HAKKI BALCI

HAKKI BALCI

[email protected]

"AÇTIRMA BENİM AĞZIMI"

11 Ocak 2026 - 22:56


Öncelikle belirteyim. 
Gazetecilik bir icra makamı değildir. 
Doğru bilgilendirendir.
Gazeteciliği kişisel çıkarlarına paravan yapıp ezir üzür nane yemek değildir. 

Hal böyle ama; tenzih ederek söylüyorum. bu hakikati ne yazık ki unutmuş, arsızlığı ile es geçen utanma duygusunu yitirmiş gazeteciler var.  
Kimler diye sormayın lütfen. Varsayalım seydişehir’de ‘bitane’ böl çarp çıkar topla Türkiye’ye oranla al sana minimum sonuç. 

Asli vazifesi gücü denetlemek olması gerekirken.  Güce yaslanmayı marifet sayar zannetmek mi gazetecilik?
Gazetecilik; oraya buraya şirin görünerek, birkaç içi boş cümleyle vitrin süsü olmak mı?

Erk sahiplerinin isimlerini, ünvanlarını; rızaları dışında kullanıp, kendini onların “sağ kolu”, “gizli aklı”, “olmazsa olmazı” gibi pazarlamak hiç değildir. 

Bu bir başarı hikâyesi değil; mesleğin itibar kaybının kısa özetidir. 
Daha kısası “yalakalıktır. 
Daha da kısası “yavşaklıktır.”

Öyle bir ütopya hasıl olmuşki!
“Ben olmazsam bu şehir olmaz.”
“Ben olmasam alüminyum tesisleri bile kapanır.”
“Sivil toplum örgütleri yerinden kıbırdayamaz”
“Ben yoksam belediye çalışmaz, vali gelmez, bakan gelmez, Alacabel bitmez, yollar kapanır, hızlı tren istasyona uğramaz, atmosferin üstünden  geçer…”

İçine üstencilik, narsistlik kaçmış bir daha da çıkmamış failin…

Devlet, kurumları, makamları hiç bir gazetecinin şahsi PR alanı değildir. 
Şehirler kalemlerin lütfuyla ayakta durmaz. 
Devletin hizmeti, fotoğraf karelerine sığdırılacak bir sadaka değildir. 

Gazeteci; kendini merkeze koyan değil, kamuyu merkeze alan kişidir. Aksi hâlde yapılan iş gazetecilik değil, faydacılıktır. Oportünistliktir. Ve bir yerden sonra adı değişir: yüzsüzlük olur.

10 Ocak, sadece “Gazeteciler Günü” değil; aynı zamanda aynaya bakma günüdür. 
Kim için yazıyoruz? 
Kimin adına konuşuyoruz? 
Kime karşı susuyoruz? 
Bu soruları sormadan kutlanan her gün; mesleğin mezarına bırakılmış bir kuru çiçekten ibarettir.

Gazeteci; gücü kutsamaz, gücü sorgular. İlişki kurar ama mesafe koyar. 
Dost olur,  bağımlı olmaz. Mesafe kaybolunca itibar gider. 
İtibar senin için içi boş bir sıfatsa da; son yıllarda neredeyse bütün cümlelerin ardına ilave edilen dillere pelesenk olmuş itibarsız bir sonlama sözü var. “Yapacak bir şey yok” 

O yüzden bugün alkış değil, muhasebe günü olmalı. Herkes haddini, yerini, sınırını yeniden düşünmeli. Çünkü bu şehir kimsenin tapulu malı değil, bu meslek kimsenin şahsi şov alanı hiç değil.

Hülasa;
Açtırma benim ağzımı…

YORUMLAR

  • 0 Yorum