DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

DETSELİ MEHMET CEVİZ HOCA

[email protected]

Cennetin ve Cehennemin Meyveleri

24 Şubat 2026 - 22:37

          Değerli okur kardeşlerim,
   “Başı rahmet, ortası mağfiret sonu da cehennemden kurtuluş” olan, rahmet ve mağfiret ile kuşatılmış oruç ayı Ramazan hızlı bir şekilde geldi. Hızlı bir şekilde yol almaya devam ediyor. Bir insan için bu dünya bir bahçedir. İnsan ise hem o bahçenin bahçıvanı hem de toprağıdır. Ektiğimiz her niyet, söylediğimiz her söz, yaptığımız her amel; görünmez bir ağaca dönüşür. Gün gelir, o ağacın meyvesi önümüze konur.

       Kur’ân-ı Kerîm’de cennet tasvir edilirken dalları sarkmış meyvelerden, gölgelerden ve tükenmeyen nimetlerden bahsedilir. Bu meyveler sadece mideye değil, ruha da hitap etmektedir. Orada bir meyve koparılır; yerine yenisi yaratılır. Ne eksilme vardır ne çürüme. Çünkü orası faniliğin değil, ebediyetin yurdudur. Fakat iman ehli  bize şunu fısıldar:

Cennet yalnızca mekan değildir; Allah’a yakın olmanın adıdır. Oradaki meyveler, dünyada sabırla büyütülen amellerin olgunlaşmış hâlidir. Sabır bir meyvedir. Şükür bir meyvedir.Merhamet bir meyvedir .İhlâs, rıza ve teslimiyet bir meyvedir. Kibir, gurur, hasetlik, fesatlık gibi rezaletlerden uzak kaldıkça cennette bir fidan ekmişsin demektir. İşte bunlar cennetin dünyada iken yetişen fideleridir. Bir kul “Ben” demeyi azaltıp “Sen” ve ‘Biz’ demeye başladığında, kalbinde cennetin ilk tomurcuğu açar. Zikirle sulanan kalp, gözyaşıyla arınan gönül; daha bu dünyada cennet kokusu taşımaya başlar. Yüce Allah(c.c)cennet tasvirini şöyle buyuruyor. “Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?”(Muhammed suresi 15.ayet)

        Peki ya cehennemin meyvesi nelerdir diye düşünüldüğü zaman Kur’ ân’ da “zakkum” olarak zikredilir. Zakkum; ateşin içinde yetişen, azap veren bir ağaç. Bu tasvir, ilahi kudretin bir nişanesidir. Fakat ibret tarafı daha derindir: Zakkum, dünyada ekilen kötü tohumların karşılığıdır .Kibir bir tohumdur. Zulüm bir tohumdur .Kul hakkı bir tohumdur .Yetimi itip kakmak bir tohumdur. Açın, kimse sizin halinden anlamamak bir tohumdur. Haram lokma, kin ve haset hepsi nefsin toprağında büyüyen zakkum çekirdekleridir. Cehennem sadece uzak bir ateş değil; Allah’tan uzak, güzel ahlaktan uzak, iyilik ve merhametten uzak düşmüş kalbin halidir. Kalp zindan olduğunda , insan kendi iç aleminde ateşi taşımaya başlar. Kur'an erbabı bu yüzden önce iç yangını söndürmeyi öğütler.
       Değerli okurlarım! Aslında her insan kendi cennetini de kendi cehennemini de içinde taşır. Bir gönlü ihya eden, cennet bahçesine fidan diker. Bir gönlü kıran, zulmeden, kötü zan besleyen ise ateşe odun atmış demektir. Dünya bir tarla; ahiret hasat günüdür. Toprak niyettir, su ameldir, güneş ihlastır. Hasat ise ilahi adalettir. Rahmet ve oruç ayı Ramazan' da kendimize soralım: Bugün hangi ağacı suluyoruz? Ruhun bahçesini mi, nefsin zakkumunu mu?

          Dünya malı biriktirmek için olmadık yollara baş vurmak yerine, gönül zenginliği elde etmeye örnek olması açısından şöyle bir menkıbe anlatılır. Bir gün Dervişin  biri  ırmak kenarında abdest alırken suyun içinde çok değerli bir taş görür. Taşı alıp çantasına koyar ve yoluna devam eder. Akşamüstü bir yerde dinlenmek için oturur. Bu arada bohçasını açar ve ekmek ile peynirinden yemeye başlar. O sırada yakından geçen bir dilenciyi de sofraya davet eder ve ikramda bulunur. Bir ara dilencinin gözü çantadaki taşa takılır. Dervişe, “Allah rızası için bu taşı bana verir misin?” der. Derviş taşı çıkarır ve dilenciye verir. Dilenci gider ama ertesi sabah tekrar geri gelir ve dervişe sorar; “Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyor muydun?” Derviş, “Evet” der. Dilenci tekrar sorar; “Yani bunu satınca ömrün boyunca zengin bir hayat süreceğini biliyor muydun?” Derviş aynı cevabı verir; “Evet” Bunun üzerine dilenci, “Peki bu taşı nasıl kolay bir şekilde bana verdin?” Derviş, “Allah rızası için demiştin. ”Dilenci sonunda der ki, “Bu taşı sana bugün geri getirdim. Bunun yerine daha değerli bir şey ver.” Derviş hayretle sorar, “Bunun yerine ne istiyorsun?”
Dilenci şunu söyler, “Bu hale nasıl geldin? Bana bunu öğret.”

     Rabbim bizleri, dünyada güzel amellerin meyvesini tattıran; ahirette cennet nimetleriyle şereflendirdiği kullarından eylesin.Kalplerimizi zakkumdan arındırsın; marifet ve muhabbet meyveleriyle donatsın. Allah tuttuğumuz oruçları ve iyilik hasletlerimizi kabul eylesin.
 Selam ve Dua ile Kalın… .
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum