Para söz konusunda olduğunda, insan şöyle bir cümle kurmak istiyor ‘’ Paranın açamadığı kapılar da var, olmalıdır da’’ Peki gerçekten paranın açmadığı, açamadığı kapılar var mıdır ? Vardır veya yoktur orası tartışılır bir konu olarak gündemimizde dursun.
Necip Fazıl Kısakürek ‘in PARA eserini ele alacak olursak, nerde ne varsa, hatta nerde ne yoksa hepsi para üzerine kurulu. Şeref, namus, akıl, hikmet, sıhhat, hayat, dünya, ahiret hepsi para.Baş kahraman bir bankacı, eşi, oğlu, kızı, damadı, katibi, benzeri, casusu var. Baş kahraman banka sahibi, her şeyi paraya dönüştüren, ranta dönüştüren bir adam. İlerde banka bir sıkıntı yaşarsa diye elinin altında kendi benzeri bir adamı, her şeyden, herkesten haberi olan casusu ve bütün işlerini kayıt tutturduğu bir de katibi var.
Bankacı her ihtimali göz önünde bulundurduğundan. Savaş sonrası çıkabilecek kıtlığın her bir şeyi stok yapar. Adam kandırma, yalan, dolan her şey vardır. Rant söz konusu olduğunda yapamayacağı şey yoktur. Eserde para adına her türlü entrikaların döndüğü zamanlardan çok, eserin sonunda, banka müşterilerinin bir öfkeyle bankacıyı öldürmeye geldiklerinde, benzerini öldürmeleri ve bankacının ailesine ölmediğine bir türlü inandıramaması, eserin an anlamlı vurgusu budur.
Eşi, kızı, oğlu, damadı hiç biri kabul etmez, bankacı ben ölmedim, ölen benim benzerimdi demesine rağmen ailede hiç kimse kabul etmez. Bizim babamız öldü diye kabul etmezler. Bankacı ailenin en mahrem sırlarını, hatta en önemli tarihsel anılarını tek tek anlatsa da inanmamak işlerine gelir. Zira hepsi babalarının ölümünden sonra gelecek mal, mülk, para peşindedirler.Sonuç da bankacı ailesini ikna edemeyince, benzeri olan kahve de yatıp kalkan ölen adamın yerine geçer ve kimsesiz bir şekilde ölür.
Her ne kadar her şey para diye bakılırsa bakılsın, şöyle de bir gerçek vardır. Haydan gelen huya gider. Ya da başka bir deyişle ‘’Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste ‘’ Bankacı, para hırsının, rantçılığın, karaborsacılığın, yalanın, yanlışın, sahtekarlığının bedelini ilahi adaletle ödemiş oldu.
İnsan, para ve mevkiden geriye kalandır’’ Hele paranız bitsin, geriye elinizde ne kalıyorsa, siz O’ sunuz. Bir şeyin yorgunu değil de görgünü olunduğunda para insanı en kolay bozan malzemedir. Parayı hazmedecek donanımlı bir kişilik lazım gelir ki insan parayı gördüğünde bozulmasın.
Hani demem o ki, para ile itibar kazanan insanların, bir gün aynı serveti olmadığında elinde kalacak bir şeyi olması lazım gelir ki o da ,kişiliğidir. Kişiliğiniz yoksa, parayı kaybettiğiniz de etrafınızda hiç kimse kalmayacaktır. Çünkü etrafınızda dönen dalkavuklar hemen sizden uzaklaşır, zira sizden nemalanacakları hiçbir şey kalmamıştır.
Kitaptaki konu da tam da bunu anlatıyor, ölmemiş olan babalarının gerçek olduğuna bir türlü inanmıyorlar. Aslına inanmadıklarından değil, para söz konusu olduğundan, bizim babamız öldü diyerek, bankacının servetine konuyorlar.
Para, zenginler için süs, fakirler için ihtiyaç, akıllılar için araç, aptallar için saplantıdır der Seneca,Evrak-ı Nakdiye’den kredi kartlarına kadar uzanan, hatta ilk madeni para basımı Lidyalılar tarafından yapılan para, Çin’liler tarafından ilk kağıt olarak bastırılan para, kimileri zengin etti, kimileri fakir etti, kimleri bozdu bilinmez ama bilinen tek bir şey var "parasız pazara, kefensiz mezara girilmez"
İnsan her şeyini kaybedebilir ama itibarını kaybetmemeli. İşte paranın açamadığı kapının adı itibarlı insan kapısıdır. İtibarlı insan, para var olduğunda bozulmaz, yok olduğunda da dövünmez. Hani şunu da eklemek lazım ‘’KEFENİN CEBİ YOK ‘’ Maalesef. Napolyon’ un savaşı kazanmak için para, para , para dediği yerde, insanın kendisiyle savaşında para başrolde olmasın, zira, insanın en kolay bozulduğu yer paradır. Mevkiniz, paranızdan sonra elinizde kalan itibarınızdır. Bir bakalım bakalım, elimizde ne kalmış , itibar mı, para mı?


YORUMLAR