DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

[email protected]

DUALARIN  KABULÜ VE DUALARIN  MUCİZESİ

30 Haziran 2026 - 22:37

Dua: Yaratan’la iletişime  geçmek, acziyetini bildirmek, O'ndan yardım talep etmektir. Dua bazen ruhsal sıkıntıların hafiflemesidir. Dua samimiyettir. Öncelikle duaya inanmak ve gücünü kabul etmek gerekir. Duaya inanmadığın  zaman nasipsiz olursun. Seni teğet geçer. Çünkü dua, rahatlamaya, umutları canlı tutmaya ve en güçlüye yani Yaratan’a sığınmaktır. Dua; şerden, kötü ve kötülerden korunmak, abdest de olduğu gibi manevi zırha bürünmektir. Yer gök dahil her şey dua ile ayakta durmaktadır. Bunun yanında dua zamanları manevi diriliştir. Zamanı ve yeri yoktur. Allah’ın kullarına yine özel ikramı olan bazı zamanlarda da, örneğin; Kabe'yi görünce, Kabe’de ve mübarek yerlerde, ezan ve kamet arası, seher vakti, secde anı, farz namazların ardından, cuma günü ve mübarek zaman ve günler gibi hacet kapısı dediğimiz, dua kapısının açık olduğu zamanlar dua etmenin zirve noktası olan vakitlerdir. İnsanın asıl meziyeti bir insanın hayır duasında bulunmaktır. İsabetli bir dua insanı ömür boyu işlerini ve hayat serüvenini yoluna koyabilir. Allah Resulü (s.a.v): “Kaza ve kaderi ancak dua geri çevirir. Ömrü ise ancak iyilikler uzatır.”(Tirmizî, Kader, 6), ”Dua başa gelen ve henüz gelmeyen musibetlere fayda verir. Ey Allah’ın kulları duaya sarılın.” (Tirmizî, Deavât,101)

     Anne babanın hayır duasında bulunmaya gayret sarf edin. Özellikle haksızlık yaptığınız insanların ve anne babanın bedduasından uzak kalın. Karşı tarafa veya yakınlarınıza ya da kendinize yaptığınız asi söz ve beddualar yine kendinize olumsuz yansıyabilir. Söylenecek her kelimeye dikkat etmek gerekir. İmanın kabul edilmeyeceği ifade edilen yeis (ölüm anı) hâline kadar dua ve tövbe devam eder. Ancak Müslüman olan kimsenin, yeis hâlinde dahi günahları için dua ve tövbe kapısının açık olduğu ifade edilmektedir. Özellikle Allah'ın (cc) Kur'ân-ı Kerîm'de biz kullarına öğrettiği çok sayıda duayı nasıl yapmamız gerektiğini bildiren ayetler bulunmaktadır. Yine Allah Resulü de nasıl dua etmemiz gerektiğine dair sayısız dua örneği tavsiye etmiştir. Bu duaların tamamını burada yazmak sayfalar alabileceği için, yazamayacağımı anlayışla karşılaya cağınızı umuyorum. Bu duaları Kur'ân-ı Kerîm'den, hadislerden ve dua kitaplarından  öğrenebiliriz.

         İnsanlık tarihine baktığımızda sayısız dua hikayelerine şahit oluyoruz. Bu hikayelerden bir çoğu da İslam tarihinde görülmektedir. Bunlardan bir tanesi Asım bin Sabit'in duasına karşılık meydana gelen mucizedir. Şöyle ki; Hicretten sonra Hz. Peygamber onunla Abdullah b. Cahş arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu. Bedir Savaşı’nda müşriklerin ele başlarından Ukbe b. Ebû Muayt’ı öldüren Âsım, Uhud Savaşı’nda Müslümanlar dağıldığında Hz. Peygamber’in yanında kaldı. Bu savaşta azılı müşrik kadınlardan Sülâfe’nin iki oğlunu öldürdüğü için; Sülâfe onun başını getirene yüz deve vereceğini vaad etmiş, ayrıca kafatasıyla şarap içmeye yemin etmişti. Âsım b. Sâbit ok atmakta maharet sahibi olduğu için Müslümanlar arasında Hz. Peygamber’in okçusu olarak da ün yaptı. Onun kumandasında yedi (veya on) kişilik bir heyet, istek üzerine Hz. Peygamber tarafından muallim olarak Adal ve Kāre kabilelerine gönderildi. Bu heyet, Kureyş’in Uhud’dan sonra müslümanlara bir daha saldırıp saldırmayacağını öğrenmekle de görevliydi. Yolda, adı geçen kabilelerin elçilerinden biri, müslümanlarca öldürülmüş olan Hâlid b. Süfyân’ın intikamını almak için fırsat kollayan Lihyânoğulları’na -önceden yaptıkları bir anlaşmaya göre- gizlice haber ulaştırdı. Bunun üzerine Lihyânlılar’dan yüz kadar okçu, Mekke ile Usfân arasındaki Recî‘ suyu yakınlarında Müslümanları kuşatarak teslim olmalarını istedi. Ancak Âsım b. Sâbit, “Allah'ım! Peygamberini durumumuzdan haberdar et!” diye dua ettikten sonra teslim olmayı reddederek savaşa girdi. Önce ok, sonra mızrak, daha sonra da kılıçla savaşan Âsım müşriklerden bir kişiyi öldürmüş, iki kişiyi de yaralamıştı. Çantasında yedi ok bulunduğu, her biriyle bir kişi öldürdüğü de rivayet edilmiştir. Çetin bir mücadele sonunda, “Allah’ım! Ben ilk günler senin dinini korudum, sen de bugün benim cesedimi koru!” dua etti ve ardından şehid oldu. Âsım’ın başını Sülâfe’ye götürüp yüz deveyi almak isteyen Lihyânlılar, âniden üzerlerine saldıran arılar yüzünden onun naaşına yaklaşamadılar. Arıların dağılması için geceyi beklemeye mecbur kalan Lihyânlılar bu defa da birdenbire yağmaya başlayan yağmurun meydana getirdiği sellerin Âsım’ın naaşını sürüklemesiyle emellerine kavuşamadılar. Âsım’ın cesedi daha sonra da bulunamadı. Bu hadiseden dolayı Âsım “Hamiyyü’d-debr” (arıların koruduğu kişi) lakabıyla meşhur olmuştur.

    Yaşanan bu olay, duanın etkisini ve mucize yönünü açıkça göstermektedir.
Allah duası kabul olan ve hayır duaların içinde bulunan şanslı kullarından eylesin. Selam ve dua ile kalın.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum