Dertler gerçeğin kendisi değil, üzerine çökmüş ve dağılmayı bekleyen sis bulutlarıdır. Bazen gözünü yormuş ve görüş mesafeni düşürmüş olabilir lâkin sonsuza kadar sürmeyeceği de aşikar.
Sis ne kadar yoğun olursa olsun, onun ardında hâlâ ışık vardır; sadece senin gözün henüz onu seçememiştir. Her nefes, her adım, o bulanıklığın içinde küçük bir yol açar ve zamanla bu yollar birleşerek ufku yeniden görünür kılar. İnsan, sisin içinde kaybolduğunu sandıkça, aslında kendi direncini ve sabrını keşfeder.
İşte o an gelir... bulutlar ağır ağır dağılır, gökyüzü temiz ve berrak hâline kavuşur. Dertlerin ağırlığı, yerini hafif bir esintiye bırakır; kalp, taze bir nefesle yeniden ritmini bulur. Sis geride kalır fakat ardında bir ders ve bir umut bırakır, çünkü her geçici karanlık, ışığın kıymetini hatırlatır insana.
Sisle baş başa geçen saatlerin, aslında insanın kendi iç sesini dinlediği anlardır. İçinden geçen fısıltılar, unutulmuş hayaller ve bastırılmış duygular, bulutların ardında gizlenir. Bu sessiz bekleyiş, bir nevi ruhun aynasında kendini görmesidir; korkular, endişeler ve küçük kırılmalar hepsi bir araya gelir, bir tablo gibi önünde durur. İnsan, bu tabloya bakmayı öğrendikçe, kendi gücünü ve kırılganlığını aynı anda tanır.
Sis çekildikçe, dünya yeniden parlar gözünde. Her bir ışık hüzmesi, bir kapıyı aralar; geçmişin ağırlığı hafifler, kalbin derinliklerinde yeni bir umut filizlenir. Artık görünen sadece yol değil, aynı zamanda yürüyen insanın kararlılığı ve cesaretidir. Sis, bir zamanlar seni yoran gölge, şimdi sana içsel bir harita sunar; yolun, ışığın ve sabrın bir araya geldiği o ince çizgi, işte gerçek huzurdur.


YORUMLAR