Neden Kın Nesreyn ?
15 Aralık 2025 - 23:53
Ya da tercihe sunulan seçenekler. Burada da tercihe sunulmuş şehirler olarak alabiliriz. Elbette İslam’ın Yüce Peygamberi’nin hicret edeceği şehirler arasında olmak o şehrin ahalisi için büyük bir şereftir. Diğer yandan o şehrin manasına, mazisine, atisine dair önemli bir işaret anlamı taşır. Bu yüzden asırlar boyu kimilerince güçlü kimilerince zayıf bulunan konu ile ilgili hadis ve rivayetler çok tartışılmış. Elbette ilk ikisi belli olduğundan tüm fırtına gizemli kalanın başında kopuyor. Evet, üçüncüsü hangi şehir olabilir?
Kın: Korunan, gözetilen - Nesr: Kartal ve benzeri büyük yırtıcı kuşlar
Eyn: İki veya Çift anlamı veriyor
Kın Nesreyn: İki büyük yırtıcı kuşun gözettiği, koruduğu şehir. Ya da çift başlı büyük kuşun gözettiği şehir.Nasıl söylersek söyleyelim ilk akla gelen Çift başlı Selçuklu Kartalı olarak bilinen arma ile bütünleşmiş Konya ilk akla gelen değil mi?
Fakat yıllar önce bu iddiayı duyduğumda buna ihtimal bile vermemiştim. Çünkü kabataslak bir hesapla: Mekke – Medine arası: 451 Km -Mekke- Bahreyn arası: 1366 Km-Mekke-Konya arası: 3173 Km
Ama Bahreyn de iki denizin arasındaki yer anlamına geliyor. Bugünkü Bahreyn mi kesin olarak bilemeyiz. Peygamberimiz döneminde bu isim hangi beldeler için kullanılıyordu derin bir araştırma lazım. Ama mesela Kınnesreyn, Halep’in adıdır, kesinlikle Konya değil diyen araştırmacılar yazılarında bunun için bir kaynak göstermiyor. En azından ben henüz bulamadım. Yine de kesin Halep yakınında , (şimdi yok olmuş olan) antik bir kent iddiasında bulunan yazarlar ciddi bir kaynak zikretmeliydi diye düşünüyorum. Çünkü çift başlı Roma Kartalı’nın koruduğuna inanılan İstanbul (Constantiniyye) ya da Roma Arabistan’da aynı isimle anılıyor olabilir. Halep yakınında bir şehir diyenlerin daha ikna edici deliller sunması gerekiyor bence. Ama madem böyle yaygın bir kanaat var gelin konuya yakından bakalım: Bu şehri aramaya kalktığımizda özetle şu bilgilere ulaşıyoruz:
Tarihî ve coğrafi belgelerde Kuzey Suriye'de, günümüzdeki Halep şehrine yakın bir bölgede bulunan kadim bir yerleşim yeri ve antik kent olarak
1. Coğrafi Konumu : Halep'in yaklaşık 28km güneybatısında, Kuveyk Irmağı kıyısında yer alan
Antik İsim: Chalcis Ad Belum
Chalcis: Bakır Bronz ya da pirinç Ad: yanında -Belum: Savaş
"Chalcis Ad Belum" ifadesinin genel anlamı: "Savaş (karakolu) Yanındaki Bakır Madeni"
Latince "Belum" (Savaş) kelimesi, buranın önemli bir askerî üs veya karakol (Roma Lejyonu) yanında kurulmuş bir sivil yerleşim olduğuna işaret eder. Ve ismin klasik Latinceye göre telaffuzu Khalsisadbelum...
Bu önemli çünkü: Kinnesrîn isminin, zamanla bu antik ismin Arapça fonetiğe uyarlanmış bir versiyonu (türevlenmiş bir isim) olduğu düşünülmektedir. Şimdi buradan devam edersek iki kelimenin ne anlam ne fonetik olarak hiçbir yakınlığı olmadığını ilk anda söyleyebiliriz. Ama daha ötesi var. Böyle bir geçişin olması için zaman içerisinde oluşan aşama aşama bir geçiş lazım oysa isim değişikliği bir anda oluyor. Yani belde Hicretin 16. (M.S. 637) yılında, Hz. Ömer döneminde Halid bin Velid komutasındaki ordu tarafından fethedildikten sonra adı Arapça Kınnesrîn olarak değiştirilmiş ve sonraki İslamî kaynaklara bu isimle geçmiş. Şimdi en önemli konuya geldik! Peki kın -nesrin ne demek?
Kın: Korunan/ Gözetilen - Nesrin: Yabani Gül
Bence harika bir belde ismi olmuş ama Kinnesreyn ile yakından uzaktan ilgisi yok. Ve bu kentin sembollerinde , efsanelerinde kartal ya da puhu kuşu ile bir bulguya rastlanmış değil. Ayrıca Hicret öncesi dönemde bu şehir Kinnesrin olarak bilinmiyor ki hadiste öyle geçsin.
Söylediğim gibi Konya’nın Belde-i Muhayyere’den olma ihtimaline ilk başta ben de soğuk bakmıştım. Ama ulaştığım her bilgi beni Konya'ya yaklaştırdı.Bazı rivayetlerde, İstanbul’a gidip gelen sahabelerin, Toroslardaki Gülek boğazından, sonra Kınnesreyn’den, daha sonra Constantiniye’den bahs etmeleri. Ya da dönüşte Constantiniyye’den çıktık, şuralardan geçtik Kınnesreyn’e uğradık ve sonra da Gülek boğazı olduğu açıkça anlaşılan geçitten söz eden ifadeler. Yani Kınnesreyn Gülek ile İstanbul arasında ise Halep civarındaki Chalcis Ad Belum olma ihtimali tümden çürüyor.
Evet, yeni dinin yayılması için Peygamber ve müminlerin tehlike altında olmayacağı, siyasi merkezlerden uzak, korunaklı, ama aynı zamanda merkezi, önemli ama dikkat çekmeyen bir belde seçilmesi ihtiyacı vardı. Bunun için Mekke değil Medine, Şam değil Halep, İstanbul değil Konya seçilmiş olabilir. Belki şu anda konu kapanmamış daha araştırılacak çok şey var. Ama bahsettiğim sahabelere dayandırılan bu rivayetlerin de Muhyiddin Arabî’ye atfedilen işaretlerinde tarafsız ve ilmi metotlarla değerlendirilmesi gerekiyor. Ama zaman içindeki isim kayıtlarına bakarsak Kinnesreyn ve Konya arasında fonetik bir geçiş olduğu da açıkça görülmektedir. Kınnesreyn, Kunniye, Gunniye, Gonya, Konya...
Bütün bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki Kınnesreyn isminin tarihte de bu gün de Konya'dan başka yakıştığı şehir yok.
Çift başlı kartal, puhu kuşu ve Selçuklu sembolleri ile ilgili görüşlerimi hiç bilinmeyen bazı efsaneleri ise daha sonra bu dergide yazmayı ümit ediyorum. Ama Kinnesreyn isminin Konya için ne kadar anlamlı ve önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak adına şimdilik ana hatların dışına çıkmıyorum. Bu güzel ismi böyle anlamlı bir sayı ile bu dergi için seçen yayın kurulunu kutluyorum. Çünkü hala Konya’nın hicret için seçilmiş şehirlerden biri olma iddiası geçerliliğini koruyor. Hem de bütün şehirlerden önde olarak....
Ayrıca Konya kendini Belde-i Muhayyere zannettiyse ne olmuş? Şüphesiz ki bu şehir Allah’ın Sevgilisi’nin buraya gelme ihtimalini bile delice sevmiştir. Ve O’nun mesajının, manasının tüm insanlığa ulaşacağı günü, gelişi sayarak kıyamete kadar bekleyecektir.
Bir yanını yay gibi saran hala efsanevi kuşların tünediği dağlarıyla, mümbit ovalarıyla, Selçuklunun sırları henüz keşfedilmemiş görkemli mirası, Yunus’un sazı, Nasreddin’in nüktesi, Mevlana’nın şiiri, Şems’in kanı, Arabî’nin ayak izleri, Konevi’nin ilmi , Alâeddin’in dehası , Kılıçaslan’ın arması, Sultan Mesud’un kılıcı, daha bir nicesinin kelama sığmayışı ile genci , ihtiyarı, bebeği, balası ile göklere açılan eli , dilinden düşmeyen duası ile bekleyecektir…
Zira bekleyiş makamında olmak, her dem sevgiliye layık bir duruşu gerektirir ve herkesin harcı değildir. Bu yüzden beklemenin, hasretinde bile ayrı bir tadı vardır başka hiçbir şeyde olmayan…
Şairin söylediği gibi:
Pâyın sadâsı gelse de sen hîç gelmesen,
Men dinlesem kıyâmete dek vuslat istemem,
Bulsam izinle semtini ol semte ermesem,
Aşsam zamânı hasretin encâmı gelmeden…
Bekleyişiniz vuslat olsun , gönlünüz huzurla dolsun.
Kinnesreyn Dergisi hayırlı olsun


YORUMLAR