ÇANAKKALE KARA SAVAŞI'NDA DESTAN YAZAN SESSİZ KAHRAMANLAR ANISINA…
Çanakkale Kara Savaşı, 25 Nisan 1915 - 9 Ocak 1916 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan 1915’te karaya çıkarma yaparak siper savaşlarını başlatmış, savaş karada uzun süre devam etmiştir. Savaş sonucunda Osmanlı kesin bir zafer kazanmış; yaklaşık 255 bin zayiat vermiş, bunun yaklaşık 57 bini şehit olmuştur. Düşman kuvvetlerinin ise yaklaşık 300 bin zayiat verdiği, 60 bin civarında ölü olduğu kayıtlara geçmiştir.
Gelibolu Yarımadası’nda yer alan Çanakkale Savaşı tarihî alanları arasında Arıburnu (Anzak Koyu), Conk Bayırı, 57. Piyade Alayı Şehitliği, Kanlısırt, Seddülbahir, Ertuğrul Koyu, Morto Koyu, Mecidiye Tabyası, Kilitbahir, Alçıtepe ve Sargı Yeri Şehitliği gibi nice destanın yazıldığı mekânlar bulunmaktadır.
Tarih, bazı anları sadece kaydetmez. Onları kalplere kazır. İşte Çanakkale Kara Savaşları, böyle bir hakikatin adıdır. Bu savaş; silahların değil, yüreklerin konuştuğu, imanın mermiye galip geldiği bir diriliş destanıdır. Cephede yokluk diz boyuydu. İmkânlar çok kısıtlıydı. Normal istihkak yeterince gelmediği zaman asker, üzüm hoşafı ve ekmekle yetinmesini bilmiş; acizlenmeden, büyük bir moralle savaşmış ve düşmanı geldiğine pişman etmiştir. İman, her şeyin üstündeydi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Seyit Onbaşıdır. Seyit Onbaşı, sırtına aldığı 276 kiloluk mermiyle sadece bir topu değil, adeta bir milletin kaderini kaldırmıştır. O mermiyi kaldıran sadece kol gücü müydü? Hayır! O, imanla yoğrulmuş bir azimdi. O an, insanın sınırlarının imanla nasıl aşılabileceğinin en açık delilidir. Sırtına aldığı o devasa mermiyle sadece bir topu doldurmadı; tarihin akışını değiştirdi. O mermiyi kaldıran kas gücü değil, vatan sevgisiydi. Bir başka sahne… Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal Paşa’nın askerlerine verdiği o unutulmaz emir: “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”
Bu söz, bir milletin gözünü kırpmadan şehadete yürüyüşünün ifadesidir. O an zaman durmuş; ölüm, korkulacak bir son olmaktan çıkmıştır. Ama Çanakkale sadece cephedeki kurşunlardan ibaret değildi. Aynı zamanda insanlığın da sınandığı bir yerdi. Manevî desteğin de hissedildiği bir ölüm kalım meydanıydı. Siperler o kadar yakındı ki, zaman zaman düşman askerleriyle göz göze geliniyordu. Bir gün yaralanan bir Anzak askeri siperler arasında can çekişirken, bir Mehmetçik kendi hayatını riske atarak onu sırtına alıp güvenli bir yere taşımıştır. Düşman dediğin insan, o an kardeş oluverir. İşte Çanakkale, düşmana bile merhameti öğreten bir mekteptir.
Cephede yiyecek yok denecek kadar azdı. Askerin öğünü çoğu zaman bir parça ekmek ve hoşaf suyuydu. Ama buna rağmen şikâyet yoktu. Çoğu zaman gün aşırı oruç tutarlar, arazide buldukları otlarla iftar açar, sahur yaparlardı. Hatta bir asker arkadaşına şöyle der: “Aç olsak da, yorgun olsak da önemli olan vatandır; vatan sağ olsun.”
Daha çocuk yaşta delikanlılar, başlarında kına ile cepheye gelirdi. Komutanları sorardı:
“Bu kına nedir?”
Cevap ibretlikti:
“Anam yaktı komutanım. Kurbanlık koyunlara da kına yakarlar.”
O analar evlatlarını askere değil, şehadete uğurluyordu. Örneğin 57. Alay… Savaşın en kritik anında gözünü kırpmadan ileri atılmış ve neredeyse tamamı şehit düşmüştür. Ama geride bıraktıkları sadece bir hatıra değil; bir milletin bağımsızlık aşkıdır. Çanakkale’de öyle anlar yaşandı ki… Kurşunlar havada çarpıştı, dualar göğe yükseldi, genç bedenler toprağa düştü ama bir millet ayağa kalktı.
Bugün o topraklara giden herkesin içi ürperir. Çünkü orada sadece şehitlerin mezarları değil; bir milletin yeniden dirilişi vardır. Gelibolu, bir coğrafya değil; büyük bir fedakârlık, vatan ülküsü ve onurla yazılmış destanın adıdır. Orada sadece bir savaş değil; bir ahlak, bir duruş ve bir iman yatmaktadır.
Bugün bize düşen, o ruhu sadece hatırlamak değil, yaşatmaktır. Çünkü Çanakkale geçmişte kalmış bir zafer değil; her neslin omuzlarında taşınması gereken bir emanettir.
Her Türk evladının Çanakkale savaşının yapıldığı yerleri, Kurtuluş Savaşı’nın ve Anadolu’daki diğer mücadelelerin yaşandığı alanları görmesi bir sorumluluktur. Okulların öğrencilerini bu alanlara götürmesi, ibret almalarını sağlaması gerekir. Hatta bu ziyaretler eğitim müfredatında daha güçlü şekilde yer almalıdır. Aynı şekilde, umreye veya hacca gidecek insanlarımızın da bu toprakları ziyaret ederek ecdat bilinciyle manevî yolculuklarına çıkmaları daha anlamlı olacaktır.
Başta Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları olmak üzere, Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs Harekâtı’nda ve bu vatan için can veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimizi minnetle anıyorum. Rabbim, vatan, bayrak, din ve ezan için görev yapan tüm asker ve güvenlik güçlerimizi her türlü bela ve musibetten korusun.
Selam ve dua ile kalın.