OZANLARI HALK YETİŞTİRİR
Konya Aydınlar Ocağı elli yıldır Âşık Bayramında sahne alan Âşık Ataroğlu’na Saygı Gecesi düzenledi.
Konya Aydınlar Ocağı’nın bu haftaki Selçuklu Salı Sohbetleri Âşık, Ozan Şair Atar’a (Ataroğlu) Saygı Gecesi formunda yapıldı. Konevi derneği salonundaki programda Âşık Mehmet Atar hayatı hatıraları ve âşıklık geleneğini anlatırken konuşmasını sazı ve yorumuyla renklendirdi.
Âşık Mehmet Atar’ın, âşıklık geleneğinin üstatlarından olduğunu söyleyen Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü “Ataroğlu Türk âşıklık geleneğinin Konya’daki zirve temsilcilerinden biridir. Uzun yıllar âşıklık geleneğine hizmet etti. Âşıklar Bayramını uzun yıllar sunuculuğunu yaptı” dedi.
Musikinin insanoğlunun varoluşuyla birlikte ortaya çıkan bir kültürel değer olduğunu anlatan Güçlü “Müzik insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Sonradan Müslüman olan bir zat Muhammed Hamidullah’a gelerek Kur’an’ın tamamının bir musiki kuralında olduğunu ama bazı yerlerin uymadığını söyleyince (Biz oraları bağlaç olarak ilave ettik) diye cevap vermiş. Hamidullah bu tespit üzerine (Ya Rab, pek çok alanda mucizevî yönünü biliyordum da musikide de mucizevi bir yönün olduğunu bilmiyordum, öğrendim, etkilendim) diye anlatır. Musiki bütün sesler, aletler gibi nötrdür; bir şey, kullanma amacına göre değer kazanır veya değer kaybeder. Musiki de yüce, hayırlı bir işte kullanılırsa, Müslümanın imanını artırırsa hayırlı bir iş, fıskına sebep olursa kötü bir iştir. Bu; bıçağın ameliyatta, ekmek kesmede kullanılırken hayırlı, cinayette kullanılırken kötü olması gibidir. Bıçağı ya da müziği kötü veya iyi yapan niyettir” diye devam etti.
Her toplumun kendine münhasır, kültürü, musikisi olduğunu da kaydeden Güçlü “Musiki kültürel değerlerin en başta gelenlerindedir; din ve dil kadar da önemli bir ögedir. Tarihte Türklerin Oğuz kolu musikiye biraz mesafeli durmuş, az değerlendirmiş. Bugün Türk gençliği ne tür müzik dinliyor, buna bakın, yüzde sekseni batı müziği dinliyor. İyi mal, pazardan kötü malı kovar. İyi müzik de kötü müziği kovar. Batı müzikte bizden önde; Çağrı filminin müziğini Müslüman olmayan bir batılı yaptı. Musiki milletlerin öz benliğini korumasında önemli bir araçtır. Tarihte, dillerini ve dinlerini yitiren Latin Amerika ülkelerinin, müziklerine sahip çıkmış olmakla bağımsızlıklarını kazandıklarını görürüz” diyerek sözlerini tamamladı. Adından Yönetim Kurulu Üyesi Tayyar Yıldırım, ozan İsmail Detseli’nin âşık Ataroğlu için kaleme aldığı şiiri okuyup, kürsüye davet etti.
Bağlaması ile kürsüye gelen âşık Mehmet Atar, sözlenin başında hayatına dair bilgiler verirken “1958’de Hadim’e bağlı Yenikonak, eski adıyla Çuna köyünde dünyaya geldim ve çocukluğum orada geçti. Oğuzların Bayat boyundanız. Dede Korkut, Fuzuli de Bayat boyundandır ve bizim ozanlığımız atalarımızdan gelir. Çiftçilik ve çobanlık da yaptım. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsünden mezun oldum ve sosyal bilgiler öğretmeni olarak ülkemizin birçok yerinde görev yapıp Selçuklu ilçemizde bulunan Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulu’ndan emekli oldum” dedi.
Âşıklığa çocukluk yıllarında ilgi duyduğunu da anlatan Ataroğlu “Şiir yazmayı, türkü söylemeyi ve saz çalmayı küçük yaşlarımdan itibaren arzu ettim. Ortaöğrenim için Beyşehir’de olduğum yıllarda âşık şiirinin temel konularından kafiye ve redifi öğrenince şiirlerim biraz düzene girmeye başladı. Âşıklık da bir hocam olmadı. Rahmetli Feyzi Halıcıyı ziyaret edip tanıştım ve bana bir kâfiye verip okumamı istedi. Beğenince de 1976 yılında Âşıklar Bayramına dâhil etti. Usta görmemiş ve daha mahlasım da yoktu. Ataroğlu mahlâsımı bana, ülkemizin en büyük âşıklarından Âşık Şeref Taşlıova ilk bayramda verdi.” dedi.
Ozanları yetiştiren halktır” diyen Ataroğlu “Toprak Anadolu’dur ve içine tohumu Allah atmıştır. Ona suyu verip yetiştirecek olan da halktır. İltifat olmazsa marifet de ortaya çıkmaz. Kimse sonradan ozan, âşık olmaz; âşık ve ozan doğulur da sonra ustalar onu işler. Şiir kelâmın kısaltılmışı, sözün damıtılmışıdır. Şairlik az kelamla çok manâ anlatma sanatıdır. Beş ton gül yaprağından yaklaşık bir kilo gülyağı çıkarılırmış. Şiir de budur işte. Önüne gelen şiir yazar, okursa şairleri kimse tanımaz, dinlemez. Merhum Ali Ulvi Kurucu (Şiir insanı yakmalı) diyor. Bizim orada (Keşi, yani katığı ekmeğine denk yerden âşık çıkmaz) derler. Âşık dert çekmeyi, yokluğu bilmeli. Âşık yanarsa yazar, ısmarlama şiir olmaz” diyerek devam etti.
Âşıklık geleneğine dair bilgiler veren Ataroğlu “Sancı çekmeden doğum olmaz. Türküler de sancılarla doğar. Millet olarak türkülerimizi çok ihmal etmişiz. Hatta aleviler olmasa Türk halk müziği kaybolup gidecekti. Âşıklar şiirden başka, özellikle kış günlerinde köy odalarında Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun gibi pek çok hayat hikâyesi anlatır, ilgiyi devam ettirmek için de bir günde bitirmezdi. Sözlü kültürümüz böyle yaşatılırdı. Günümüzde halk kültürümüzü yaşatmakta, gençlere öğretmekte zafiyetler var” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşması sırasında yurdun farklı yörelerinden ve farklı ozanlardan eserleri bağlamasıyla birlikte yorumlayan âşık Mehmet Atar’a (Ataoğlu) program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü kitap takdim ederken ailesi de resmde yer aldı.


YORUMLAR