YÜKSEL KÖKER İLE KÜLTÜR VE EDEBİYAT ÜZERİNE…

YÜKSEL KÖKER İLE KÜLTÜR VE EDEBİYAT ÜZERİNE…
03 Haziran 2026 - 01:11
Reklam
1. Merhaba Yüksel Bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?

Merhabalar, ben Yüksel Köker. Konya’nın Yunak ilçesinde doğdum ve halen burada ikamet etmekteyim. Türk Dili ve Edebiyatı ile Yeni Medya ve Gazetecilik eğitimi aldım. Bu iki alan, hem dilin inceliklerini hem de anlatının modern mecralardaki karşılığını anlamamda önemli bir temel oluşturdu.

Yazarlık yolculuğum aslında çok erken yaşlarda başladı. İlkokul yıllarında öğretmenimin “Yüksel, sen okursun” diyerek bana duyduğu güven, içimde yazıya karşı bir özgüven duygusu oluşturdu. Lise yıllarında ise edebiyat öğretmenimin beni edebiyat okumaya yönlendirmesi bu süreci daha da derinleştirdi. Bu iki güçlü yönlendirme, yazıya olan ilgimi bir meraka, zamanla da bir yaşam biçimine dönüştürdü.

Yaklaşık kırk yıldır şiirler, iç ses yazıları, kısa hikâyeler ve günlükler kaleme alıyorum. Ancak son on yıldır bu birikimi kitaplaştırmaya başladım. Yazdıklarımı daha geniş bir okur kitlesiyle buluşturma fikri bu dönemde somutlaştı. Edebiyat yolculuğumda beni en çok etkileyen isimlerden biri ise Dostoyevski oldu. Özellikle “Kumarbaz” romanını okuduğumda hayal gücünün sınırlarını yeniden düşündüm ve bu derinlik beni yazma konusunda daha da teşvik etti.

Kısacası yazarlık serüvenim; öğretmenlerimin yönlendirmesi, uzun yıllara yayılan yazma alışkanlığım ve edebiyata duyduğum güçlü hayranlığın birleşimiyle şekillendi. Bu yolculuk benim için hâlâ devam eden, sürekli gelişen bir anlam arayışıdır.

2.  Sizi yazmaya yönlendiren etken neydi? Yazma gereğini neden hissettiniz?

Beni yazmaya yönlendiren etken, hayatın görünmeyen taraflarına duyduğum merak oldu. İnsanların yüzlerinde sakladıkları hikâyeler, bir akşamüstü güneşinin bıraktığı hüzün, bir vedanın ardından odada kalan sessizlik... Bütün bunlar bende daima kelimelere dönüşmek isteyen bir iz bıraktı.

Yazma gereğini ise kendimi ifade etmekten çok, kendimi anlamak için hissettim, çünkü insan bazen en doğru sorularını yazarken sorar ve en samimi cevaplarını yine yazarken bulur. Kalem, zamanla benim için bir anlatma aracından çok bir düşünme biçimine dönüştü.
Yazdıkça gördüm ki kelimeler yalnızca cümle kurmaz; anıları korur, duyguları derinleştirir ve insanın iç dünyasına ayna tutar. Bu yüzden yazmak benim için bir tercih değil, ruhumun doğal bir hâlidir. Bir kuşun göğe yönelmesi, bir nehrin denize kavuşmak istemesi gibi, ben de düşüncelerimin ve duygularımın kelimelerle hayat bulmasına izin veriyorum.
Belki de yazmak; geçen zamana küçük bir not düşmek, unutulmaya karşı hafızayı diri tutmak ve insan olmanın anlamını aramaya devam etmektir.

3. Kaleme almış olduğunuz eserler ve bu eserlerin arka planında yatan düşünsel süreç hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Yazın serüvenimde farklı türlerde eserler kaleme aldım. Bunların arasında bir gerçek hayat romanı, metafizik boyutlarıyla dikkat çeken ve gerçekte yaşanmış olaylardan esinlenen iki anlatı ile ağırlıklı olarak fantastik kurgu eserler bulunuyor. Türler farklı görünse de hepsini birbirine bağlayan ortak bir damar var: insan ruhunun derinliklerine, varoluşun bilinmezliklerine ve duyguların görünmeyen katmanlarına duyduğum ilgi.
Fantastik edebiyat benim için yalnızca hayal gücünün sınırlarını zorlamak değil; aynı zamanda gerçeği farklı semboller ve metaforlar aracılığıyla yeniden yorumlamaktır. Bu nedenle eserlerimde sıkça düş ile gerçek, zaman ile zamansızlık, görünen ile görünmeyen arasında gidip gelen karakterlere rastlamak mümkündür. Okuyucunun sadece bir hikâye takip etmesini değil, aynı zamanda kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkmasını amaçlıyorum.

Metafizik temalı eserlerimin arka planında ise insanın bilinmeyene duyduğu kadim merak yatıyor. Hayatın yalnızca maddi gerçeklikten ibaret olmadığı düşüncesi, karakterlerimin iç çatışmalarına ve hikâyelerin atmosferine yön veriyor. Bu anlatılarda yaşanmış olaylardan hareket etsem de, olayların ruhsal ve felsefi yansımalarını incelemeyi daha önemli buluyorum.

Eserlerimin tamamında romantizm, felsefe ve edebî estetik anlatım dili önemli bir yer tutar. Romantizmi yalnızca iki insan arasındaki duygu bağı olarak değil; insanın hayata, doğaya, zamana ve hatıralara duyduğu özlem olarak ele alıyorum. Felsefe ise metinlerimin görünmez omurgasını oluşturuyor. Karakterler çoğu zaman aşkı, ölümü, zamanı, yalnızlığı ve hakikati sorgularken aslında okuru da bu sorgulamaya davet ediyor.

Yazma sürecimde en çok önem verdiğim kavramlardan biri "düşsel gerçeklik"tir. Bana göre insan yalnızca yaşadıklarıyla değil, hayal ettikleriyle de var olur. Bu nedenle eserlerimde gerçeklik ile düşler birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz; aksine iç içe geçerek yeni anlam katmanları oluşturur. Kalemim, bazen bir bozkırın sessizliğinde dolaşır, bazen yıldızların arasındaki bilinmez bir geçitte, bazen de insan ruhunun en kuytu köşelerinde. Yazarken amacım yalnızca olay anlatmak değil; okuyucunun zihninde ve kalbinde uzun süre yaşamaya devam edecek duygular ve sorular bırakabilmektir.

Kısacası, eserlerim hayal gücü ile hakikat arasında kurulmuş edebî köprülerdir. Her biri farklı bir hikâye anlatsa da, özünde insanın kendini ve evrendeki yerini arayışının izlerini taşır. Bu arayış da benim için yazmanın en temel sebebi ve en büyük ilham kaynağıdır.

4. Eserlerinizi kaleme almadan önce nasıl bir hazırlık süreci izliyorsunuz?

Bir eseri kaleme almadan önce zihnimde önce kurgu filizlenir. Hikâyenin omurgasını oluşturan temel düşünceyi, karakterlerin ruh dünyasını ve olayların akışını tasarlarım. Benim için kurgu, bir yapının temeli gibidir; sağlam olmadığında üzerine inşa edilen hiçbir ayrıntı istediğim etkiyi oluşturmaz.

Kurgunun ana hatları belirginleşmeye başladığında araştırma sürecine geçerim. Eserin geçtiği dönem, mekân, kültürel yapı ya da ele aldığım konu neyi gerektiriyorsa o alanlarda okumalar yapar, notlar alırım. Araştırma, yalnızca bilgi toplamak değil; aynı zamanda anlatının inandırıcılığını ve derinliğini besleyen bir yolculuktur.

Bütün bunların ardından sınırsız hayal gücü devreye girer. Gerçeklikten aldığım parçaları düşsel unsurlarla harmanlar, karakterlerin iç dünyalarında ve olay örgüsünde yeni kapılar açarım. Özellikle fantastik ve metafizik temalar üzerinde çalışırken hayal gücü benim için yalnızca bir araç değil, anlatının ana damarlarından biridir.

Kısacası yazma sürecim; önce kurgu, ardından araştırma ve son olarak tüm sınırları aşan hayal gücünün birleşiminden oluşur. Bu üç unsurun uyumu, ortaya çıkan eserin hem düşünsel hem de edebî açıdan güçlü bir zemine oturmasını sağlar.

5. Günümüzde okuma-yazma oranı yüksek olmasına rağmen gazete, kitap ve dergi okumayan geniş bir kesim var. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Günümüzde okuma-yazma oranlarının yükselmiş olması elbette sevindirici bir gelişme. Ancak okuma-yazma bilmek ile okuma kültürüne sahip olmak arasında önemli bir fark bulunduğunu düşünüyorum. İnsanlar artık bilgiye ulaşmak için kitaplara, dergilere veya gazetelere eskisi kadar ihtiyaç duymuyor. Dijital ortamlar, internet ve sosyal medya sayesinde bilgi birkaç saniye içerisinde ekranlara düşüyor.

Teknolojinin sağladığı bu hızın önemli avantajları olduğu kadar bazı olumsuz sonuçları da var, çünkü bilgiye hızlı ulaşma alışkanlığı, birçok insanı derinlemesine okumaktan uzaklaştırabiliyor. Uzun bir makaleyi ya da bir kitabı sabırla okumak yerine kısa içeriklerle yetinme eğilimi giderek yaygınlaşıyor. Bu durum, düşünme ve sorgulama süreçlerini de etkileyebiliyor.

Son yıllarda yapay zekâ uygulamalarının hayatımıza girmesiyle birlikte bilgiye erişim daha da kolaylaştı. İnsanlar merak ettikleri konuların cevaplarını birkaç saniye içinde alabiliyor. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var... Bilgiye ulaşmak ile bilgiyi özümsemek aynı şey değildir. Kitaplar yalnızca bilgi vermez; hayal gücünü geliştirir, empati kurmayı öğretir, insanın düşünce dünyasını derinleştirir ve ona farklı bakış açıları kazandırır.

Ayrıca günümüzün hızlı yaşam temposu da insanların okuma alışkanlıklarını etkiliyor. Sürekli bildirimler, kısa videolar ve dijital içerik bombardımanı, dikkat süresini kısaltıyor. Oysa kitap okumak zaman, sabır ve zihinsel emek gerektiren bir uğraştır.
Ben bir yazar olarak, dijital dünyanın kitapların rakibi değil, doğru kullanıldığında destekleyicisi olabileceğine inanıyorum. Ancak hiçbir teknoloji; bir romanın sayfaları arasında yapılan uzun bir yolculuğun, bir şiirin insan ruhunda bıraktığı izlerin ya da bir düşünce eserinin okurda oluşturduğu derin sorgulamanın yerini tam anlamıyla dolduramaz. Bu nedenle gelecekte de okuma kültürünü canlı tutmanın, bilgi çağında en önemli sorumluluklarımızdan biri olduğunu düşünüyorum.

6. Ne zamana kadar yazmaya devam etmeyi düşünüyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?

Yazmak benim için belirli bir zaman dilimine sığdırılabilecek bir uğraş değil, hayatın kendisiyle iç içe geçmiş bir yolculuktur. Bu nedenle akıl sağlığım ve bedensel sağlığım el verdiği sürece yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Yazmak, benim için nefes almak kadar doğal; düşüncelerimi, hayallerimi ve hayata dair gözlemlerimi anlamlandırmanın en güzel yollarından biridir.

Bugüne kadar edebiyatın farklı türlerinde eserler vermeye çalıştım. İki adet Türk mitolojisi temalı fantastik roman, bir gerçek hayat romanı, bir deneme kitabı, üç fantastik roman, bir adet polisiye, iki çocuk hikâye kitabı, üç hikâye kitabı ve bir şiir kitabı kaleme aldım. Her eser, zihnimde açılan farklı bir kapının, farklı bir düşsel ve düşünsel yolculuğun ürünüdür.
Edebiyatın en güzel tarafı, insanı sürekli yeni ufuklara çağırmasıdır. Bu nedenle üretmeye ve yeni projeler geliştirmeye devam ediyorum. Şu sıralar üzerinde çalıştığım projeler arasında bir biyografi romanı ve bir kişisel gelişim kitabı bulunuyor. Biyografi romanında bir insanın hayat serüvenini edebî bir dille anlatmayı hedeflerken, kişisel gelişim kitabında ise yaşanmışlıkların, gözlemlerin ve hayat tecrübelerinin ışığında okuyucuya farklı bakış açıları sunmayı amaçlıyorum.

Yazarlık benim gözümde varılacak bir nokta değil, sürekli devam eden bir keşif yolculuğudur. Kalemim yazabildiği, zihnim yeni hikâyeler kurabildiği sürece bu yolculuğa devam etmeyi istiyorum.

7.  Okurlara, gençlere ve yazmayı düşünenlere ne söylemek istersiniz?

Öncelikle gençlere ve yazmayı düşünen herkese bol bol kitap okumalarını tavsiye ederim. İyi bir yazar olmanın yolu öncelikle iyi bir okur olmaktan geçer. İnsan ne kadar çok okursa kelime hazinesi o kadar gelişir, düşünce dünyası o kadar zenginleşir ve kendini ifade etme becerisi o kadar güçlenir.

Kitap okumak yalnızca edebiyatla ilgilenen insanlar için değil, hayatın her alanında başarılı olmak isteyen herkes için büyük bir kazanımdır. Çok okuyan kişi Türkçeyi daha iyi öğrenir. Türkçeyi iyi öğrenen ise okuduğunu daha doğru anlar. Bu durum sadece sözel derslerde değil, matematik ve fen gibi alanlarda da önemli bir avantaj sağlar. Günümüzde özellikle üniversite sınavlarında çıkan yeni nesil soruların büyük bölümü paragraf, yorumlama ve anlama becerisi üzerine kuruludur. Sorunun ne istediğini doğru anlayan öğrenci, çözümün yarısını zaten tamamlamış demektir.

Yazmak isteyen gençlere ise sabırlı olmalarını öneririm. İlk yazdıkları metinlerin kusursuz olmasını beklemesinler. Yazarlık; okumak, gözlem yapmak, düşünmek ve sürekli kendini geliştirmekle olgunlaşan uzun bir yolculuktur. Her gün birkaç sayfa okumak ve birkaç satır yazmak bile zamanla büyük bir birikime dönüşür.

Ayrıca kendi alanlarında değil; tarih, felsefe, psikoloji, bilim ve sanat gibi farklı alanlarda da okumalar yapmalarını tavsiye ederim. Güçlü eserler, geniş bir bilgi ve kültür birikiminin üzerine inşa edilir. Hayal gücü önemlidir; ancak hayal gücünü besleyen en önemli kaynaklardan biri de okumaktır.

Bir yazar olarak şuna inanıyorum... Kitaplar yalnızca bilgi veren nesneler değildir. Onlar insanın düşünme biçimini değiştiren, ufkunu genişleten ve hayata farklı pencerelerden bakmasını sağlayan sessiz öğretmenlerdir. Bu yüzden gençlere vereceğim en önemli tavsiye; ekranların hızına kapılmadan kitaplarla dost olmaları, merak etmeleri, araştırmaları ve öğrenmekten hiçbir zaman vazgeçmemeleridir.
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum