Aşure, Hicri takvime göre Muharrem ayının 10. günü kutlanan, bereket ve bolluğu temsil eden, birlik ve kardeşliği pekiştiren, hoşgörüyü temsil eden dini ve kültürel bir gelenektir. İnsanların gönlünde adeta bir bayram gibidir. Aşure günü, Müslümanların birbirlerini ziyaret ettiği, akrabalarla dayanışmanın arttığı ve duaların edildiği, aşure çorbasının ikram edildiği müstesna günlerden biridir. Aşurenin tarihi serüvenine baktığımızda, Hz. Nuh (a.s) döneminde yaşanan Nuh tufanından sonra geminin Güneydoğu Anadolu'da bulunun Cudi Dağı’na oturması sonucunda gemideki insan ve canlıların yemesi için yanlarındaki, buğday, kuru bakliyat, meyve ve kuru yemişlerden oluşan tatlı bir çorba yemeği pişirilmiş, o günden sonra dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli isimler altında günümüze kadar ulaşmış güzel bir gelenek haline gelmiştir.
Aşure, Muharrem ayının onuncu günü olduğu için, onuncu gün anlamına gelmektedir. İslami rivayetlere göre tarihte Aşure günü meydana gelen olaylardan aktarılan bazı bilgiler şöyledir: Hz.Nuh Peygamber'in gemisinin büyük tufandan sonra Cudi Dağı'na oturması ve suların çekilmesi, Hz. Musa ve inananların Firavun'un zulmünden kurtularak Kızıldeniz'i geçmesi ve Firavun ile ordusunun sulara gömülmesi, Hz. Adem'in işlediği günahtan sonra ettiği tövbenin bu günde kabul edilmesi, Hz. İbrahim'in Nemrud'un attığı ateşten yara almadan kurtulması, Hz. Yusuf'un kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan kervan tarafından kurtarılması, Hz.Yunus Peygamber'in balığın karnından selâmete çıkması, Hz.Eyyüb Peygamber'in ağır hastalıklarından kurtularak şifa bulması, Hz. İsa'nın (a.s.) doğumu ve göğe yükseltilmesi, Hz. Yakub'un oğlu Hz. Yusuf'a duyduğu büyük hasretin son bulması ve gözlerinin açılması gibi olayların Aşure Günü gerçekleştiği rivayet edilmektedir. Ancak bu bilgilerin kesinliği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v)’in torunu Hz. Hüseyin’in ve çoğu Ehl-i Beyt mensubu olan 70’den fazla insanın, siyasi ihtiraslar uğruna Kerbela’da şehit edilmesi nedeniyle Müslümanların ortak hafızasında büyük bir acının tarihidir. Kerbela’da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve arkadaşları, bu hadisedeki asil duruşları ve haksızlık karşısındaki onurlu mücadeleleriyle bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuş; ona ve yakınlarına bu zulmü reva görenler ise insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmiştir.
Kur’anda geçen haram olan dört aydan birisi de muharrem ayıdır. Allah Resulü (s.a.v) aşure gününün önemine dair şöyle buyurmaktadır: “Aşure günü Allah’ın rahmeti dünyayı kaplar. O gün oruç tutanı Allah, rahmetinden mahrum bırakmaz.” “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın değer verdiği ay olan Muharrem ayında tutulan aşure orucudur.” (Müslim, “Sıyâm”, 202) “Aşure günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.” (Tirmizî, “Savm”, 48) Hazreti Aişe (r.ah) İslâm öncesinde, Mekke halkının oruç tutmakta olduğu Aşure Günü’nde, Peygamberimizin de oruç tuttuğunu bildirmektedir. Allah Resulü Medine’ye hicret ettikten sonra da bu orucu tutmuş ve müminlere, Muharrem ayının onuncu günü ile birlikte, bir gün öncesi veya sonrasında da oruç tutmalarını tavsiye etmiştir (Ahmed b. Hanbel, VI, 244).
Aşure; paylaşmanın, dayanışmanın, birlikteliğin ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesidir. Aşurenin bu mecazî anlamı toplumumuz için bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Milletimiz, asırlardır sürdürdüğü gelenekle bugün de; “farklılıkların ahenk içindeki ortak tada katkı sağlamaları”, “birlik” gibi kültürümüzün özünde hep var olan güzellikleri devam ettirme bilinci ile birbirinden farklı tatları aynı kazanda kaynatıp, aşure aşı yapmaya, birlikte yaşamanın sembolünü tadarken muhabbeti paylaşmaya devam etmelidir. Farklı malzemelerin bir araya gelerek ortaya çıkardığı eşsiz lezzet, aslında toplumsal hayatımızın da güzel bir örneğidir. Nasıl ki buğday, nohut, fasulye, kuru üzüm ve diğer malzemeler bir araya geldiğinde ortaya bereketli bir tat çıkıyorsa; insanlar da farklılıklarıyla bir araya geldiğinde güçlü ve huzurlu bir toplum meydana gelir.
Ne yazık ki günümüzde paylaşmanın yerini çoğu zaman bencillik, dayanışmanın yerini ise ilgisizlik almaktadır. Oysa Aşure Günü bizlere komşumuzu hatırlamayı, ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalmayı ve gönüller arasında köprüler kurmayı öğretir. Bir kap aşureyi paylaşmak, bazen uzun zamandır kurulmamış bir gönül köprüsünü yeniden inşa etmeye vesile olabilir.
Bugün bizlere düşen görev; aşure kazanlarını sadece mutfaklarımızda değil, gönüllerimizde de kaynatabilmektir. Sevgi, merhamet, kardeşlik ve paylaşma duygularını çoğaltabildiğimiz ölçüde Aşure Günü'nün gerçek anlamını yaşayabiliriz.
Unutmayalım ki bereket, çok şeye sahip olmakta değil; sahip olduklarımızı paylaşabilmektedir. Aşure Günü'nün ülkemize, milletimize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyor; birlik ve beraberliğimizin daim olmasını temenni ediyorum.
Selam ve Dua ile Kalın.


YORUMLAR