DOĞAN ARISOY

DOĞAN ARISOY

[email protected]

Gerçek Engel; Kalbin Hissetmemesidir…

12 Mayıs 2026 - 22:18

Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Engelliler Haftası, çoğu zaman birkaç etkinlik, birkaç konuşma ve birkaç temenniden ibaret sanılır. Oysa bu hafta; bir hatırlatma, bir muhasebe ve bir vicdan aynasıdır. Çünkü engellilik, sadece bir beden meselesi değil; aynı zamanda bir toplumun merhamet, adalet ve anlayış ölçüsüdür.

Bizim medeniyetimizde engelli bireylere bakış, yalnızca bugünün sosyal politikalarıyla şekillenmiş değildir. Tarihimize baktığımızda, bu konuda çok daha derin ve anlamlı örneklerle karşılaşırız. Osmanlı’da kurulan darüşşifalar, sadece hastaların tedavi edildiği yerler değil; aynı zamanda zihinsel ve bedensel engelli bireylerin de şefkatle korunduğu merkezlerdi. Edirne’deki II. Bayezid Darüşşifası’nda, akıl hastalarına su sesi ve musiki ile tedavi uygulanması, o dönemin insan anlayışını göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Bu, sadece bir tedavi yöntemi değil; insanı “insan” olduğu için değerli gören bir anlayışın tezahürüdür.

Dini açıdan baktığımızda da engelliliğin bir eksiklik değil, bir imtihan olduğu açıkça ifade edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), görme engelli sahabe Abdullah bin Ümmü Mektum’u Medine’de defalarca yerine vekil bırakmış, ona önemli görevler vermiştir. Bu, engelli bireylerin toplumdan dışlanması değil; aksine toplumun merkezinde yer alması gerektiğinin en güzel örneklerinden biridir. Yine Efendimiz’in, “Bir mümini rahatsız eden şey, ona kefarettir” hadisi, yaşanan zorlukların manevi değerini ortaya koymaktadır.

Ancak bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz bu anlayışın neresindeyiz? Sokaklarımız, kaldırımlarımız, toplu taşıma araçlarımız engelli kardeşlerimiz için ne kadar uygun? Daha da önemlisi, kalplerimiz ne kadar uygun?

Çoğu zaman engelli bireyleri sadece bir gün, bir hafta hatırlıyoruz. Oysa asıl mesele hatırlamak değil, anlamaktır. Bir görme engellinin bastonuyla yürürken yaşadığı tedirginliği, bir işitme engellinin kalabalık içinde sessizliğe mahkûm oluşunu, bir bedensel engellinin merdiven başında çaresiz kalışını hissedebiliyor muyuz?

Bilinmeyen bir gerçek şudur ki; engelli bireylerin en büyük sorunu, engelleri değil, toplumun koyduğu görünmez duvarlardır. Birçok engelli insan, aslında fırsat verildiğinde neler başarabileceğini defalarca göstermiştir. Tarihte nice alimler, sanatçılar, devlet adamları çeşitli engellere rağmen iz bırakmıştır. Ama onları farklı kılan, engellerinin olmaması değil; fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır.

Milli ve manevi değerlerimiz, bize her zaman “insanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışını öğretmiştir. İnsan ise, kusurlarıyla değil, değeriyle anlam kazanır. Engelli bir bireye uzatılan bir el, aslında insanlığa uzatılmış bir eldir. Onu görmezden gelmek ise sadece bir insanı değil, vicdanı da yok saymaktır.

Unutmayalım ki; hepimiz birer engelli adayıyız. Hayatın ne getireceği belli olmaz. Bugün sağlam adımlarla yürüyen bir insan, yarın bir bastona ihtiyaç duyabilir. İşte bu yüzden mesele acımak değil, anlamaktır. Yardım etmek değil, birlikte yaşamayı öğrenmektir.

Bu hafta vesilesiyle yapılması gereken en önemli şey, sadece söz söylemek değil; adım atmaktır. Bir kaldırımı düzeltmek, bir gönlü kazanmak, bir hayatı kolaylaştırmak… Belki küçük gibi görünen ama aslında çok büyük anlamlar taşıyan adımlar.

Çünkü gerçek engel; gözün görmemesi, kulağın duymaması değil… Kalbin hissetmemesidir.
Engelleri kaldırmak için önce kalplerimizi, sonra yollarımızı düzeltelim; çünkü gerçek engel, sevgisiz ve duyarsız bir bakıştır. Saygılarımla..

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum