Yer çekimine inat yavru kuşun yuvadan ilk uçuşu ve ilk heyecanı...
Onu uçmaya iten kanatları vardı ve yazılımın kodları bir yerden başlama komutunu verdi. Önce çevre kontrolü yaptı ve kendini aşağıya bıraktı. Yere çakılacak mı? Hayır, çünkü kanatları açıldı ve uçtu, sonra kanat çırparak uçmayı da öğrendi.
Ne demişti şair? Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.
Belki de mesele, uçmak değil, düşüşle yüzleşebilme cesaretiydi. Yerçekimi, yalnızca aşağıya çağıran bir yasa değil; iradeyi ölçen kadim bir soru olarak vardı.
Yavru bir kuş, yere çakılmayacağını bilemezdi. Ne bir bilgiye sahipti ne de bir garantisi vardı. Sadece içgüdülerle harmanlanmış bir inanç ve kanatlarına emanet edilmiş zayıf bir ihtimal bulunuyordu.
İnsan da farklı değildir. Çoğu zaman kendi kodlarını yazmaz ama bir gün, o görünmez satırlardan biri "başlat" komutunu verir. Geri dönme tuşu yoktur artık. İnsan, düşüşte öğrenir uçmayı. Uçarken değil; çünkü cesaret, yere hiç yaklaşmamak değil, yere rağmen havada kalabilmektir.
Sonra ne mi olur? Kuş ölür, insan yorulur, zaman akar gider. Geriye ise sadece o uçuş kalır. Peki nereye ve nasıl? Hatırlanan, varış noktası değil de boşlukta alınan o ilk karardır.


YORUMLAR