MAHALLENİN HAYALETLERİ!

Kürşad TUNCALI pozitifenerjim@gmail.com

Geçenlerde çocukluğumun geçtiği mahalleden geçtim.
Yıllar olmuştu uğramayalı. Aslında yolum düşmemişti değil; belki de cesaret edememiştim. İnsan bazen geçmişine gitmekten korkuyor. Çünkü hatırladığı şeyleri yerinde bulamamaktan çekiniyor.
Sokağın başında durup etrafa baktım.
Evlerin çoğu kısmen hâlâ oradaydı.
Yollar da. Kaldırımlar da.
Daha eski, daha tozlu, daha viran ve yaban otları sarmış eski bir antika dükkanı gibi görüp hissettim hala anılarımda canlı olan mahalleyi. Ama bir şeyler eksikti.
Önce ne olduğunu anlayamadım. Sonra fark ettim.
Mahalle gitmişti.
Binalar duruyordu yarı eski, yarı yeni, daha sessiz, daha hüzünlüydü ama mahalle yoktu.
Çocukluğumuzun mahalleleri sadece evlerden oluşmazdı çünkü. Her evin bir hikâyesi, her sokağın bir sesi vardı. Yaz akşamları kapı önlerine atılan sandalyeler, elden ele dolaşan çay bardakları, annelerin balkonlardan yükselen sesleri...
“Akşam oldu, eve gel!”
Bu ses bir çocuğun gününün bittiğini haber verirdi.
Şimdi akşam oluyor ama sokağa bakınca günün bittiği anlaşılmıyor. Çünkü başlamış gibi de görünmüyor.

Eskiden mahallede herkes birbirini tanırdı.Kimin oğlu askerde, kimin kızı üniversiteyi kazanmış, kimin evinde hasta var bilinirdi. Birinin derdi mahallelinin derdi olurdu. Kapılar kilitli olsa bile gönüller açıktı.

Şimdi ise güvenlikli sitelerde yaşıyoruz. Kapılar daha sağlam. Duvarlar daha yüksek.Kameralar daha gelişmiş.Ama insanlar daha yalnız.Aynı apartmanda yıllarca oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar var artık. Asansörde karşılaşınca selam vermek yerine telefon ekranına bakan insanlar...

Belki teknoloji gelişti. Belki hayat kolaylaştı. Ama insan insana biraz uzaklaştı.
Mahallenin bakkalı gelirdi aklıma sonra. Küçük dükkânında her şeyden biraz bulunan o insanlar...Veresiye defteri vardı onların. Ama aslında o defterde borç değil, güven yazardı. Bir çocuk dükkâna girerdi.“Annem yarın verecek.” Bakkal amca hiç tereddüt etmeden istediğini uzatırdı.Çünkü mahallede insanlar birbirine kefildi.

Şimdi büyük marketlerde kasadan geçerken kimse yüzümüze bakmıyor. Her şey daha düzenli, daha modern, daha hızlı...Ama daha sıcak mı?İşte orada durup düşünmek gerekiyor.Çocuk sesleri de azaldı mahallelerden.Bizim zamanımızda sokaklar çocuklara aitti. Top oynarken cam kırılırdı.Saklambaç oynarken dizler yaralanırdı.Akşam eve toz içinde dönülürdü.

Şimdi çocukların odaları var. Tabletleri var. İnternetleri var.Ama sokakları yok.Belki bundan dolayı çocuklukları da biraz eksik kalıyor.

Çünkü insan sadece büyüyerek değil, oynayarak da öğrenir hayatı. Yenilmeyi. Beklemeyi. Paylaşmayı. Arkadaşlığı. Birlikte sevinmeyi...

Ekranlar bunların hepsini öğretemiyor. Belki de en çok bayramlar anlatıyor mahallelerin kayboluşunu. Eskiden bayram sabahları erkenden kalkılırdı. Yeni ayakkabılar giyilir, büyüklerin elleri öpülür, kapı kapı dolaşılırdı. Mahallede hangi kapıyı çalsanız sizi tanıyan biri çıkardı.

Şimdi birçok apartmanda komşular birbirinin adını bile bilmiyor.Bayram mesajları geliyor telefona. Yüzlerce mesaj. Ama bir tanesinin bile sıcak bir el sıkışmasının yerini tutmadığını biliyoruz.

Hayat değişiyor elbette. Buna kimsenin itirazı yok. Değişim kaçınılmaz. Zaman durmuyor.Dünya eski dünya değil.Ama insanın içindeki ihtiyaçlar çok değişmiyor.Hâlâ anlaşılmak istiyoruz.Hâlâ bir selamın samimiyetine ihtiyaç duyuyoruz.Hâlâ bir kapının çalınmasını bekliyoruz bazen.Hâlâ yalnız kalmaktan korkuyoruz.Belki de bu yüzden eski mahalleleri özlüyoruz.

Aslında özlediğimiz taş duvarlar değil. Sokaklar değil. Evler değil. Özlediğimiz şey, birbirimize daha yakın olduğumuz zamanlar.Çünkü mahalle bir yer adı değildi Bir duyguydu. Bir aidiyetti. Bir güven hissiydi. Düştüğünde kaldıran eldi.Cenazende omuz veren komşuydu.Düğününde sevincini paylaşan kalabalıktı.Bir tabak aşın komşuya gitmesiydi.Bir çocuğun bütün sokak tarafından korunmasıydı.

Bugün dönüp baktığımda şunu düşünüyorum:Belki mahalleyi kimse kapatmadı.Belki bir karar alınmadı bunun için.Belki birileri gelip kapısına kilit vurmadı.Ama biz acele ederken, yetişmeye çalışırken, kendi dünyalarımıza çekilirken onu yavaş yavaş geride bıraktık.

Yine de umutsuz değilim.Çünkü mahalle dediğimiz şey binalarda değil, insanlarda yaşar.Bir komşunun kapısını çaldığımızda...Bir yaşlının hâlini sorduğumuzda...Bir çocuğun başını okşadığımızda...Bir selamı esirgemediğimizde...Mahalle yeniden kurulmaya başlar.Belki eskisi gibi olmaz.Ama insanın insana iyi geldiği her yerde, mahalleden küçük bir parça yaşamaya devam eder.Ve galiba bugün en çok ihtiyacımız olan şey de budur:Biraz durup bakmak...Ve birbirimizi yeniden hatırlamak.