OKUMAK İNSANİ BİR EYLEMDİR -4

KAMİL BAYSAL baysalkamil@icloud.com


      Aslında okuma eyleminden çok önce konuşma konusunun değerlendirilmesi gerekir. Daha sonra yazı, ondan sonra da okuma üzerine konuşulabilir. İnsan nesli de diğer canlılar gibi milyonlarca yıl konuşmadan, yazmadan, okumadan yaşamıştır. Hayatta kalma becerisi için, doğuştan getirdiği; “Savaş ya da kaç refleksi” ile çeşitli sesler çıkarmış ve benzer durumlarda aynı sesler çıkarıldığından, çıkarılan sesler anlamlandırılmaya başlanmıştır. Günümüzde benzer sesleri değişik hayvanların da çıkararak anlamlandırdıkları ve birbirlerini bu seslerle uyardıkları ifade edilmektedir.

      “Örneğin Yeşil Maymunlar birbirlerini tehlikeye karşı uyarmak için, pek çok farklı ses çıkarırlar. Zoologlar şu ana kadar, “dikkatli ol! Kartal geliyor!” anlamına gelen birini tanımlayabildi. Biraz daha farklı bir diğeri “Dikkat et, aslan!” anlamına geliyor” (Yuval Noah Harari, “Hayvanlardan Tanrılara SAPİENS” 57. Basım, Kollektif Kitap s.37)

        Bitkilerin bile bir çok şeyin farkında oldukları,  bir çok şeyi bildikleri belirtilmektedir.“Beyindeki gulutamat reseptörleri nöral iletişim, anı oluşturma ve öğrenme için çok önemlidir. (Bu reseptörlerin, bitkilerde de olduğu keşfedilmiştir.)” (Bitkilerin Bildikleri, Daniel Chamovitz, Metis Bilim Yayınları s.126) Hani bitkileri bir tarafa bırakalım hemen çevremizde yaşayan hayvanların öğrenebildiklerine tanık olmuşuzdur.

        Öyle ya da böyle hayvanları eğitmek isteyen insanların, önemli diyebileceğimiz başarılar elde ettiklerine tanık olmuşuzdur. Otur, kalk, gel, git, getir, dur, yürü, koş vb talimatları hayvanlara öğretebilmektedirler. 

         İnsanlar da, otur, kalk, gel, git, ye, iç, yat, kalk vb sözcükleri ortaklaşa ezberleyip hafıza oluşturmaya, bu yolla konuşarak anlaşmaya başlamışlardır diye düşünüyorum. Daha sonra bu sözcükler çizgilerle, resimlerle, sembollerle ifade edilmeye başlanmış ve yazı geliştirilmiştir.Yazının geliştirilmesi de milyonlarca yıllık bir süreci gerektirmiş olmalıdır.
        Harari, bilişsel devrimin ve kurgusal dilin 70.000 yıl öncesinde ortaya çıktığını ifade etmektedir. Kişisel kanaatim odur ki, insanlar konuşma yeteneğini çok daha önceden kazanmış olmalıdırlar. Bir başka ifade ile; konuşmanın yazıya dökülmesi için en az altmış yetmiş bin yılın daha yaşanması gerekmiştir.  

        “Eğer uygun içgüdüler yoksa insanlar, kitleler halinde işbirliği ağlarını nasıl oluşturuyorlar? Cevap kısaca şudur: İnsanlar hayali düzenler yaratıp, yazıyı icat ettiler ve bu ikisi biyolojik mirasımızın boş bıraktığı yerleri doldurdu. (Harari, a.g.e. s.142)

        Yazının icadı ve sonrasında da insanlık, bu günkü yazı tekniklerine ulaşıncaya kadar, oldukça zor bir süreç yaşamıştır. Bir başka ifade ile; her şeyde olduğu gibi yazı da, kendi alanında uzun ve zorlu bir evrim süreci yaşanmıştır. Önce resimlerle başlayan ifade şekilleri çivi yazısına dönüşmüştür. Önceleri resimler daha çok kaya zeminleri üzerine çizilirken, zeminde kullanılan malzemede de, epey değişim ve gelişim olmuştur.

       “M.Ö 4000 yılından itibaren kil tablet kullanımı çeşitli bölgelerde-  başlangıç olarak özellikle Mezopotamya da kullanılır. Sümerler tarafından bulunan ve yaygın halde kullanılan çivi yazısı medeniyet başlangıcı olarak bilinir. (…) M.S 1500 yıllarından itibaren Çinliler tarafından yapılan kağıt, ana maddenin ıslatılması ve file gibi gözenekli bir maddenin üstünde düzleştirilmesiyle yapılır. Bu file yardımıyla akan fazla su geriye ince bir tabaka bırakır. Elde edilen tabaka güneşte kurutulup ağırlık altında bekletilir ve kağıt haline getirilir.”  (wikipedia)

       Kısaca insanlık alemi, duygu ve düşüncelerini görünür olarak ifade edebilmek için taş, kemik,  metal ve benzeri maddelerden, papirüs, keten, bambu yapraklarına oradan deri (parşömen) ve nihayet kağıt kullanmaya doğru çeşitli malzemelerden faydalanmıştır. 

        Artık teknolojik gelişmeler, bizim fiziksel gelişim ve değişimizin kat kat üstünde bir hızla yaşanmaktadır. İnsanlığın teknolojiye uyum sağlaması gerçekten güçleşmiştir. Bu gün bir çok konuda nasıl yapıldığını bilmediğimiz süreçleri kolayca aşabilmekteyiz. Bunlardan birisi de yazı yazıp okumak, aktarmak ve çoğaltmaktır. Resim ve yazılar günümüz koşullarında sanal ortamlarda uçuşmaktadır. Bu yazılar sanal ortamda okunabilmekte, başka sanal ortamlara aktarılabilmekte ya da kağıt üzerine baskı yapılabilmektedir. Belki bir çoğumuz düşünme gereği bile duymuyoruz ama yazı bence, az zamanda (aşağı yukarı 5.000 yıl) muazzam bir gelişim göstermiştir.

        Gelecek yazıda görüşelim.