DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

[email protected]

ŞEFİK CAN KİMDİR ?

03 Şubat 2026 - 22:30

      Bazı insanlar vardır; sadece kitap yazmaz, gönül inşa eder. Okuyana bilgi değil, istikamet kazandırır. İşte Şefik Can da bu nadir insanlardan biridir. O, Mevlânâ’yı yalnızca sayfalarda değil, hayatın tam ortasında yaşayan ve yaşatan bir gönül eridir.

     1909 yılında Erzurum’un mütevazı bir   köyünde dünyaya gelen Şefik Can, ömrünün büyük bölümünü askerî okullarda öğretmenlik ve idarecilik yaparak geçirmiştir. Kıdemli albay rütbesiyle emekli olduğunda ise dünyaya sırtını dönmek yerine kalplere yönelmiş; Mevlânâ ve Mesnevî ile insanlara yol göstermeye başlamıştır. Emekliliği, onun için bir dinlenme değil, asıl hizmet kapısının açılması olmuştur. Çocuk yaşta Mevlânâ’yı tanımış, dünya edebiyatlarını okumuş ama sonunda “hiçbiri Mevlânâ’nın yerini tutmuyor” demiştir. Bir ara şiire gönül verse de Mevlânâ’ya duyduğu hürmetten dolayı kalemini susturmuş, yazdıklarını yırtıp atmıştır. Çünkü o, sözle değil, sözün özünü taşıyan hikmetle meşgul olmayı seçmiştir.

Şefik Can sadece bir yazar değil, adeta yürüyen bir kütüphaneydi. On bin civarında kitabı vardı; Arapça, Farsça, Fransızca, Rusça, Osmanlı Türkçesi ve daha birçok dilde… Üstelik bu dillerle yetinmeyip Almanca, İngilizce, Yunanca ve Japonca öğrenmiş; çeviriler yapmıştır. Ama bütün bu ilmi birikim, onda kibir değil, derin bir tevazu üretmiştir.

      Mevlevîlikte sertarîk olarak görev almış, Konya Mevlevîhânesi’nde şeyhlik makamına kadar yükselmiştir. Ancak sembolik törenlerin ruhu zedelediğini düşündüğü için posta oturmaktan vazgeçmiş; sohbeti, kitabı ve kalemi tercih etmiştir. Çünkü ona göre tasavvuf, gösteri değil; yaşantıdır. İnziva değil; hayatın içinde Hak ile yürümektir.Şefik Can’ın Mesnevî şerhleri, modern insanın hızla akan hayatında bir durak gibidir. Okuyana “dur, düşün, kendine dön” der. Onun satırlarında Mesnevî, sadece okunacak bir eser değil; yaşanacak bir ahlâk, tutulacak bir yol olur. “Aşk”ı geçici bir heyecan değil; insanı benliğinden kurtarıp Hakk’a yönelten bir dönüşüm olarak anlatır. “Ben”den “Biz”e, “Nefs”ten “Hakk”a uzanan bu yolculuk, sade ama derin bir dille kalplere işlenir.

    Bugün Mevlânâ’yı gerçekten anlamak isteyen bir insanın eline alması gereken ilk eserlerden biri, hiç şüphesiz Şefik Can’ın Mesnevî tercüme ve şerhidir. Çünkü o yalnızca metni değil, ruhu tercüme eder. Kelimeleri değil, hikmeti taşır. Şefik Can'ı  okuyan kişi sadece bilgilenmez; biraz daha sabırlı, biraz daha merhametli, biraz daha mütevazı olur. Belki de onun en büyük başarısı budur: Okuyucuyu değiştirmek, dönüştürmek ve iyiliğe çağırmak.

Mevlânâ asırlardır seslenir:
“Gel, ne olursan ol yine gel…” Şefik Can ise bu çağrıyı günümüz insanına anlayacağı bir dille yeniden fısıldayan gönül köprüsü olmuştur.

     Şefik Can, sadece bir cadde ismi olmadığı, ülkemizin bir değeri olan merhum Şefik Can'ı Konyalı’nın daha yakından öğrenmesini arzu ettiğim için kısaca anlatmaya çalıştım. ŞEFİK CAN;23 Ocak 2005’te, 96 yaşında Hakk’a yürüyen bu güzel insan, Konya’da Mevlânâ’nın yakınında bulunan Üçler Mezarlığında ebedî istirahatine defnedilmiştir. Ardında ise kitaplardan çok daha kıymetli bir miras bırakmıştır: İman, edep, hikmet ve sevgi.

                                   Selam ve dua ile kalın…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum