İnsan ilişkileri her daim inişli ve çıkışlıdır. Kimse ilk tanıdığınız gibi kalmaz, kalsa bile onu size eskisi gibi davranmayan sebepleri olabilir. Kişilikli insan zamanla değişmez, dostunu düşmanını iyi seçeriz diyorsanız da bunda yanılma payınız çok yüksektir. Hayatın doğası böyledir, yani ,dost, arkadaş dediğiniz insanlar zamanla değişir. Bu değişimlere ömrünüz boyunca şahit olursunuz. Değişir, zira şartlar değişmiştir, uzaktasınızdır, zamanı yoktur, hastadır, duygu durumu, psikolojisi bozuktur gibi nedenleri ne kadar çok sıralarsanız sıralayınız, gerçek nedeni asla bilemezsiniz. En büyük gerçek neden de insanın kendisinde saklıdır.
Bazen insan yorulur, etrafından, eşinden, dostunda, hatta kendinden bile yorulur. Bu demek değildir ki dostluğu bozulmuştur, sadece eski dostluğunuzu sürdürecek zaman ve kişiliği, durumu buna uygun değildir. Dostluk adına klişeleşmiş bir deyim vardır ‘’ Ben arkadaşım için çiğ tavuğu yerim ‘’ Bu sözün altı çok doludur, yani ben arkadaşım için, dostum için her şeyi yaparım anlamında. Şimdi bu söz ne kadar gereklidir, yani neden dost için çiğ tavuğu yersin, ya da dost için her şeyi yaparsın. Zamanla değişim gösteren duygular hep aynı kalmadığına göre, bu durumda dostluk ne oluyor, uçup gidiyor mu dersiniz ?
Sıkıştırmayınız insanları, bırakın tercihlerini yaşasınlar. Bir zamanlar can ciğer kuzu sarma olduğunuz insanlar, aranıza mesafe koyuyorsa bu onların tercihidir, geçmişteki dostluğunuzu önünüze koyup koyup, sen eskiden böyle değildin diye baskılama yapmayınız. Belki onun iyiliği için uğraşıyor olsanız bile, sizin yaptıklarınız göze çöp batar gibi batar.
Sağlam dostlarınız varsa eğer buna benzer şeyler zaten yaşamazsınız. Farkında olan siz olmalısınız. Eskisi gibi görüşemiyorsanız, konuşamıyorsanız, kısa cevaplar alıyorsanız, hele hele birde üzerine yalan söylediğini fark ediyorsanız eğer, bunun için kendiniz suçlamayı bırakıp, arkadaşınızı tercihleriyle baş başa bırakmalısınız.
Zamanın birinde iki arkadaş uzun bir yolculuğa çıkmış. Yolculuk sırasında arkadaşlardan biri, diğerine bir tokat atmış. Adam ne olduğunu anlayamamış ama çok kırılmış. Elindeki çubukla kumun üzerine şöyle yazmış. ‘’ Bu gün arkadaşım bana hiç sebepsiz yere yüzüme tokat attı, çok kırıldım ama sebebini sormadım ‘’ Sessiz bir şekilde iki arkadaş yolcuğuna devam ederken, tokat yiyen adamın ayağı bir bataklığa saplanır, çırpındıkça batan adamı arkadaşı koşar hayatını kurtarır. Adam bu sefer taşın üzerine şöyle yazar. ‘’ Bu gün arkadaşım benim hayatımı kurtardı’’ Arkadaşı onu izler ve şu soruyu sorar. Neden ben sana tokat attığımda kuma yazdın da, senin hayatını kurtardığımda taşa yazdın ?
Arkadaşı cevap verir, Bunca dostluğumuzun hatırı vardı, sen bana bir tokat attığında, vardır elbet bir sebebi dedim ve kuma yazdım, zamanla silinir gider, unuturum dedim. Bataklığa ayağım battığında sen beni kurtardın, bu önemliydi, sen benim gerçekten dostumdun, bunu unutmamak adına taşa yazdım, daha çok hatırlatıcı ve daha çok kalıcıdır.
Uzak, yakın fark etmez, dost, arkadaş diyorsanız eğer, onun sizde bıraktığı izi nereye yazıyorsunuz ona bakınız. Kuma mı, yazdınız taşa mı, burası önemlidir. Taşa yazdıysanız eğer bu hiç unutulmaz, siz de öylece kalır. Bunu da şöyle algılamamak lazım, yani hayatınızı kurtardığı için minnet borcu gibi, hayır buradaki mesaj dostlarınızı kumamı, yoksa taşa mı yazıyorsunuz, esas soru budur.
Siz kendi kalbinizden ve kendi algılarınızdan sorumlusunuz. Kimi nereye koyacağınızı ve yazacağınızı yine siz kendiniz belirleyeceksiniz. Sebepler ve sonuçlar ne olursa olsun, gerçek dost ay gibi parlar. Zamanla değişenler zaten hiç dostunuz, arkadaşınız olmamıştır. Kendi halim, kendi halleri diye adresi belli olmayan bir yer vardır. Tercihleri siz değilseniz bırakınız kendi hallerine, dönün kendi halinize ve asla unutmayınız. Kalbinize dost aldığınız insanlar kuma yazılacak insanlar mı, taşa yazılacak insanlar mı, tercih sizindir.


YORUMLAR