Sensizliğin gürültülü sessizliğine revan, uzak kayalıklardan yankılanan sözler. Sözlerin sus payına iștiyak, çağırdığım yıldırımlar düşer ve dinmez bulutların öfkesi. Öfkesine düşlerden karanlıklar çöker. Çöktükçe çifte kavruk göz bakıșların aradığı yıldızlar yoktur lâkin karanlığı ikiye böler. Bölerken bir yanında sen ve bir yanında ben.
Karanlığın tam ortasında asılı duran bir zaman dilimi ne geceye tamamen ait ne de sabaha. O anlarda, suskunluğun sınırında ve dile gelmeye çekinen leblerimde yangın yükselir...
Esrik rüzgâr, senden kalan kokuyu getirirken, içimdeki kıyılar tek tek yıkılır. Sensizlik sadece bir yokluk değil ve her şeyin fazlasıyla hissedildiği derin bir boşluk... Zaman, dokunsam un ufak olacak bir hayal gibi duruyor ama en gerçek olan ve içimde senden kalan izlerin hâlâ dağılmayan acısı...
Ruhumda sakladığım kelimeler, küllenmiş bir ateşin altında hâlâ kor gibi yanıyor. Bir bakışının uğruna yanmayı göze almış cümleler, gecenin kollarında titreyerek çoğalıyor. Ay, bulutların ardından yüzünü gösterdiğinde karanlık ikiye bölünüp yeniden birleşse de ben hâlâ o çatlağın kenarında duruyorum. Bir yanda senin suskunluğun, diğer yanda benim bağıramadığım çığlıklarım lâkin tam ortada, kaderin çizgi çizgi uzanan hikâyesi...


YORUMLAR