"Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan,
Halk müderris olsa hakikatte âsîdir."
— Yunus Emre
Türk tasavvuf edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Yunus Emre, yalnızca bir halk şairi değil; Anadolu'nun irfanını, sevgisini ve hikmetini asırlara taşıyan büyük bir gönül eridir. Türkçeyi bir medeniyet dili hâline getiren öncü şairlerden biri olarak, şiirlerini halkın anlayacağı sade bir dille kaleme almış, ilahi hakikati insanın gönlüne ulaştırmayı amaçlamıştır.
Yunus Emre'nin;
"Bir ben var bende, benden içeri."
dizeleri, insanın kendi iç âlemine yaptığı yolculuğun en özlü ifadesidir. Çünkü Yunus'un bütün şiirleri, insanın nefsini tanıma, kendini arındırma ve Hakk'a ulaşma çabasının şiirleşmiş hâlidir.
Onun öğretisinin merkezinde sevgi vardır. Ancak bu sevgi sıradan bir beşerî sevgi değil, Allah sevgisinden doğan, bütün yaratılmışları kuşatan ilahi bir muhabbettir.
"Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü."
Bu anlayış, Yunus'un bütün hayatını ve şiirlerini şekillendiren temel ilkedir.
Yunus Emre'nin Eskişehir'in Sarıköy beldesinde yaşadığı rivayet edilir. Ancak o, belirli bir coğrafyanın değil, bütün Anadolu'nun ortak değeridir. Onun dili, insanlığın ortak vicdanına hitap eder.
Yunus'un manevi yolculuğunun en önemli durağı Tapduk Emre dergâhıdır. Rivayete göre Yunus yıllarca dergâha odun taşımış ve içeriye tek bir eğri odun dahi sokmamıştır. Çünkü dergâha giren odun gibi, insanın da gönlü ve ahlakı dosdoğru olmalıdır.
İşte Yunus'un bütün felsefesi bu sembolde gizlidir.
Tapduk Emre'nin,
"Biz gönüller yıkmaya değil, gönüller yapmaya geldik."
öğüdü, Yunus'un bütün şiirlerinde yankılanır.
Nitekim şöyle der:
"Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil."
Yunus'a göre ibadet yalnızca şekilden ibaret değildir. Gönül kıran bir insanın yaptığı ibadet eksiktir. Çünkü gönül, Hakk'ın nazargâhıdır.
İlk eseri olan Risâletü'n-Nushiyye, insanı olgunlaştırmayı hedefleyen didaktik bir eserdir. Yunus burada nefsin terbiyesini, ahlakı ve hakikati anlatır.
Şöyle seslenir:
"Bize dîdâr gerek, dünya gerekmez.
Bize ma'nî gerek, da'vâ gerekmez."
Onun bütün arzusu, dünya nimetleri değil; Hakk'ın cemaline ulaşmaktır.
Yunus Emre'nin şiirlerinde kibir yoktur. Makam yoktur. Benlik yoktur. Varsa yalnızca hiçlik makamı vardır.
Nefsin insanı nasıl felakete sürüklediğini ise şu dizelerinde dile getirir:
"Miskin Âdem oğlanı nefse zebun olmuştur.
Hayvan canavar gibi otlamağa kalmıştır.
Hergiz ölümün sanmaz, ölesi günün anmaz.
Bu dünyadan usanmaz, gaflet önün almıştır.
Beğler azdı yolundan, bilmez yoksul hâlinden.
Çıktı rahmet gölünden, nefs gölüne dalmıştır.
Yunus sözü âlimden, zinhar olma zalimden.
Korka durun ölümden, cümle doğan ölmüştür."
Bu dizelerde Yunus, insanın en büyük düşmanının kendi nefsi olduğunu anlatır.
Onun "ölmeden önce ölmek" anlayışı da işte buradan doğar. Buradaki ölüm bedensel değil; nefsin ölümü, benliğin yok oluşu ve insanın kemale ermesidir.
İnsan-ı kâmil olmak, Yunus'un öğretisinin merkezinde yer alır. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak, nefsi terbiye etmek ve bütün insanlara merhametle yaklaşmak onun en büyük idealidir.
Yunus Emre, hayatın içinde hüznün de sevincin de kavganın da ayrılığın da olduğunu bilir. Ancak Allah'a yakın olanların bu duyguları sevgi ve merhametle kuşatacağını söyler.
Çünkü onun şiirlerinin gizli öznesi daima Allah aşkıdır.
Bunun en güzel örneklerinden biri de şu dizeleridir:
"Gönül Çalab'ın tahtı,
Çalab gönüle baktı.
İki cihan bedbahtı,
Kim gönül yıkar ise."
Buradaki Çalab, "Yaradan" anlamındadır.
Yunus'a göre gönül, Allah'ın nazar ettiği makamdır. Bu sebeple gönül kırmak, iki dünyayı da kaybetmektir.
"Yetmiş iki millete bir göz ile bakmak" sözü de işte bu anlayışın ürünüdür. Bu ifade, bütün insanlığa sevgiyle bakmayı, yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmeyi öğütler.
Yunus Emre'nin bütün didaktik şiirleri aslında "olması gereken insanı" tarif eder. O yalnızca nasihat eden bir şair değildir; yaşadığı hayatla söylediklerini birleştiren gerçek bir rol modeldir.
Onun düşüncesi, İbnü'l-Arabî'nin dile getirdiği Vahdet-i Vücûd anlayışıyla da örtüşür. Mutlak hakikat yalnızca Allah'tır. İnsan ise o hakikatin gölgesidir.
Bugün de Yunus Emre'nin çağrısı ilk günkü kadar canlıdır.
Kibirden uzak durmak…
Nefsi terbiye etmek…
Gönül yapmak…
İnsanı sevmek…
Ve Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak…
Ölüm hepimizi eşitlemeden önce, Yunus'un gösterdiği yolda yürüyebilmeyi başarabilmek en büyük kazanç olacaktır.
Çünkü Yunus'un asırlar öncesinden yaptığı çağrı hâlâ kulaklarımızda yankılanmaktadır:
İçeriye doğru yürü… Önce kendini bul… Sonra bütün insanlığı sev…


YORUMLAR