DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

[email protected]

BİRÇOK  İŞLETMEDEKİ MESCİDLERİN  HALİ İÇLER ACISI.

21 Nisan 2026 - 22:42

       Bir toplumun inceliği, en çok nerede saklıdır bilir misiniz? Gösterişli binalarında, ışıl ışıl vitrinlerinde değil; en çok da kimsenin görmediği, kimsenin önemsemediği köşelerinde. Bugün birçok özel işletmeye giriyoruz. Alışveriş merkezleri, fabrikalar, iş hanları, petrol istasyonları, düğün salonları yolların üzerindeki dinlenme tesisleri, lokantalar, ofisler. Her şey en ince detayına kadar düşünülmüş: müşterinin konforu, çalışanların verimliliği, estetik kaygılar, otoparkı. Ancak bir köşe var ki çoğu zaman unutulmuş, ihmal edilmiş, adeta kaderine terk edilmiş: mescidler. İşletmelerin çok azı bu mescidlere değer verirken  çoğunlukla, ya zemin katta, ya ekşi katlarda bakımsız, rutubetli, camlar kırık, her taraf örümcek ağı bağlamış, belki de aylarca bir defa bile süpürülmemiş, çöp yığınlarının olduğu, değer verilmediği anlaşılan mescidler. Halbuki burada ibadet edecek insanların gelmesiyle maddi gelir sağladıkları halde hiç kıymet verilmiyor. Bugün özel işletmelerin büyük çoğunluğuna bakın; ihtişam var, gösteriş var, konfor var… Ama iş mescide gelince tablo bir anda değişiyor. En güzel alanlar müşteriye, en ferah ortamlar yönetime ayrılırken; mescidler çoğu zaman ya depo görünümlü bir odaya sıkıştırılıyor ya da “olsa  da olur, olmasa da” anlayışıyla baştan savma şekilde hazırlanıyor.

Bu bir eksiklik değil, açıkça bir ihmaldir.
      Mescidler, bu düzenin en zayıf halkası değil; bilinçli olarak en sona atılmış köşesidir.
Bir alışveriş merkezinde tuvaletler saat başı temizlenirken, mescidin halısının ne zaman süpürüldüğü belli değildir. Parfüm kokulu koridorlardan geçip mescide girdiğinizde sizi ağır, havasız bir ortam karşılar. Bir fabrika düşünün: İş güvenliği levhaları duvarlarda, makineler düzenli bakımda, üretim hattı kusursuz işliyor. Ama mescid ? Ya depo yapılmış ya da kırık sandalyelerin, eski kolilerin arasına sıkıştırılmış bir oda. İşçi, ibadet etmek istediğinde önce o dağınıklığı aşmak zorunda kalıyor. Bu mudur insana verilen değer? Halbuki Yüce Allah(c.c) Tövbe suresi 18. ayette şöyle buyurmuştu: “Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” Mescidlere değer vermeyenler bu ayetin içinde varlar mı? Müslüman olmayan bölgelerde veya işletmelerde bile bu ibadet mekanlarını gayet nezih ve konforlu bir şekilde dizayn ettikleri görülmektedir. Müslüman olmadıkları halde mescidlere kıymet veren bu insanlara sorduğumuz zaman diyorlar ki; “Biz bu insanlardan para kazanıyoruz belki dualarına bizi de katarlar. Allah'a ibadet yapanlara büyük saygımız var.” Müslüman olduğunu söylediği halde bu mescidlere değer ve kıymet vermeyenlere ne demeli? Allah kazançlarını bereketli kılar mı? Huzur ve mutlu bir yaşam verir mi? Allah aşkına! Mescidler, sadece namaz kılınan bir alan değildir. Mescid; insanın Rabbine yöneldiği, dünya telaşından bir an sıyrıldığı, kalbini dinlendirdiği yerdir. Böylesine kıymetli bir mekânın dar, havasız, bakımsız ve çoğu zaman temizlikten uzak bir hâlde olması, aslında inanca ve inandığımız Allah'a hakarettir. Örnek vermemiz gerekirse, işletmenin tuvaletleri pırıl pırıl, dinlenme alanları konforlu iken; mescidin kilitli tutulması, anahtarının zor bulunması ya da gelişigüzel bir odaya sıkıştırılması ne ile izah edilebilir? Bu durum, “önceliklerimiz gerçekten ne?” sorusunu da beraberinde getirmiyor mu?

        Unutmamak gerekir ki, orada çalışanlar da ibadet için gelenler de  bir insandır. Onun sadece bedeni değil, ruhu da vardır. Mescid, iş hayatının içinde bir nefes alma alanıdır. Huzurlu bir mescid, verimli bir çalışanın da kapısını aralar. Çünkü kalbi huzur bulan insanın emeği de bereketlenir.

    Bu mesele sadece yöneticilerin değil, hepimizin meselesidir. Bir mescidin temizliği, düzeni, saygınlığı; o mekâna giren herkesin sorumluluğudur. Buraları kullanan insanlarda temiz kullanmalı ve bir sonra gelecek insana,nasıl istiyorsak öyle bırakmalıyız. Küçük bir hassasiyet, büyük bir değişime vesile olabilir. Mescidleri perişan  bir halde olan işletme sahipleri, yeniden düşünmenin vakti gelmedi mi? En güzel köşeleri kendimize ayırırken, Rabbimize ayırdığımız yerler neden en sönük olanlar oluyor? Oysa O’na ayrılan yer ne kadar güzel olursa, hayatımız da o kadar güzelleşmez mi? Ancak bunu kalbi ve imanı olan anlar.

     Tuvaletlerin her saat temizlendiği, dinlenme alanlarının özenle düzenlendiği yerlerde; mescidlerin tozlu, havasız ve bakımsız bırakılması bir tercih meselesidir. Evet, yanlış duymadınız: tercih. Çünkü insan neye değer veriyorsa, en iyi imkânı ona ayırır.
Oysa çalışan dediğiniz insan, sadece üretim yapan bir makine değildir. Onun kalbi var, inancı var, ihtiyacı var. Günün yoğunluğu içinde birkaç dakikalık huzur aradığı yerin bu kadar değersiz görülmesi, aslında insana verilen değerin de bir göstergesidir. Şunu açıkça söylemek gerekir: Mescide gösterilen özen, insanın Rabbine bakışının aynasıdır. Eğer bir işletme, en küçük ayrıntıya kadar müşteri memnuniyetini düşünürken mescidi ihmal ediyorsa; burada ciddi bir samimiyetsizlik vardır. Bu yazı bir sitem değil, bir yüzleşme çağrısıdır. Sorulması gereken soru şudur: Biz gerçekten değer verdiklerimize mi yatırım yapıyoruz, yoksa görülmesi gerekenlere  mi? Unutulmamalıdır ki, gözden uzak olan şeyler değersiz değildir. Ama değersiz görülen şeyler, zamanla kalplerimizi de değersizleştirir. Mescidleri ihmal eden bir anlayış, aslında kendi özünü ve ahirini ihmal ediyordur.

   Daha da çarpıcısı; bazı yerlerde mescid tabelası var ama içerisi ya temizlik odası yapılmış ya da personelin eşyalarını koyduğu bir alan haline gelmiş. Yani isim var, ruh yok.

Şimdi soralım: Aynı işletmede VIP müşteri odası bu halde olur mu? Yönetici ofisi bu kadar özensiz bırakılır mı? Elbette hayır. Çünkü oralar “önemlidir.” Peki mescid neden önemli değildir? Açık konuşalım: Bu tablo tesadüf değil, zihniyetin yansımasıdır. İnsan neyi merkeze koyarsa, ona yatırım yapar. Eğer mescid en kötü köşeye layık görülüyorsa, bu sadece mekânın değil; bakış açısının da karakter yoksulluğunu gösterir. Vitrinleri parlatıp mescidi ihmal eden anlayış, aslında kendi özünü törpülüyordur. Çünkü Rabbine ayrılan köşeyi değersiz gören, bir süre sonra insanın kendisine verdiği değeri de kaybeder.

Unutmayalım: Bir yerin en süslü köşesi değil, en ihmal edilmiş köşesi onun gerçek aynasıdır.Ve bugün o aynaya baktığımızda, gördüğümüz manzara pek iç açıcı değildir. Mescidlere değer vermeyen işletmeleri de toplum olarak ikaz etmemiz gerekir. Buna rağmen gerekli hassasiyeti göstermeyen işletmelere karşı, maddi ve manevi olarak mesafeli durarak bir farkındalık oluşturabiliriz. “Bana ne” anlayışı yerine, sürecin içinde duyarlı davranmak önemlidir. İş işten geçtikten sonra feryat etmek yerine, baştan tedbirli olmak gerekir. Mescidin ve ibadethanelerin değerini idrak edinceye kadar, bu konuda duyarsız kalan işletmelere karşı bilinçli bir duruş sergileyelim.

    Ne mutlu mescidlere, abdest hanelere kıymet vererek pırıl pırıl tutan işletmelere. Kazancınız bol Allah'ın rahmeti üzerinizde olsun. Mescidlere gereken kıymeti vermeyen işletmelerin de bu hassasiyeti kazanması temennisiyle.  
SELAM VE DUA İLE KALIN..
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum