Eskiden bir evin kapısı çalındığında içeriden bir ses yükselirdi: “Hoş geldin.” Bir sofranın etrafında toplanan insanlar sadece yemek yemez, gönüllerini de paylaşırdı. Bir büyüğün duası, bir çocuğun gülüşü, bir kardeşin hatırı evin en büyük zenginliğiydi. Şimdi ise aynı evlerin içinde insanlar birbirine daha uzak, daha sessiz, daha yalnız…
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı ama bazen bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Aynı odada oturan insanlar birbirinin yüzüne değil, ekranlara bakıyor. Bir mesajla “nasılsın” demek kolay geliyor ama bir insanın gözlerinin içine bakıp hâlini sormak zorlaşıyor.
Oysa insan sadece ekmekle, parayla, eşyayla yaşamaz. İnsanın gönlü de doyurulmak ister. Bir annenin evladından duyacağı sıcak bir söz, bir babanın kapıdan giren çocuğunun sesini duyması, bir yaşlının hatırlanması… Bunlar parayla alınamayacak kadar değerlidir.
Bugün birçok insan kalabalıkların içinde yalnızlık yaşıyor. Telefon rehberinde yüzlerce kişi kayıtlı ama derdini anlatacak bir omuz bulamıyor. Sosyal medyada binlerce kişiyle bağlantılı ama gerçek hayatta bir çayın başında dertleşeceği bir dost arıyor.
Aile, insanın ilk sığınağıdır. Düştüğünde elinden tutan, sevincinde sevinen, acısında yanında duran en büyük limandır. Fakat bazen hayat telaşı, geçim derdi, kırgınlıklar ve ihmaller bu limanın kapılarını kapatıyor. Birbirimizi kaybetmeden önce birbirimizin kıymetini bilmek gerekiyor.
Bir gün anne babalar yaşlanacak, çocuklar büyüyecek, evlerin sesleri azalacak. O zaman insan geriye dönüp “Keşke daha çok konuşsaydım, daha çok sarılsaydım, daha çok vakit ayırsaydım” diyebilir. Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur.
Eskiden büyüklerimizin bir sözü vardı: “Gönül yıkmak kolay, yapmak zordur.” Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, gönülleri yeniden onarmaktır. Bir akrabayı aramak, bir büyüğün elini öpmek, bir çocuğun başını okşamak, kırılan bir kalbe dokunmak…
Çünkü insanı insan yapan şey sadece sahip oldukları değil, paylaştıklarıdır.
Aile sofralarını yeniden canlandırmaya, birbirimizin sesini duymaya, birbirimize zaman ayırmaya ihtiyacımız var. Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın en büyük ihtiyacı hâlâ aynıdır: Sevilmek, anlaşılmak ve değer görmek…
Unutmayalım; bir evin ışığı eşyalarla değil, içindeki sevgiyle yanar. Sevgi azaldığında en büyük saraylar bile soğur, sevgi olduğunda küçük bir yuva bile insana huzur verir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Yanımızdaki insanları gerçekten görüyor muyuz, yoksa kalabalıkların içinde birbirimizi kaybediyor muyuz?”

YORUMLAR