Bazı semboller vardır; bakınca sadece bir renk, bir bez parçası görmezsiniz. Bir tarih, bir dua, bir fedakârlık konuşur size. Bayrak böyledir işte. Al rengiyle şehidin kanını, ay ile gecenin en karanlık vaktinde bile umudu, yıldızıyla istikameti gösterir. Dalgalandığı her yerde bir milletin kalbi atar.
Bu topraklarda bayrak, direğe çekilmeden önce yüreğe asılmıştır. Bedir’de, Çanakkale’de siperden sipere koşan delikanlının alnındaki terde, Sakarya’da anamın dudaklarından düşmeyen duada, İstiklal Harbi’nde kağnının tekerine sarılmış sabırda hep o vardır. Bayrak, sadece kazanılan savaşların değil; sabredilen yoklukların, göğüslenen acıların, beklenen müjdelerin de şahididir.
Al rengin hikâyesi kısadır ama derindir. O renk, toprağa düşen canların hatırasıdır. Şehitlerin kanı kurumaz; çünkü bir millet yaşadıkça o hatıra diri kalır. Ay ve yıldız ise semadan yere inmiş bir işaret gibidir. Gecenin karanlığında yolunu kaybetmeyenlerin, “Allah bize yeter” diyerek yürüyenlerin işaretidir. Bayrak, bu yüzden sadece devletin değil, inancın ve vicdanın da nişanesidir.
Bir evin duvarında asılıysa bayrak, o evin eşiğinde hürmet vardır. Bir okulun bahçesinde yükseliyorsa, çocukların gözlerinde gelecek vardır. Bir tabutun üzerine örtülüyorsa, kelimeler susar; çünkü o an konuşan tek şey, milletin saygısıdır. Bayrakla örtülen her şehit, arkasında kalanlara ağır ama onurlu bir emanet bırakır: Bu vatan sahipsiz değildir.
Tarihin sayfaları çevrildikçe değişmeyen bir hakikat vardır: Bayrağı ayakta tutan, direğin sağlamlığı değil; altındaki duruşun doğruluğudur. Adalet zedelenirse, merhamet yitirilirse, kardeşlik zayıflarsa bayrak dalgalansa bile ruhu incinir. Bu yüzden bayrağa saygı, yalnızca törenlerde dimdik durmakla olmaz; günlük hayatta hakkı gözetmekle, emanete sahip çıkmakla, birbirini kollamakla olur.
Bayrak, birliğin sessiz çağrısıdır. Aynı gölgenin altında farklı sesler, farklı renkler bir araya gelir. O gölge, ayrılığın değil; çoğalmanın gölgesidir. Çünkü bayrak, kimseyi dışlamaz; yeter ki kalpler aynı istikamete baksın. Bu topraklarda kardeşliğin mayası, yüzyılların tecrübesiyle yoğrulmuştur. Bayrak o mayanın üzerindeki mühürdür.
Dini ve milli hafızamızda bayrağın yeri ayrıdır. Minareden yükselen ezanla göndere çekilen bayrak, birbirini tamamlar. Biri göğe çağırır, diğeri yeryüzünde duruşu öğretir. Biri kulun Rabbine bağlılığını hatırlatır, diğeri milletin hürriyetine sahip çıkmasını. İkisi bir aradayken anlam kazanır bu topraklar.
Bugün rüzgâr sert esebilir, ufuk bulutlanabilir. Ama al sancak dalgalandıkça umut eksilmez. Çünkü o dalga, geçmişten geleceğe uzanan bir sözleşmedir: Dün bedel ödeyenler vardı, bugün nöbet tutanlar var, yarın da emanetin hakkını verecekler olacak.
Bayrak; gözyaşıyla yıkanmış bir sevinçtir. Suskun ama vakur bir öğretmendir. Bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye yürüyeceğimizi hatırlatır. Ona bakınca başımızı eğmeyi değil, dik tutmayı öğreniriz. Çünkü al sancak, eğilmez; eğdirmeyenlerin hatırasıdır.
Velhasıl, Bu bayrak düşmez; çünkü altında secde, üstünde şehit kanı vardır.

YORUMLAR