SEVİL KÖSE

SEVİL KÖSE

ZEYTİN KELİMELER
[email protected]

Dinle Neyden…

05 Ocak 2026 - 22:38

Ney, sular içinde kamış halindeyken başlar yolculuğu, tam da bu yüzden insana benzetilir. İnsanın yolculuğu da bir su damlacığı ile başlar. Bir damla kan bin telaş.
Ney’in insana benzetilmesi belki de tam da bu yüzdendir. Dokuz boğumlu gırtlağımız, ana karnında dokuz ay kalışımız, dünya ya gözümüzü ilk açtığımızda o ilk nefesimiz ve ağlayarak doğuşumuzda ki o ilk çığlık.

Ney topraktan kesilip alındığında gurbeti başlıyor. Bir kamış olmaktan çıkıp insan elinde nefes buluyor. Bu yolculuk işte insanın yolculuğu. Dokuz delikli olması, üflemek için bir çaba gerektirmesi, acıyı, gurbeti, yolu yolculuğu anlatması gibi.

İnsan da ney gibidir . Bir su damlasından meydana gelen, sonra insan eliyle yolculuğa çıkan. Bir bebek gibi, itina ile ney haline gelene kadar bir çok işlemlerden geçer. İnsan da böyledir, bebeklik, çocukluk, gençlik, ve ihtiyarlık. Dönemini tamamlamak için bir çok evrelerden geçen insanın yolcuğu ney’ in yolculuğu gibidir. Ney üflemek de, dinlemek de bir arınmadır aslında insanın kendi nefsinden arınmasıdır.

Hiçbir müzik aleti ney kadar insanı kendini sorgulatamaz. Mevlana Müzesine ilk kapıdan girdiğiniz anda kulağınıza dolan ney sesi  içimize işler , insanın içini ince bir sızı kaplar. Bu bir anlamda insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Acı bir feryat gibi, hiç geçmeyen bir yara gibi, dünya ya neden geldiğinin sebebini aramak gibi. İnsanın arayışı ölünceye kadar bitmez. Bunun için de önce aramak lazım. İlk arayışı insanın kendini aramak olmalı.

Kargı, bir neyzen eline düşünceye kadar bir kamıştan öte bir şey değil. Sonrasına ehli bir elin ona dokunmasıyla, onu üfleyenin elinde  nefes  oluncaya kadar yolculuk sürer. Ne zaman ki bir neyzenin elinde nefes oldu işte o zaman bir kargının nasıl olurda insanı bir yolculuğa çıkarır o bilinmez.

Akdeniz güneşi almış kargılar, yani kamışlar, ekim sonuna kadar olgunlaşır ve ustanın elinde şeklini alırlar. İnsana benzetilmesi   Ney’ yedi delikli olması iki göz, iki kulak, iki burun deliği, bir de ağız. Dokuz boğumlu olması gırtlağımızın dokuz boğumlu olmasından kaynaklanır. Şekil olarak benzetilme  bir yana, Ney, ruh olarak insana benzetilmesi, insanın temaşa ettiği yolun sızıdır.

Dünya ya düşmüş insan çığlıdır, acısıdır, feryadıdır. Dünya zaten farkında olan bir göz için öyle mesut, bahtiyar yaşayıp gidilecek bir yer değildir. Her ne kadar insanın dünya da oluşundaki ızdırabı dayanılmaz gibi dursa da aslında insan dayanıklı varlıktır. Yaradan ilk önce dayanılamaz acıları dağlara vermiş, dağ dayanamamış patlatmış kendini. O zaman insana yönelmiş,, en dayanılmaz acıların, kederin, çilenin üstesinden yine insan gelmiş.

İnsanın  Ney ‘ e benzetilmesinin sebebi belki de budur, dağlanan vücuduna bir üfleme serinliği ve yeniden yeniden her seferinde o insanın ruhuna kadar işleyen melodiler. Rabbin üflemesiyle yaratılış ve o yaratılıştaki insanın Ney üflemesi bir tevekkül gibi dimdiktir. Tasavvuf da insanın rabbine teslimiyetini, ölmeden önce ölmeyi bilenlerin kargıya üflemesiyle her seferinde yeniden doğuş gibidir. Ney ‘in sesi bir rabbe sesleniş gibidir, üfledikçe, arındıkça bir hafiflik bir farkındalık, bir acı hissetmesi hep bu yüzdendir.

İlahi arayışı arayan insan Ney’ üfler, bu arayış tam tevekkülle  olur, işte bu boş kamışta aslında hiç olmayan ses, insanın mana arayışındaki sestir. Mesnevi’nin ilk on sekiz beytin Ney eşliğinde yazılması, rabbini bilen insanın aşkını ,rabbine yalvarışıdır.
''Dinle bu ney nasıl şikayet ediyor, nasıl anlatıyor ayrılıkları. Beni kamıştan kestiklerinden beri, erkek, kadın herkes ağlayıp inledi. Ayrılıktan parça parça olmuş kalbi isterim ki, iştiyak derdimi açayım. Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanı arar. Ben bir cemiyete ağladım inledim, fena hallilerle de ,iyi hallilerle de eş oldum inledim. Herkes kendi zannınca benim dostum oldu, ama hiç kimse içimdeki sırları araştırmadı. Benim esrarım feryadımdan uzak değildir. Ancak her göz de, her kulak da o nur yok '' Mesnevi den....

İşte her kulakta her gözde olmayan o nur, güzeli göremez ki. Güzeli görmek, güzel bakmayı gerektirir. Güzel kulak güzel ney sesini anlamayı gerektirir, insanı anlamayı gerektirir.

Bu Neyin Sesi Hava Değil, Ateştir, Kimde Bu Ateş Yoksa Yok Olsun diyor Hz Mevlana….

Ölüm ,erdem, ayrılık ve insanın ateşte yanışı… Öze dönme arayışı, aşkla döne döne yanışı.Dinle neyden, dinle ki arınasın, dinle ki rabbine varasın, dinle ki kendini bulasın. Boş bir kamışın içine üflenen sadece nefes değildir. Rabbin sana üflediği gibi üfle ki, tevekkülün nefsinin arınması, nefsi raziye  için, nefsi marziye olsun. Yazımı Hz Mevlana’nın Ham pişkinin halinden anlamaz, öyleyse söz kısa söylenmelidir sözüyle bitirmek istiyorum


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum