DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

[email protected]

GÜLÜ ARARKEN  BAHARI  KAÇIRMAK

07 Temmuz 2026 - 22:22

          İnsan, çoğu zaman mükemmeli ararken elindekinin kıymetini göremez. Hayatın en büyük yanılgılarından biri de budur. Sürekli daha güzelini, daha iyisini, daha kusursuz bir insanı beklemek!!! Oysa beklerken ömür geçer; mevsimler değişir, fırsatlar bir daha dönmemek üzere kaybolur. Bu nedenle “Demir tavında dövülür.” Cümlesinde de ifade edildiği gibi her mevzunun zamanını  ve kıymetini bilerek plan yapmak gerekiyor. Bu konuyu çok güzel tasvir eden dillerden dillere dolaşan şöyle bir hikaye anlatılır.

         Kasabanın birinde güzelliğiyle herkesin hayran olduğu genç bir kız varmış. Nice zenginler, yakışıklılar ve itibarlı insanlar ona talip olmuş. Fakat o, her defasında, "Daha iyisi gelir." düşüncesiyle hepsini geri çevirmiş. Yıllar geçmiş. Aynaya baktığında zamanın izlerini görmeye başlamış. Talipleri de birer birer çekilmiş. Günün birinde kapısını mütevazı, kel bir adam çalmış. Genç kadın, başka seçeneği kalmadığını  düşünerek onunla evlenmiş. Evlenen adam, eşini şehirden uzak, bakımsız bir araziye götürmüş. "Burayı birlikte cennete çevireceğiz." demiş. Günler, aylar, yıllar boyunca omuz omuza çalışmışlar. Toprağı işlemiş, fidanlar dikmiş, güller yetiştirmişler. Emekleri sayesinde kurak arazi, rengârenk çiçeklerle dolu, dillere destan bir bahçeye dönüşmüş. Kadın bir gün merakla sormuş: "Bu kadar güzel bir bahçeyi neden benimle kurmak istedin? "Adam tebessüm ederek şöyle cevap vermiş: "Sen hayatın boyunca açmış güzel gülleri aradın. Ben ise birlikte gül yetiştirebileceğim bir yol arkadaşı aradım." der.

        Hikaye şöyle devam eder…
       Zamanında bu kıza aşık olan, aynı kasabada yaşayan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.  Ama kız onu da beğenmemiş. Bu insan günün birinde kasabadan ayrılmış. Başka biriyle evlenmiş, çocukları olmuş, yeni bir hayat kurmuş. Uzun zaman sonra yolu yaşadığı güzel, şirin kasabaya düşmüş. Aklına bir zamanlar aşık olduğu kız gelmiş, ona ne olduğunu merak etmiş. Tanıdık bir yaşlı adama o kızı sormuş, güzel, büyük bir gül bahçesi olan evi göstererek kızın evlendiğini ve orada oturduğunu  söylemiş. Kimseleri beğenmeyen güzel kızın kiminle evlendiğini merak edip görmek istemiş. Kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel, çok çirkin ve kaba bir adammış. Üstelik zengin de değilmiş. Nasıl oldu da böyle biriyle evlendiğini merak eden adam, kızın kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. Kız kapıyı açınca adamı tanımış. Adam sormuş: “Sen ki hiç birimizi beğenmedin, nice kısmetlerini geri çevirdin, nasıl oldu da böyle biriyle evlendin demiş? Kız da ona: “Sana cevabı vereceğim fakat önce gül bahçemdeki en güzel gülü koparıp getireceksin, yalnız tek şartım, bahçede ilerlerken geriye dönmeyeceksin” Adam peki demiş ve çok güzel güllerin olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Önce çok güzel sarı bir gül görmüş. En güzel gül bu derken biraz ilerde daha güzel kocaman pembe bir gül daha görmüş. Tamam budur işte diye düşünürken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası gözüne ilişmiş. Bir türlü karar verememiş, en güzel çiçeği bulacağım derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş, geriye dönemeyeceği için de bahçenin sonunda yaprakları solmuş cılız bir gülü mecburen koparıp kıza götürmüş. Kız gülü almış ve adama demiş ki: “Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulacağını düşünürken ömür geçer de sonunda en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden fırsat gelince elindekinin değerini bilip, yetinebilmeyi   bilmek gerekir.” diyerek fırsatları değerlendiremediğini ifade eder.

     İşte böyle, hayat akarken birçok fırsatla karşılaşırız. Kimimiz fırsatların değerini bilir, kimimiz ise birçok fırsatı kaçırıp görmeden yanı başından geçip gider. Ömür dediğin yoldan geçerken aynı şartlar altında bir daha geçemeyiz. Bir hedefe öylesine kilitleniriz ki karşımıza çıkan diğer fırsatları kaçırırız. Bir gün bir bakmışız hedeflediğimiz noktadan da uzaklaşıp çok farklı bir noktaya gelmişiz. Hayatımıza dönüp baktığımızda geriye kalan sadece kaçmış birçok fırsat ve bize kalan içimizi kemiren “KEŞKE” diye yankılanan düşüncülerin içinde bocalanır dururuz.

          Mutluluk, hazır olarak bulunan bir nimet değildir. Mutluluk; emekle büyüyen, sabırla yeşeren ve sevgiyle çiçek açan bir bahçedir. Nice insanlar kusursuz eş, kusursuz dost, kusursuz iş ararken; ellerindeki en büyük nimeti fark edemezler. Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara Sûresi, 216. ayet.)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise şöyle buyurur: "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil; kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim) Demek ki gerçek güzellik; yüzde değil özde, saçta değil başta, servette değil karakterdedir. Hayatı güzelleştiren, kusursuz insanlar değil; birbirinin kusurunu örten, birlikte emek veren ve aynı hedefe yürüyen gönüllerdir.

       Hayat bize her zaman açmış güller sunmaz. Bazen elimize bir tohum verir ve der ki: "Bunu sevgiyle büyüt." Çünkü en güzel bahçeler, en güzel güllerin bulunduğu yerler değil; birlikte emek verilen yerlerdir. Allah bizlere, kusursuzu ararken güzellikleri kaçıranlardan değil; emekle, sabırla ve muhabbetle gönül bahçeleri kuranlardan olmayı nasip eylesin. Âmin.
          Selam ve Dua İle Kalın…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum