Değerli okur kardeşlerim, Allah(c.c): “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise, sizden Ramazan ayına ulaşanlar, idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir." (Bakara suresi,183-185 ayet) buyurmaktadır. Allah kuluna her konuda kolaylık ihsan ettiği gibi oruç tutmada da, zorlanmadan bu vücudumuzun zekatı olan ibadeti yerine getirmemizi kelam etmektedir.
Allah Resulü (s.a.v): “Oruç tutunuz ki(madden ve manen)sıhhat bulasınız.” (Huseymi 203 III, 179) diğer bir hadiste ise; “Oruçlu kişi yemesini, içmesini, cinsi arzusunu benim rızam için terk eder. Oruç, doğrudan doğruya benim rızam için yapılan bir ibadettir. Her iyiliğin karşılığı on misli sevap olduğu halde, orucun mükafatını ben vereceğim." Kudsi hadiste ifade edildiği gibi, Allah'a inanan kullarının tüm ibadetleri kendi menfaati için yaptığı, ancak Orucun ise bizzat Allah’ın kulundan özel istediği ve mükafatını da kendi Zatının vereceğini buyurmaktadır. Dolayısı ile hiç sağlık sorunu olmayan, doktor tavsiyesi yokken, bu mükafattan mahrum olmamak insanın kendi çıkarınadır.
Allah; insanlığa inzal eylediği tüm vahiy dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) oruç ibadeti bulunmaktadır. Ancak şartları ve şekli farklıdır. Kur’an-ı kerimde, orucun önceki ümmetlere farz kılındığı açıklanmaktadır. Peygamberimiz de Ehl-i kitap ile Müslümanların orucu arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu söyler. Oruç, Rabb’e yönelişi kolaylaştıran bir arınma olarak görülmüştür. Bu nedenle bir bardak dahi su içilirse sahura kalkılması şiddetle tavsiye edilmektedir. Allah Resulü; Medine’ye geldiğinde, buradaki Yahudilerin, Muharrem ayının 10. günü olan Aşure Günü’nde oruç tuttuklarını görür. Sebebini sorunca, firavunun elinden kurtulduğu gün olduğu için Hazret-i Musa’nın bu gün oruç tuttuğunu söylerler. Bunun üzerine Peygamberimiz “Kardeşim Musa’nın sünnetini ihyaya biz daha layıkız. ” Diyerek oruç tutar. Bunun üzerine Müslümanlara da tavsiye eder. Daha sonra Ramazan orucu farz kılınınca, artık Aşure Günü isteyenin oruç tutabileceğini, isteyenin de tutmayabileceğini ifade etmektedir.
Ayrıca “Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz.” hadis-i şerifi, kaynaklarda farklı şekillerde rivayet edilmiş; sıhhat yönünden tartışılmış olsa da, manası itibariyle insanlık tecrübesinin süzgecinden geçmiş bir hakikati işaret eder. Zira oruç, yalnızca mideyi değil; kalbi, zihni ve ruhu da terbiye eden bir ibadettir. Ramazan, açlığın hikmetini öğretir. Vücudun bir ay boyunca kendi kendini yenileme imkanı sağlar. Ramazan ayı geldiğinde sofralarımız değişir, saatlerimiz değişir, hatta kalp atışlarımız bile değişir. Sahurla başlayan sabır yolculuğu, iftarla şükre dönüşür. Gün boyu aç ve susuz kalmak ilk bakışta bir zorluk gibi görünür; fakat bu zorluk, insan bedenine ve ruhuna bir denge kazandırır. Modern tıp da artık aralıklı açlığın metabolizma üzerindeki olumlu etkilerini insan vücudunda yaşandığı gerçeğini söylemektedir. Dinlenen bir mide, toparlanan bir sindirim sistemi, ölçülü beslenme alışkanlığı, bedenimize “dur ve arın” deme fırsatı sunar. Fakat asıl sıhhat, yalnızca bedende değil; niyettedir, kalptedir. Nefsin terbiyesi, ruhun şifasıdır. Oruç, nefsin arzularına “hayır” diyebilme eğitimidir. Gün içinde elimizin altındaki nimete uzanmamak; iradenin güçlenmesi demektir. Bu yönüyle oruç, psikolojik bir dayanıklılık kazandırır. Sabır yönümüzü güçlendirir. Öfkemizi dizginlemeyi öğretir. Dilimizi muhafaza etmeyi hatırlatır. İlim erbabı, açlığı kalbin pasını silen bir zımpara gibi görmüştür. Az yemekle kalbin inceldiğini, merhametin arttığını söylemişlerdir. Çünkü aç kalan insan, yoksulun halini daha iyi anlar. Midesi boş olanın kalbi dolmaya başlar. Sıhhat yalnızca hastalıksız olmak değildir. Sıhhat; beden, zihin ve ruh dengesidir. Oruç; aç kalmak değil, arınmaktır. Zayıflamak değil, güçlenmektir. Yoksullaşmak değil, zenginleşmektir. Mideyi kısarken kalbi çoğaltmaktır. Sıhhat arıyorsak, önce ölçüyü hayatımıza davet etmeliyiz. Oruç, bize bu ölçüyü öğretir. Çok yiyip huzursuz olan nice insan vardır; fakat ölçülü yaşayan, kanaat eden kimselerin yüzünde ayrı bir sükunet görülür. İşte oruç, bu sükunetin kapısını aralar. Oruçlu bir insan, iftar sofrasında bir hurmanın kıymetini öğrenir. Bir yudum suyun değerini fark eder. Şükür artınca gönül hafifler. Gönül hafifleyince beden de rahatlar. Belki de “Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz. ” sözünün en derin manası burada gizlidir.
Allah’a davet eden, iyi işler yapan ve “Ben Müslümanlardanım !” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki! (Fussilet suresi 33.ayet)
Değerli okurlarım! Sizde güzel sözlü olmak isterseniz öyle yapın! Rabbim tuttuğumuz oruçları kabul, bedenlerimizi sıhhatli, gönüllerimizi huzurlu kalplerimizi mutmain eylesin. Selam ve dua ile kalın…


YORUMLAR