Keloğlan, Türk halk kültüründe yer alan meşhur bir masal ve fıkra kahramanıdır. Özellikle Anadolu masallarında sıkça karşımıza çıkar.Bununla birlikte İran, Kafkasya, Orta Asya, Rusya ve Batı Avrupa'da farklı adlarda ve versiyonlarda keloğlan masalları yer alır. Ancak Türk kültür ve masal edebiyatında sıkça yer edinmiş ve uzun yıllar anlatıla gelmiştir. Son yıllarda Keloğlan’ın memleketinin Çankırı iline bağlı Balıbağı köyü olduğu, evinin de bu köyde olduğu Çankırı Valiliği tarafından ilan edilmiştir. Kısacası Keloğlan Çankırı’nın kültürel hafızasına yer edinmiştir. Anlatılan rivayetlere göre Keloğlan, eşeği Karakaçan ile mağaraya tuz almaya gider. Mağarada eşeğin arka ayağı kırılır.Eşeği mağarada bırakmak zorunda kalır. Tuzu doldurduğu heybesini alarak mağaradan ayrılır. Karakaçanın bu mağarada fanus içerisinde Taksidermi maharetiyle sergilenmektedir.
Keloğlan, annesi ile (bazende büyükannesi olarak ifade edilir) yaşamakta bir de ailenin sahip olduğu Karakaçan adında bir eşek bulunmaktadır. Keloğlan, saf bir Anadolu delikanlısıdır. Yoksulluk içindedirler. Ancak mutlu ve huzurlu bir dünyaları olan iki kişilik bir ailedir. Keloğlan, tembel, saf ve şanssız bir gençtir. Sürekli bir iş edinme çabasında olan fakat şansının hiç yaver gitmediği ve tembelliğinin verdiği sebepten dolayı tuttuğu her sapın eline kırılarak geldiği bir yapıya sahip olan kişilik olarak bilinir.
Keloğlan, fakir, kimsesiz köylü bir gençtir. Saçı olmadığı için “kel” diye anılır. Dış görünüşüyle küçümsenir ama zekâsı, hazırcevaplığı ve kurnazlığı ile herkesi şaşırtır. Haksızlığa uğrayanın yanında olur. Padişahı, veziri, ağayı zekâsıyla alt eder. Keloğlan masalları genellikle: fakirlikten zenginliğe ulaşmayı, zekânın güçten üstün olduğunu, Adalet, dürüstlük ve aklın değerini anlatır. Çoğu masalda Keloğlan: Padişahın kızını alır. Büyük bir makama erişir. Kötüleri cezalandırır. Keloğlan, halkın sesi gibidir. Güçsüz görünen ama aklıyla güçlüyü yenen insanı temsil eder. Bu yönüyle Nasreddin Hoca’ya benzetilir; ancak Keloğlan, daha çok masal kahramanıdır. Türk kültüründe ki kahramanlardan, Nasreddin Hoca, Dede Korkut gibi pek çok kahramanımızım olduğunu bilmek gerekir. özellikle eğitim sisteminde bu kahramanlara sıkça yer verilmelidir. Gençlik başka milletlerin kahramanlarını ideol edinmelerini önleyip, kendi kahramanlarımızı öne çıkarmalıyız. Kahramanımız Keloğlan’dan örnek teşkil olabilecek birçok masallarından bir tanesini siz okurlarıma aktarmak istiyorum.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir memlekette fakir bir köyde Keloğlan yaşarmış. Anasıyla geçinir, elindeki aklı dışında pek bir varlığı yokmuş. Günlerden bir gün padişah ilan ettirmiş: “Kim benim sorduğum üç bilmeceyi çözerse, kızımı ona vereceğim. ”Nice âlimler, nice zenginler denemiş ama kimse bilmeceleri çözememiş. Keloğlan da köyden kalkmış, Karakoçan ile birlikte saraya gitmiş. Herkes onu görünce gülmüş: “Şuna bak! kel başıyla padişahın huzuruna çıkmış! ”Padişah ilk bilmeceyi sormuş: “Dünyada en hızlı nedir? ”Keloğlan düşünmüş, sonra demiş: “Düşüncedir padişahım. Göz açıp kapayıncaya kadar dünyayı dolaşır. ”Padişah beğenmiş. İkinci bilmece gelmiş: “Dünyada en tatlı şey nedir? ”Keloğlan cevap vermiş: “Uykudur. Aç da olsan, dertli de olsan insanı unutturur.” Padişah yine başını sallamış. Sıra üçüncü bilmeceye gelmiş: “Dünyada en güçlü kimdir? ”Keloğlan gülümsemiş: “Haklı olandır padişahım. Haklı olanın gücü herkesi yener.”
Padişah bu cevaba hayranlıkla karşılamış.
Keloğlan’a kızını vermiş, onu sarayda büyük bir makama getirmiş. Kendisi kelmiş, ama aklı altınmış. İbret alan almış, ibret almayan kaybedermiş. Böylece Keloğlan aklını kullanarak isteklerini alnının teriyle almış.
Şansınız açık olsun. Selam ve Dua ile Kalın..


YORUMLAR