Yazar Bülent Keskin ile Yazmaya ve Kitaplarına Dair
İstasyon Haber Gazetesi'nin bu haftaki konuğu 20'den fazla eseri Türk Edebiyatına kazandıran Yazar Bülent Keskin oldu.
11 Ağustos 2025 - 23:55
Merhaba, tabii ki başlayabiliriz. Yazmak aslında okuma ve yazmayı öğrenmekle başlıyor. Herkes, hepimiz hep bir şeyler yazıyoruz. Bu öğrenim hayatı boyunca devam ediyor ama edebi metinler yazmak ise bundan biraz farklı! Bunun için yazı yazmanın vereceği hazzı biraz hissetmek gerekiyor. Sorunuzu düşünüp eski zamanlara doğru gidince aklıma daha ziyade ortaokul yıllarımızda Türkçe dersinde yazdığımız kompozisyonlar geliyor. Şimdi okullarda çocuklara kompozisyon yazdırılıyor mu bilmiyorum ama benim yaşlarımdakiler çok iyi hatırlayacaklardır ki yazılı sınavlarda ve bazı günlerdeki derslerde öğretmenlerimiz bizlere değişik konularda kompozisyon yazdırırdı. Kompozisyon yazmak için belli bir bilgi birikimi gerekirken aynı zamanda da gözlemlemek, düşünmek, hayal kurmak ve kurgu oluşturmak gerekir. İşte yazmanın vereceği hazzı böyle duymaya başlarsınız. Muhakkak ki okuduğunuz edebi eserler de doğrudan ve dolaylı olarak yazdıklarınızı etkilemeye başlarken zaman içerisinde bambaşka kurgular, metinler ortaya çıkarma düşünceniz oluşmaya başlar. Benim de okumayı öğrendikten sonra her okuduğum edebi metnin düşünce dünyamda izleri kalmıştır. Bir süre sonra düşündüklerimi, fark ettiklerimi, anlatmak istediklerimi kâğıtlara aktarma isteğimden ötürü ve muhtemeldir ki yazmaktan aldığım hazzın etkisiyle yazma gereği hissettim desem yalan olmaz sanırım.
O zaman genç yaşlarınızda yazmaya başladığınız söylenebilir mi? Bu çerçevede bakınca yazdıklarınız hemen kitaba dönüşebildi mi? Hangi aşamaları yaşadınız? Biraz anlatabilir misiniz?
Yazmak ve yazdıklarınızın yayımlanması, kitap hâline dönmesi kolay süreçler değil! Belki de bunlar aralarında kıyaslansa yazmak en kolayıdır bile denilebilir. Lise yıllarımızda Kültür-Edebiyat kollarının duvar panoları vardı. Öğretmenlerimiz yazdıklarımızdan beğendiklerini buralarda haftalık olarak astırırlardı. Yazdıklarımzıın oralarda asılması bizim için çok kıymetliydi. Benim de oralara asılan yazılarım şimdi ortaya çıkan eserlerim açısından ilk nüve olmaları hasebiyle kendimce çok önemlidir. Yerelde çıkan veya ülke genelinde süreli yayın yapan dergilerde dönem dönem yazılarım yayınlanmış olsa da o yıllarda bunlar çok zordu ki hele kitap basılmasının ne kadar da zor olduğunu tahmin edemezsiniz! Zaman içerisinde bazı durumlarda değişiklik olsa da kitap yayınlanması geçmişe göre daha kolaylaştı denilebilir. Benim de çok zorlandığım zamanlar oldu. Bu röportajı okuyanlara şunu söyleyebilirim ki karşılarına ne tür zorluklar çıkarsa çıksın yazmaya devam etsinler. Yazılanlar muhakkak birgün fazilet mücadelesi yapan yayınevleri tarafından kitap hâline dönüştürülecektir.
Kitaplarınızın sayısının bu röportaj için gazetemizde ayrılan yere göre fazla olması yüzünden hepsinden ayrı ayrı bahsetmek istesem de buna ne yazık ki imkânımız yok. Bunun yerine size sadece bazıları ile ilgili sorular sorabileceğim. Gönül Alan, Gönül Veren, Hüzün Kaldı Geriye, Dünyanın Ortasındaki Şehbal, Yüreğimi Yaktıkları Sene 1915, Çalın Davulları, Bayatkulu’nun Sırrı, Serencam, Annem Gelince Aklıma, Meriç’in Suları Kanayınca, Samangan Kurdu Azad Bek, Masum, Kumrular Ağlar İçimde, Ağustos Soğuğu, Zamanın Behrinde, Hoca Nasreddin, Gönlümün Güvercini, Kırmızı Kar, İstiklal Uğruna, Cantemir ve Ziya Bey. Bu eserlerinizden en beğendiğiniz hangisidir diye başlamak istiyorum?
Muhakkak ki hepsi! Benim için hepsinin yeri ayrı olmakla birlikte herhangi birisini diğerlerinin önünde diye adlandırmayı uygun bulmuyorum.
Yayımlanan en son eseriniz Ziya Bey. Alt başlığı da Sürgünden İstiklale, İstibdattan Hürriyete olarak belirtmişsiniz. Bu eserinizi yazma gereğini neden hissettiniz ve ne anlatıyorsunuz?
Ziya Bey romanım büyük Türk Mütefekkiri Ziya Gökalp’ın hayatını anlatmaya çalıştığım eserim. Ülkemizde aslı astarı olmayan bir yığın iftira ile insanların eksik ve yanlış tanıdığı ama aslında müstesna bir kişidir Ziya Gökalp. Ben bu romanı yazarak onun hayatı ile ilgili doğruları anlatmaya çalıştım. Tarz olarak biyografik roman ve dönem romanı olarak da değerlendirilebilir. Onun yaşadıklarını, hangi süreçlerden geçtiğini, hayatındaki bilinmesi gereken bazı noktaları anlatmaya gayret ettim. Ziya Gökalp gibi Türk dünyası için önemli bir şahsiyeti anlatmaya muhakkak ki ciltler yetmez ama ben sadece hayatını romanlaştırırken okurların ona dair pek çok bilgiye ulaşmasını da istedim. Umarım ruhu şad olmuştur.
Azad Bek ve Masum romanlarınız da dikkatimi fazlasıyla çekti. Bunlar hakkında neler söylemek istersiniz?
Samangan Kurdu Azad Bek romanım, Güney Türkistan’daki Özbekleri, Türkmenleri, Avşarları, Hazaraları ve diğer Türk topluluklarını birleştirerek işgalci Ruslara karşı savaşan Türk kahramanı Azad Bek’i anlatmak ve tanıtmak maksadıyla kaleme aldığım, gerçek olaylara dayanan bir roman. Tabii ki yaptığım kurgu ile edebi olarak anlatırken bazı didaktik öğeleri de kullandım. Böylesine işler başarmış ve şehit olmuş bir Türk kahramanını gelecek nesillere anlatabildiysem ne mutlu bana! Masum romanımda ise Cihan harbi sonrasında İstanbul’un İngilizlerce işgali sonrasında Ermenilerin de etkisiyle iki kere beraat etmesine rağmen asılsız suçlamalar ve iftiralarla İstanbul Hükümetince idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in dramını anlatmaya çalıştım. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun çıkarılmasına öncülük ederek bu masum Türk evladına Milli Şehit unvanı verilmesini sağlamıştır. Amacım edebi eserlerle Türk gençlerine ve okurlara bu kahramanlarımızın tanıtılmasıdır.
Ermenilerle ilgili birkaç kitabınız daha var sanırım. Onları da kaleme almanız aynı minvalde miydi?
Yüreğimi Yaktıkları Sene 1915’i Van’daki ikinci Ermeni isyanı sırasında Türklere yapılan zulmü anlatmak maksadıyla kaleme almıştım. Bir de Meriç’in Suları Kanayınca var ki orada da Ermeniler dışında onlarla birlik olan Bulgar ve Rumların, masum Türklere yaptıkları vahşeti anlatıyorum.
Cantemir’in kapağı da dikkat çekici! Enver Paşa ve Talat Paşa’nın resimleri ile sanki göç eden bir topluluğun resimleri var. Bunun kitabın içeriği ile bir ilgisi var mı?
Tabii ki var! Okuduğunuzda göreceksiniz ki günümüzden yaklaşık 125 yıl önce Kafkasyadaki köylerinden sürgün edilen Karaçay Türkü bir ailenin dramı var bu eserimde. Tabii ki yollarının kesiştiği ve Ermenilerce şehit edilmiş Enver Paşa, Talat Paşa, Bahaeddin Şakir Bey, Cemal Azmi Bey de var. Buna bir dönem romanı denilebilir. Kafkaslardaki Mingitav’ın eteklerinden başlayıp İstanbul’a oradan Berlin’e kadar uzanan farklı bir kurgusu olan bir eserim.
Romanlarınız hep tarihi roman tarzında mı?
Hayır. Tarihi denilebilecek dönem romanlarım var tabii ki ama Gönül Alan, Gönül Veren, Hüzün Kaldı Geriye gibi aşkı, ayrılığı, hüznü, güç de olsa yaşamaya çalışmanın gerektiğini sorguladığım eserlerim de var. Annem Gelince Aklıma romanımda ise biraz bana dair, benim dünyama dair kurgu da bulunuyor.
Bu kadar farklı konularda yazıyorsunuz anladığım kadarıyla! Peki bu konuları yazmaya nasıl karar veriyorsunuz? Sizi bunları yazmaya iten sebep nedir?
İnandıklarım ve anlatmak istediklerim diye kısaca cevap verebilirm. Bazen bir cümle için bir kitap yazabilirsiniz. Bazen de insanların bilmeleri gerekenleri uzun kurgular içerisinde anlatabilirsiniz. Bu tamamıyla sizin ne anlatmak istediğinize bağlıdır. Tabii ki bunları yazarken edebi kaygı duyup metinler hâline getirmelisiniz ki okurlar hem okuyup hem de anlatılanları görüyor, yaşıyormuş gibi hissedebilsinler. Yüreğe dokunmadıktan sonra yazmak ne kadar önemlidir ki? Bence yüreğe dokunabilmelisiniz ki anlatmak istedikleriniz gönüllerde yer edebilsin. Umarım bunu başarabiliyorumdur.
Yazmaya devam ediyor musunuz? Ediyorsanız ne zamana kadar yazacaksınız? Şuan bitmiş olan veya yazdığınız eser var mı?
Allah’a sonsuz şükürler olsun ki bana bu eserleri yazabilmeyi bahşetti. Yazmaya devam ediyorum ve ömrüm vefa ettiği müddetçe de devam etmek niyetindeyim. İnanın ki yazacak o kadar çok konu var ki hepimiz birisini, birilerini yazdıkça da bitmiyor. Hani okudukça daha çok okuyacak, öğrenilecek olan bilginin olduğunu anlar ya insan yazmak ta bir nevi şöyle ifade edilebilir ki yazdıkça yazacak o kadar çok şeyin olduğunu fark ettikçe daha da çok yazmak isteğiyle doluyor insanın gönlü. Yazmalı ki insan elbet yazdıklarını okuyanlar olacaktır. Tabii ki yayınlanmasını beklediğim ve üzerinde çalıştığım yeni eserlerim olacak. Allah, sağlık verdikçe yazmaya devam etmek gerektiği kanaatindeyim. İnşallah yazabildiğim kadar yazacağım.
Okurlara, gençlere ve yazmak isteyenlere son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle okusunlar, düşünsünler, tefekkür etsinler, gözlemlesinler ve yazmaktan usanmasınlar. Bir gün görecekler ki kendi yazdıklarının tahmin bile edemeyecekleri müstesna metinler haline geldiğini fark ettiklerinde söylemeye çalıştığımı anlamış olacaklardır. Hayatın kitapla güzel olduğunu her daim akıllarından çıkarmasınlar. Sizin şahsınızda İstasyon Haber Gazetesine şükranlarımı sunuyorum.
Biz de size bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz.


YORUMLAR