Hayat yolculuğun en zorlu yerinde, ilk adımı attıktan sonra ikinci adımı atmayı başaracağına olan inançla ilerlemek gerekir lâkin bu ilerleme her zaman kolay olmaz; kimi zaman beraberinde sızının ve acının gölgesi düşer.
Acının çoklu örneklerinden biri olarak; kişinin dili, nerdeyse bir alışkanlığa dönüşmüş refleksle, sızı veren bir çürük dişe dokunur. Bu bilinçsizce yapılan küçük bir temas, insanın farkında bile olmadan en hassas noktasına tekrar tekrar dönmesini sağlayarak bütün bir yaşam kalitesini derinden etkileyebilir.
Başlangıç adımlarıyla istikrarlı bir şekilde yol almak isterken kendine engel çıkaran bu direnç, insan üzerindeki en görünmez ve en ağır yüklerden biridir. Acı, unutulması gereken bir iz değil, hatırlanması gerektiğine inandığı için tekrar eden bir eylemdir. Her şeye rağmen, her dokunuş biraz daha yavaşlamaya, biraz daha eksilmeye neden olur.
İnsanoğlu ise düşünme ve fark etme yetisiyle donatıldığından, yalnızca sızı ve acının merkezini bilmekle kalmaz; iyileşme yolunun da yönünü sezme kabiliyetine sahiptir. İşte o kritik eşik gelir... Dilini, acıyan o noktadan geri çekmeyi öğrenmeye başladığında fark eder ki bazı yaralar sürekli kaşındıkça değil, kendi doğal iyileşme sürecine bırakıldığında kapanır ve silinmeye başlar.
Eğer her temas bir hatırlayış ise, o temasın kesildiği her an bir unutma cesareti doğurur. Belki de gerçek anlamda yol almak sadece sürekli ilerlemek değil, ne zaman ve nerede duracağını bilmenin erdemini taşımaktır.
Zamanla kişi fark eder ki aynı noktaya tekrar dokunma refleksi geldiğinde bile bu refleks farkındalığın ışığında içinden akıp gider, tıpkı alışkanlıkların yavaş yavaş yerini bilinçli bir duruşa bırakması gibi.
İnsan hafiflemeye, kendisine rağmen var olma çabasını terk ettiğinde başlar. İşte tam o noktada adımlar yeniden karşılık bulup bir
anlam kazanmaya başlar; yaşamın ritmi artık acının izinden değil, iyileşmenin ritmine uyum sağlar.


YORUMLAR