Öyle bilinç altı temizliğine birkaç dini ritüel ve birkaç ayin yetmez; güya Mehdi'nin de inmesi gerek lâkin hutbelerin sesi çok kısık. Mabetler eskiden daha dolu desen ne gökten bombalar yağıyor imansızlığı kutsayan düşlerden.
İnsanın asıl viranesi yıkık şehirler mi, hayır. En büyük enkazı ise kalbin içinde sessizce çöken mistik mabettir. Taşlar yeniden örülür, kubbeler yeniden yükselir, fakat secdeyi terk eden gönlün çatlaklarını hiçbir mimar kapatamaz. Dünya, aynasını göğe çevirdiğini sanırken, aslında kendi kırık dökük yüzüne bakmaktadır.
İnsan acıkınca yediği helvadan putları yıktığını söylerken yalnızca onların adını değiştirdi. Bir zamanlar taştan oyulan putlar vardı ve bugün ise alkıştan, şöhretten, paradan ve korkudan örülen görünmez dalkavuk putlar dolaşıyor meydanlarda. En tehlikeli put, insanın kendi nefsini kıble edinmesidir, çünkü nefis, gölgesini hakikatin üzerine serdiğinde güneş doğsa bile ortalık yine karanlıktır.
Hakikat, dışarıdaki karanlığı suçlamadan önce içerideki kandilini yakmayı öğretir. Hakikate giden yol, ayakların yürüdüğü mesafeden münezzeh, benliğin eksildiği kadar açılan bir kozmik menzildir. Kişi kendinden adım adım uzaklaștıkça Hakk'a yaklaşır. Damlanın denize kavuşması, denizi büyütmez lâkin damlanın ayrılık işkencesini bitirir.
Beklenen, gökten inecek kurtarıcıdan önce, vicdanın toprağından yükselecek bir diriliştir. Mehdi, sadece zamandan gâyrı, aynı zamanda insanın içindeki adalet özleminin de adıdır. O özlem ölürse, en yüksek minareden yükselen davudi sesler bile yalnızca esrik rüzgârın taşıdığı bir ses olarak kayalıklarda yankılanır.


YORUMLAR