TOPAL MOLLA HİKAYESİ

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA mehmetceviz69@hotmail.com

    Tarihte yaşanmış bir olay şöyle anlatılır. 1920 yılında Topal Molla lakabıyla tanınan bir zat, Afganistan’da tekke kurmuş. Topal Molla’nın müritleri 3 yıl içinde 200 bine ulaşmış. Müritlerin sayısı 1925’te 300 bini aşan Topal Molla, krala karşı ayaklanma başlatmış.Bir yıl boyunca Afganistan‘da kan gövdeyi götürmüş. O yıllarda Afgan kralı olan Emanullah Han, ülkesini terk etmek zorunda kalmış. Emanullah Han ülkesinden ayrılırken Afgan sınırına geldiğinde yanına bir adam sokulmuş ve çok güzel konuştuğu Urduca’sıyla sormuş: “Beni tanıdın mı? Ben meşhur Topal Mollayım. Afganistan’daki görevimi bitirdim. Şimdi İngiltere’ye dönüyorum.” der. Kral “Seni tanıdım !” demiş ve devamında; “Ben senin İngiliz casusu olduğunu biliyordum. Fakat halkıma o kadar çok tesir etmiştin ki, senin casus olduğuna onları bir türlü ikna edemedim ve inandıramadım” demiş. Ancak Topal Molla çoktan; sakalını kesmiş, sarığını atmış, başına silindir şapkasını giymiş ve sahibi olan İngiltere’ye dönmüştür.

  Ülkemizde olsun, milli ve manevi değerlere sahip özellikle doğu kültürüne ait ülkelerde, buna benzer vakalar, tarihte  çok görülmüş ve hala görülmektedir. Bu da toplumların sorgulayıcı ve eleştiri kültürü olmadığından körü körüne inanmanın getirdiği hazin sonuçlarıdır. Milletine ve Ülkesine ne kadar büyük zarar verdiklerine bakmadan cahilliklerine devam ederler. Müstemleke ülkeler hükümleri altında tutmaya devam etmek için her zaman kaos ortamı oluşturacak yöntemleri bulabilmektedirler. Sorgulamayan toplumlar hem ülkelerini hem Dünyalarını hem de ahiretlerini perişan ettiklerini akıllarına dahi getirmekten acizdirler. Bu tip ülke ve milletler kolay kolay toparlanıp birlik ve beraberliği sağlama da başarı elde edemezler, ettirmemeye de çalışırlar.

    Kimisi politikacı, kimisi din adamı, kimisi de ilim adamı kimisi film adamı olarak kendisini tanıtır ve Kur’an’ın tabiriyle;’ Biz ıslah edicileriz” diyerek topluma bu duyguları enjekte ederler. Şeytani planlarını uygulamak için zemin hazırlarlar. Günü gelince planlarını gerçekleştirirler. Toplum arasında güveni, iyilik ve hayır yapma olan vicdan ve merhamet duygularını köreltme ve kaos ortamı oluşturma ve güven ortamını yok etmek için her yolu denerler. Böyle toplumlarda kullanmaya müsait kara cahilleri bula bilmektedirler.

    Bir Müslüman, düşünerek hareket etmeli, sorgulaya bilmeli, eleştirebilmelidir. Eleştirilere açık olmalıdır. Bunu da  İslami ve imani değerleri koruyarak yapmalıdır. Dini  yaşamak isteyen için Kur’an ve sünnet gibi bir hazine varken başka yerlerden kurtuluş reçetesi aramak beyhude bir çabadır.

Örneğin; İran Seferi,Hz Ömer zamanında yapılmış ve bol miktarda ganimetler elde edilmişti. Savaş dönüşünde bütün sahabelere adil bir şekilde ganimet  dağıtılmıştı. Hz. Ömer’in, Kendisine düşen kumaş parçası bir elbise olacak kadar değildi. Oğlu Abdullah’a düşen kumaş ile birleştirerek üzerine bir hırka diktirmiştir. Bir cuma günü bu diktirdiği hırka ile hutbeye çıkmıştı. “Ey müminler beni dinleyin… diye konuşmaya başladığı an, cemaatten olan sahabe den bir kişi; ”Dağıtılan kumaştan bir elbise çıkmıyor. Fakat sen bir elbise diktirmişsin bunun cevabını vermedikçe seni dinlemeyeceğiz” demesiyle birlikte Hz Ömer, oğlu Abdullah’a dönerek; ”Ey Ömer’in oğlu Abdullah bu sorunun cevabını sen ver” dedi. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ayağa kalktı ve;” Allah’a yemin ederim ki, babamın üzerindeki kumaşın yarısı benim hisseme düşen kumaştır. Babam ikimizin kumaşını birleştirerek kendine bir elbise yaptı bunu da kendine ben teklif ettim. Babacığım sen müminlerin Emirisin. Bana da bir elbise çıkmadığına göre sen bari bir elbise diktir. İtiraz etmesine rağmen  kabul ettirdim. Bu elbise odur.”demiştir. Bunun üzerine  Hz Ömer’i sorgulayan sahabe tekrar sözü alarak; ”Ya Ömer şimdi konuş, hem seni dinliyor ve hem de itaat ediyoruz” dedi. Hz.Ömer ondan sonra hutbesini okumaya devam etti. Bu hikaye adalet ve sorgulayıcı özelliği ile bilinmesi gereken bir kıssadır.

   Bir insanı tanımak için, ölçüsünü Hz Ömer’in aktardığı şu mesaj net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir kimse Hz Ömer’e birisini metheder yani över. Hz Ömer ona sorar; ”Onunla yolculuk yaptın mı? “Hayır” “Onunla alışveriş yaptın mı? “Hayır” “Peki ona komşuluk ettin mi? Adam yine “Hayır” der. Hz. Ömer der ki;” Sen onu tanımıyorsun”

    Selam ve dua kalın.. Hayatımızda hep hayırlı insanlarla karşılaşmamız dileğiyle…