UMUT KARAMSARLIĞIN, SEVİNÇ ACININ AZICIK SOLUK ALMASINDAN BAŞKA NEYDİ Kİ?

Kürşad TUNCALI pozitifenerjim@gmail.com



     Kadın, erkeğe dedi ki;
- Sadece biraz zaman. Herşey çok hızlı gelişiyor. Yetişemiyorum, kafam çok karışık. Durup biraz dinlenmek ve olan biteni gözden geçirip sindirmek istiyorum.
     Yutkundu adam. Kesin ayrılıkların gelip kapıya dayandığında hissedilen o ağır, kesif tadı yapıştı genzine. Bir an başı döndü. Kaçınılmaz olanı sindirmeye çalışıyordu. Yakışıklısın diyemediği için karizmasın denmesi gibi bir şeydi buna benzer beylik, klişe, rutin sözler. Alenen ve açık açık söylenemeyen şeyler her zaman böyle gevelenir ve yumuşatılırdı çünkü, bunu içten içe biliyordu.
*
     "Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle
yeniden kucaklaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla
başetmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır." (Murathan Mungan/Yalnız Bir Opera)
*
     Bu dünya zekiler için bir cehennemdir ve bu yüzden bilinci sonuna kadar açık insan hep dertlidir. Başına ağrılar her türlü saplanmaya başlıyordu adamın. Bu hayat aptallara güzel, zekiler için zindan diye düşünmeye başladı adam. Keşke farkında olmasaydı her şeyin, söylenen ve söylenebilecek en ufak zeka pırıltısından bile uzak bir şekilde inanabilseydi söylenebilecek yalanlara. 
     Galiba hep acele etmişti. Hep yapması gereken çok şey olduğunu hissedip, hiç bir şey yapmak istemeyen biriydi. İçinde hep içi boş ukdeler biriktirmişti ve onları dolduracak birini beklerken onlara hep bir başkasını daha eklemişti. Artık beklemekten de vaz geçmek üzereydi şimdi. 
     Umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka neydi ki? Yaşam gerçekle düşün umutsuz bir mücadelesiydi. Her şeyi içine alan koca bir yanılsama daha bekliyordu onu. 
*
     "Ahh uzaktan nazik görünen aşk. Nasılsa acımasız ve kaba denendiğinde." (William Shakespeare)
*
     Yüreğinin tam ortasında büyük bir yorgunluk vardı adamın şimdi. Asla olmadığı ve olamayacağı bir adam üzüyordu onu. O kendiydi. Ondan kalan anılardan niye olduğunu anlayamadığı bir özlem kabarıyordu içinde. Umutları ve kesin inançlarının düştüğü bir savaşın içinde yine kaybetmiş olmanın derin kederi. Onunla birlikte bütün doğan güneşler batmış, açan çiçekler solmuş, yeşeren ümitler solmuştu içinde yine.
      Son kez ürkekçe uzattı ellerini soğumaya başlayan yer kabuğu gibi çatlak bir sesle, öylesine nazik ve duyumsanabilir sesle, düşüncelerinden ayırt edilemez bir fısıltıyla belki kadına;
     - Şu an ki buluşmamız bir daha asla öncekilerle aynısı olmayacak. Bu yüzden titizlikle şunu söyleyebilirim ki, her anın bizim için hazine değerinde olduğunu hatırlatan ve bir daha o anların tekrar yaşanmayacağını ima eden o zehirli sözlerini duyuyorum ve şunu söylememe izin ve lütfen. Biz bu zamanı unutup tam da bunlar söylemeden evvel orada öylece dondurabilirdik sen de benim bize inandığım kadar bize inanabilseydin eğer keşke. Çünkü zaman da mutlulukta bir nesne değil. İnanabileceğimiz kavramlar. Herşeyle birlikte zihnimde yok olup gidecek olan sadece zamanım ve inancımdır. Kalacak olan ise sana olan sonsuz sevgim..."
     Sarıldılar, ayrıldılar. Asılı kaldı zamanın bir yerinde göz göze susan iki insan...