumhuriyetimizi korudukça, geliştirdikçe, emanetine sahip çıktıkça ruhunun şad olacağını düşündüğüm büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hepinizce bilinen bu sözünü bir daha hatırlatarak yazımı bitirmek istiyorum.

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”   


 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Hayati Taşkın
    3 ay önce
    Her zaman olduğu gibi yine çok değerli, anlamlı bir konuyu ele almışsınız kıymetli üstadım. Kendi adıma teşekkür ediyorum. Kaleminizden hep güzellikler damlasın. BÜYÜK TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN 100. yaşı kutlu olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere ecdadımızın ruhları şad olsun.
  • Kenan Sipahi
    3 ay önce
    Yüreğine sağlık. Ne güzel ifade etmişsin. Malesef kıymeti bilinmiyor. Hala marabalığa özenenler var.