AV.FATMA ŞEREF POLAT

AV.FATMA ŞEREF POLAT

[email protected]

Türkün Anadolu'daki Kadim İmzası ve Bozkırın Mermer Hafızası: Savatra

17 Şubat 2026 - 22:46

Anadolu’nun senedi mermere bir mühür gibi kazındı; Savatra, bozkırın ortasında bin yıllık sessizliğini bozarak sizi köklerinizle buluşmaya çağırıyor.

​Konya’nın uçsuz bucaksız sarı başak denizinde, Karatay’ın Yağlıbayat topraklarına doğru süzülen rüzgâr, son yıllarda bize sadece toz değil, asırlardır toprağın bağrında saklanan sarsıcı bir hakikati fısıldıyor. Bu hakikatin adı: Savatra. Bugüne kadar sadece bir antik kent kalıntısı, uzak bir höyük ya da meraklısının bildiği ıssız bir arkeolojik saha olarak görülen bu mekân, aslında Anadolu’nun kimlik inşasındaki en önemli kayıp halkalardan biri olarak gün yüzüne çıkıyor. Savatra’nın dilsiz taşları dile geldikçe, bildiğimiz tarihin satır araları yeniden yazılıyor ve bozkırın o derin sessizliği, görkemli bir medeniyet korosuna dönüşüyor.

Lykaonia’nın Stratejik Kalbi ve Bozkırın Tiyatrosu

​Savatra, antik dönemde Lykaonia bölgesinin en kritik merkezlerinden biriydi.  Roma’nın (Bizans) doğu sınırındaki askeri nizamı ile kadim ticaret kervanlarının kesiştiği bu nokta, sadece bir garnizon değil, kültürlerin ve dillerin harmanlandığı muazzam bir potaydı. Savatra’yı muadillerinden ayıran en temel özellik ise bozkırın ortasında yükselen ve bölgenin bilinen tek antik tiyatrosuna ev sahipliği yapmasıdır.

​Bu tiyatro, sanatın ve sivil yaşamın o dönemde bozkırın en ücra köşelerinde bile ne kadar rafine bir karşılık bulduğunun mermerleşmiş kanıtıdır. Tiyatronun basamaklarında oturduğunuzda, sadece yıkık taşları değil; bir zamanlar burada yankılanan tragedyaları, halk meclislerinin aldığı hayati kararları ve insanın doğaya karşı verdiği o vakur mücadeleyi hissedersiniz. Mimari işçilikteki zarafet ve planlama, buranın sıradan bir yerleşim yeri değil, bir estetik ve yönetim merkezi olduğunu bizlere haykırmaktadır. Bugün yapılan kazılarla bu tiyatronun gün yüzüne çıkarılması, bozkırın sadece bir "geçiş güzergâhı" değil, başlı başına bir "kültür odağı" olduğunu kanıtlamıştır.

Mermere Vurulan Kadim Mühür: "Türk" Yazıtı
​Kazı Başkanı Prof. Dr. İlker Işık ve ekibinin titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan, İslamiyet öncesi döneme tarihlendiği öngörülen "Türk" ibareli yazıt, tarih algımızda adeta bir deprem yarattı. Bu yazıt, Anadolu’daki varlığımızın sadece 1071 ile sınırlı olmadığını, bu toprakların çok daha önceleri Türk ruhuyla, Türkün nefesiyle tanıştığını bir kez daha "nüfus cüzdanı" netliğinde ortaya koydu.
​Kök Türk alfabesinin izlerini taşıyan bu mermer blok, Savatra’yı sadece bir Roma kenti olmaktan çıkarıp, Türk tarihinin Anadolu’daki en eski "imzalarından" birine dönüştürmüştür. Bu keşif, tarihin sadece kılıçla değil, mermer üzerine kazınan bir şuurla da yazıldığını kanıtlamaktadır. Savatra artık sadece bir arkeolojik saha değil, bu vatanın tapu senetlerinden birinin saklandığı kadim bir kütüphanedir. Yazıtta kullanılan üslup ve teknik, bin yıl öncesinin bozkır insanının bu topraklara attığı silinmez bir mühürdür.

Bozkırın Roma Zırhı Kuşanmış Evlatları: Türkopoller
​Savatra’daki bu kadim "Türk" izi, bizi tarihin bir başka ilginç ve sarsıcı sayfasına, Türkopollere götürür. Roma saflarında sadece askeri bir güç değil, iki dünya arasında köprü olan bu "Türk evlatları", imparatorluğun kaderini belirleyen makamlara yükselmişlerdi. Onlar, bozkırın savaşçı genetiğini Roma’nın bürokratik aklıyla birleştiren müstesna şahsiyetlerdi. Savatra gibi sınır kentleri, bu askeri ve kültürel geçişkenliğin en canlı yaşandığı laboratuvarlardı.
​Bu geçişkenliğin en görkemli örneği, tarihin tozlu raflarında hak ettiği yeri bekleyen Ioannes Aksuh’tur (John Axouch). 1097’de İznik’in düşüşüyle esir alınan bir Türk çocuğu iken, sarayda geleceğin imparatoru II. İoannes Komnenos ile birlikte büyümüş; sadakati ve dehası sayesinde imparatorluğun en yüksek askeri makamı olan "Megas Domestikos" (Başkomutan) unvanına erişmiştir. Öyle ki, imparator ölüm döşeğinde tacını kendi evlatlarına değil, Aksuh’un sarsılmaz sadakatine emanet etmeyi düşünmüştür.
​Yine bir diğer Türk asıllı General Tatitios, I. Aleksios Komnenos döneminde Haçlı Seferleri’ne komuta etmiş; Prosouch ise diplomatik hamleleriyle iki medeniyet arasında denge kurmuştur. Savatra’da mermere kazınan o "Türk" kelimesi, aslında bu büyük şahsiyetlerin Anadolu topraklarındaki varoluş mücadelesinin ve kültürel köklerinin birer yankısıdır.
Kazılarda Bugün: Bir Şehir Yeniden Doğuyor
​Toprak altından çıkan her yeni sütun başlığı, Konya’nın turizm potansiyeline eklenen bir katman değil, aynı zamanda bu topraklara olan aidiyet borcumuzun bir hatırlatıcısıdır. Bu noktada, Savatra’nın sessiz çığlığını duyan ve kazı çalışmalarını büyük bir vizyonla başlatan Karatay Belediye Başkanı Sayın Hasan Kılca’ya ve Karatay Belediyesi’ne özel bir teşekkür borçluyuz. Tarihimize sahip çıkan bu yerel yönetim iradesi olmasaydı, bugün ne o muazzam tiyatrodan ne de sarsıcı "Türk" yazıtından haberdar olabilirdik. "Kültürel Belediyecilik" anlayışının en somut örneği olan bu destekle Savatra, bugün tozlu bir höyük olmaktan çıkıp bir dünya mirası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yapılan çalışmalar sadece kazıdan ibaret değil; kentin çevre düzenlemesi ve turizme kazandırılması için atılan her adım, Konya’nın tarihsel derinliğini taçlandırıyor.

Modern İnsan Neden Savatra’yı Gezmeli?
​Peki, dijitalleşmenin, hızın ve sığlığın kuşatması altındaki modern insan neden Savatra’yı görmeli? Çünkü Savatra, sadece "eski taşlar" toplamı değil, insanın bu topraklardaki kadim kimliğini bulduğu bir hafıza eşiğidir. Modern insan için burayı ziyaret etmek, günümüzün köksüzlük ve kimliksizlik karmaşasına karşı en güçlü bir ışık sağlayabilir. Bozkırın ortasında hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkan o muazzam tiyatro, sanatın ve medeniyetin coğrafya tanımadığını, insanın ruhundaki güzellik arayışının binlerce yıl önce de aynı olduğunu fısıldar.
​Turizm açısından ise Savatra, Konya’yı sadece Selçuklu mirasıyla değil, antik dünya ve Türk tarihinin en eski yazılı belgeleriyle birleştiren eşsiz bir destinasyondur. Karatay’dan Obruk’a, oradan İpek Yolu’nun kalbine uzanan yeni bir "kültür rotasının" lokomotifi olacak bu kent, dünya arkeoloji haritasında Konya’nın adını altın harflerle yazdıracaktır. Burayı gezen bir turist, sadece bir ören yerini değil; Ioannes Aksuh’un sadakatini, isimsiz bir Türkopol askerinin ufkunu ve mermere mühür vuran o kadim yazıcının azmini hissedecektir.
Bozkırın Çağrısı
​ Konya – Aksaray karayolundan geçerseniz Yağlıbayat’da biraz durun o sessiz tiyatro basamaklarına oturun ve gözlerinizi kapatıp rüzgârı dinleyin. Orada sadece rüzgârın uğultusunu değil; binlerce yıl öncesinden bize seslenen bir medeniyetin, bir kimliğin ve bir vatanın ayak seslerini duyacaksınız.  Savatra, bozkırın mermer hafızasıdır; o hafızayı tazelemek ve bu miras ile dünyayı tanıştırmak için önce kendimiz tanımalı ve anlamalıyız.
​Aslında bu kadim toprakların fısıldadığı, zihnimde bir film senaryosu gibi canlanan daha nice hikâyeler, beyaz perdeye aktarılmayı bekleyen nice destanlar var. Lakin gazete sütunlarının o dar ama kıymetli hudutları, bizi şimdilik bu kadarıyla iktifa etmeye zorluyor. Savatra’nın o derin dehlizlerinde saklı kalan diğer hikâyeleri ve kurguları, mürekkebin daha gür akacağı başka mecralara ve başka vakitlere emanet ediyorum.
Gelin, bir hafta sonu bozkırın bu vakur şahidiyle tanışın; çünkü tarih, ancak biz ona dokunduğumuzda yaşamaya ve yaşatılmaya devam eder.




 

YORUMLAR

  • 0 Yorum