DURAKSIZ

GURBET MİRAN gurbetmirandemir12@gmail.com


Aklımın sende olduğunu bile bile, olur olmaz zamanlarda Cemre misali düşüyorsun aklıma.
Aklım almıyor bu hâlleri; bomboş bakışlarla izliyorum… Zemheriden gelen bir bahar cilvesi mi bu, yoksa gelmeyen baharın bir işareti mi?
Bilmiyorum.
Artık hiçbir şey bilmiyorum. Senden geriye, giden bir aklın boş bakışları kaldı sadece.

Dolu vurmuş duygularım, delik deşik hâlde…
O hâlde aklıma düşmeler niye?
Nasıl bir bulmaca bu? Çözmeye çalıştıkça dibe batıyorum, denizin kıyı yerinde…

Bugün yine doğdun, gökyüzünün en berrak köşesinde, sarı-kızıl renginde.
Biliyorum,  gideceksin yine akşam vaktinde 
Ve biliyorum ki ben yine cebelleşeceğim; ay doğmuş, kara bürünmüş geceyle, seher vaktini bekleyen saatlerde…
Bile anlamıyorum artık ne dediğimi.
Düş/ten düşe kalka hâllere sarıldım; nasıl sarılıyorsam… Kendimi kan revan içinde buluyorum, yara bere almış bedenimle.

“Çocuk mu kalsaydım?” diye geçiriyorum içimden.
İçimdeki yaralı çocuk perişan vaziyetteyken, “Haksızlık bu,” deyip okşuyorum başını.
Teselli edecek bir cümlem bile yokken, sadece “Sabır” diyebildim.
Sabrın sonu selamet dedikçe kanıyor yüreğim; duraksız, çoktan beni terk etmiş aklımın boş bakışlarının çerçevesine kilitlendim yine.

Mahzen yüreğime hapsettiğim kadınlığım ve törpüleyemediğim duygularıma esir…
Belki yarın, belki yarından da yakın cümlelerle teselli ettim kendimi; kendime inanan sözlerle.