YÜZE PİYAZ: İNCİTMENİN EN SİNSİ YOLU
Toplum olarak garip bir alışkanlığımız var: Kırarken gülümsemek. İncitirken “şaka yaptım” demek. Üstüne bir de kendimizi nazik sanmak. Adına da masumca “yüze piyaz yapmak” diyoruz. Oysa bu, masum bir davranış değil. Bilakis, samimiyetsizliğin, riyakârlığın ve karakter zaafının en sinsi hâlidir. Çünkü bu tavırda ne açık bir düşmanlık vardır ne de dürüst bir uyarı. Her şey üstü kapalı, imalı ve hesaplıdır .İşin en tehlikeli tarafı da budur. Açıkça kıran insandan sakınırsınız; ama gülerek kıran insana karşı eliniz ayağınız bağlı kalır.
Allah Resûlü’nün (s.a.v.) ümmeti adına en çok korktuğu şeylerden biri olan riya, bugün en çok da bu tür davranışlarda kendini göstermiyor mu? İnsanların gözüne girmek, ortamda sivrilmek, laf arasında iğnelemek. Sonra da geri çekilip masum rolüne bürünmek.
Günlük hayatın sıradan bir sahnesi hâline geldi bu durum. İş yerlerinde okullarda kahvelerde sokakta insanlar hep birilerini eleştirir. Öz eleştiriyi hiç düşünmez. Çünkü herkesin kendisi haklıdır. Masumları, yoksulları hor görür, onlara hava atarak insanlıktan nasip almayan insanların davranışlarıdır. Bir ortamda birinin eksiği ima yoluyla dillendirmek, Gülüşmeler arasında kişi küçük düşürmek, insanlık adına utanç verici davranışlardır. Söylemle insanların eledikten sonra “Ben kötü bir şey demedim ki…” diyerek işin içinden çıkmaya çalışır. Evet, belki açıkça kötü bir söz söylemez ama kalbe dokunan, iz bırakan o ince darbe çoktan insanların kalbine vurulmuş olur.
Çünkü insan, hatasının söylenmesinden değil; nasıl söylendiğinden incinir. Bir kusur, yalnızken dile getirilirse nasihat olur. Kalabalıkta söylenirse, ona karşı büyük kötülük yapılmış olur ve düşmanca davranış demektir. Bugün kaybettiğimiz şey tam da bu inceliktir. Eskiler “ayıp örtmek” derdi. Şimdi ise ayıbı örtmek değil, ustaca ortaya dökmek marifet sayılıyor. Üstelik bunu yaparken nezaket maskesi takılıyor. Oysa bu maskenin ardında ne samimiyet var ne ihlas ne de iyi niyet.
Yüze piyaz yapmak sadece karşıdakini incitmez; yapanın da kalbini köreltir. Çünkü insan alışır. Önce şaka der, sonra tarz hâline getirir. Bir süre sonra da kırdığını fark etmez hale gelir. Asıl çürüme işte burada başlar .İnsan, hele ki Müslüman; olduğu gibi olmalı. Sözünde, tavrında, niyetinde açık ve dürüst olmalı. Dostlukta da, işte de, ailede de aynı samimiyeti taşımalı. Eğip bükmeden, imaya kaçmadan, kırmadan konuşabilmelidir.
Eğer bir uyarı yapılacaksa, bu kalabalıkta değil; yalnızken ve edep ile yapılmalı. Çünkü amaç düzeltmek olmalı, küçük düşürmek olmamalıdır.
Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi:“Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”
Unutmayalım. Gönül kırmak ustalık değildir. Asıl ustalık, kırmadan konuşabilmektir. Sözle yaralamak kolaydır. Ama bir gönlü onarmak, emek ister, vicdan ister, samimiyet ister. Dil, ya yaradır ya şifa. Bugün gidişata bakıyoruz da, bir çok insan şifa vermek yerine ustaca yara açmayı tercih ediyor. Mimik hareketleriyle, tavırlarıyla, bakışlarıyla maalesef alaycı tavırlarıyla cahil kesimler mevcut. Adab-ı muaşeret yok olmuş, enaniyet, bencillik şükürsüzlük almış başını gidiyor. Minnet duygusu yok olmuş Terbiye sınırları ortadan kalkmış, utanma ve ar duygusu birçok insanda izi bile kalmamış. Allah akıbetimizi hayreylesin.
Eğilip bükülmeden. Yüze piyaz olmadan elif gibi dosdoğru ihlaslı, samimi içten, doğal yani insan gibi insan olmak dileğiyle..
Selam ve Dua ile Kalın.