MEVLANA DÜŞÜNCESİNİN ULUSLARARASI YANSIMALARI
16 Aralık 2025 - 00:24
Hepinizin malumu olduğu üzere Belh’te doğan Şam ve Halep’te eğitim gören, Batı ve Doğu’nun buluşma noktası olan Anadolu’da yetişen, Doğudan Batıdan pek çok eser okuyan uluslar arası bir kişiliğe sahip Mevlana’nın etki ve yansımalarının da uluslar arası olduğu bir gerçektir.
Ne iyi olmuş da Mevlana farklı coğrafyalarda bulunmuş farklı kültürlerden etkilenmiş ve bu düşüncelerini edebiyat lisanı Farsça kaleme almış. İran ve Türkiye gibi Müslüman toplumların kaynaşmasına katkıda bulunmuştur.
Mevlana’nın gerek yazdığı eserlerin yabancı dillere çevrilmesiyle gerekse ilgili ülkelerin Fars Dili ve Edebiyatı, İslam Tasavvufu, İslam Düşüncesi vb. alanlardaki akademisyenler tarafından yazılan çalışmalarla global bir etki alanı oluşmuştur. Pek çok filozofa nasip olmayan bu geniş etki alanının arkasında yatan en önemli faktör, onun ortaya koyduğu sevgi ve hoşgörü anlayışının, dil, din, mezhep, ırk ve kültür farklılıklarını aşarak insanlığı daha geniş bir ortak paydada birleştirmeyi amaç edinmesidir.
Mevlana’nın yaşadığı dönem olan Selçuklular’dan günümüze kadar yaklaşık sekiz asırlık süreç içerisinde onun düşüncelerinin uluslararası izleri hakkında söylenecek çok şey var. Ben içinde bulunduğumuz asrı esas alarak bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Onbeşinci yüzyılda, İstanbul’u ziyaret eden batılı seyyahların Galata Mevlevihanesi başta olmak üzere Mevlevihanelerde gördükleri ritüeller aracılığıyla ilk defa tanıştıkları Mevlana düşüncesi zamanla geniş bir alana yayılmıştır.
Köken itibariyle doğulu olan Mevlana’nın düşüncelerinin daha erken ve daha çok doğuda kabul göreceğini düşünmek doğru bir yaklaşım olur. Ancak şunu söyleyebilirim ki son yıllarda batıda geçmişe nazaran daha çok bir ilgi görülmektedir. Hatta en çok ilgiyi gören doğulu filozoftur tespiti de yanlış bir tespit olmayacaktır.
Bütün eleştirmenlerin hem fikir olacağını düşündüğüm Batıda Mevlana izleri denilince ilk akla gelecek isim, doğu edebiyatlarında bir duayen olan Prof. Dr. Nicholson’dur. Prof.Dr. Nicholson’un kırk yıl üzerinde çalışarak hazırladığı, Mesnevi’nin İngilizce’ye tercümesi ve şerhi, Batıda ve hatta doğuda önemli bir referans olmuştur. Nicholson’un yanı sıra öğrencisi Arberry ile daha önceki yıllarda yaşamıış F. Rucket, daha sonra diğer batı dillerine yapılan Mevlana ve Mevlevilikle ilgili çalışmalara öncülük yapmışlardır.
Esasen Yunan Edebiyatı alanında lisans eğitimini tamamlayan Nicholson, İslam edebiyatı ve İslam medeniyetine olan aşırı ilgisi, bu alanlarda önemli çalışmalara imza atmasına vesile oldu. Mesnevinin tercümesinin yanı sıra “Selected Poems from the Divan-ı Sahms-i Tabriz” (Divan-ı Kebir’den Seçmeler), Şeyh Attar’ın Tezkiretu’l-Evliya’sı, İslam Tasavvufu Üzerine Araştırmalar, İslam Şiiri Üzerine Araştırmalar, Tasavvufta Şahsiyet Konusu, İslam Sufileri, Arap Edebiyat Tarihi, Doğu Şiiri ve Nesri.
Nicholson, Mevlana’yı Dante’den daha üstün tutarak şöyle der:
“Celaleddin, Dante’nin doğumundan sadece birkaç yıl sonra öldü. Fakat bu Hıristiyan şair, Müslüman çağdaşının ulaştığı sevgi ve müsamaha seviyesinin çok daha aşağısında kaldı…”
Batıda Mevlana ve Mevlevilik üzerine çalışma yapılan ülkeler arasında İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde daha çok akademisyenler tarafından yapılan çalışmalarla karşılaşırken Amerika’da akademik ilgiden ziyade toplumsal bir ilgiyle karşılaşmaktayız. Amerikan toplumunun şiir zevkine hitap eden Mevlana’nın şiirleri, 1988 yılında “Open Secret” adında 50.000 adet basılmış; hemen arkasından “The Essential Rumi” kitabı 110.000 adet basarak, best seller/en çok satan kitap olmuştur.
Publisher Weekly ve Christian Science Monitor’a göre şiirleri en çok okunan yazar olarak Mevlana’ya Amerika’ya tanıtan iki şair var: Coleman Barks (1937-…) ve Robert Bly (1926-….)
Batıda Mevlana üzerine çalışma yapan ve eserlerinde onun izlerini gördüğümüz pek çok yazar arasından ilk akla gelecek isimler şunlardır:
Almanya’dan Goethe, J. Von Hammer, F.Rüchert, H. Ritter, Annemarie Schimmel. Fransa’dan Cl. Huart, E.V. Meyerovitch. İngiltere’den E.H. Whinfield, E.H. Palmer, R.A. Nicholson, A.J. Arberry.
Bu tür bilimsel tespitlerden sonra bir de bizzat şahit olduğum konuyla ilgili bir güncel konuyu dile getirmek istiyorum. Geçen yıl konferans vermek üzere gittiğim Polonya’da ziyaret ettiğim Varşova üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi fars dili ve edebiyatı bölümünde İran Büyükelçiliğinin katkılarıyla oluşturulan bir anfiye Mevlana adının verilmiş olduğunu görmekten büyük haz duydum. Bu vesileyle ilgililere teşekkürlerimi sunuyorum.
Doğuda ise İran ve Türkiye’ye birlikte değerlendirerek konumuzun dışında tutmaz yerinde olacağını düşünüyorum. Öncelikle Arap dünyasına bakalım.
Selçuklular ve Memlukluler döneminde özellikle Şam ve Halep gibi günümüzde bir Arap ülkesi olan Suriye şehirleri, Anadolu’ya yakın oluşları, Memluklulere başkent olmaları, birer ticari merkez olmaları ve belki de en önemlisi Mevlâna’yı etkileyen ünlü Mutasavvıf Muhyiddin Arabi gibi pekçok düşünürün kabirlerinin bulunmasından dolayı Arap dünyasında Mevlâna düşüncesinin en yaygın biçimde kabul görmesine sebep olmuştur. Bu kabulün bir tezahürü olarak bu bölgede pek çok Mevlevîhâne’nin kurulmuş olduğunu görmekteyiz
Suriye’deki akademik çevreler de çalışmalarında Mevlâna’ya yer vermişlerdir. Halep Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyelerinden Dr. İsa Ali el-Akub, “Şekvâ eş-Şekvâ Te’emmülât fi Kasîdet “Şekvâ en-Nay” li’ş-Şâ’ir Celâlid-Dîn er-Rûmî” adlı makalesinde Mesnevî’nin ilk on sekiz beytini Arapça’ya çevirmiş ve Ney’in mecazi anlamı üzerinde durmuştur. Suriyeli şair Muhammed el-Furati, Revâ’i eş-Şi’ril-Fârisî Celâleddin er-Rûmî, Sâdî Şîrâzî ve Hâfız Şîrâzî adında kaleme aldığı eser, Suriye Kültür Bakanlığı’nca 1963 yılında basılmıştır.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde maalesef diğer ülkeler kadar Mevlâna’ya gereken önem verilmemiştir. Bunun sebebi olarak da anılan ülkelerin kayda değer bir edebi ve kültürel geçmişe sahip olmamaları gösterilebilir. Bedevî bir hayat sürdüren bölge ahalisi, son elli yıl içerisinde kavuştukları petrol zenginliği sayesinde Batı ile temasa geçerek kısmen bir kültürel canlılık yakalayabilmişse de, tasavvufa mesafeli yaklaşan Vehhabilik düşüncesinin radikal baskısı altında, Mevleviliğe dair ciddi bir çalışmanın anılan ülkelerde yapılmadığını görmekteyiz.
Uzun yıllar Osmanlı yönetimi altında bulunan ve zengin bir uygarlık geçmişine sahip bir başka Arap ülkesi Mısır’da, Mevlâna düşüncesi, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden farklı olarak büyük bir ilgi görmüştür. Bir yıl süreyle bulunduğumuz Afrika kıtasının ve Arap dünyasının en büyük şehri Kahire, asırlarca pek çok uygarlığa merkez olmuştur. Halk arasında tasavvufi anlayışın pek çok taraftarının bulunduğunu, hatta Ramazan ayında Kadir gecesinde mistik anlayışın temsilcilerinin kendilerine ait flamalarıyla kimi zaman aralarında devletin vakıf bakanı olduğu halde bir geçit töreni yaptıklarını müşahede ettik. Böylesine serbest bir ortamda Mevlevilik de yayılma imkanını elde etmiştir. Ülkede bulunan üniversitelerde akademik düzeyde Mevlâna ve Mevlevilik üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Halep’den sonra ikinci büyük Mevlevîhâne’nin bulunduğu şehir, Mısır’ın başkenti Kahire’dir.
Ciddi anlamda ilk Mesnevî çevirisi, Ankaravî şerhinin Beşiktaş Mevlevi Şeyhi Trabluslu Çengi Yusuf Dede(Ö. 1669) tarafından yapılmıştır. Eser, 1873’de Vehbiyye Matbaasında basılmıştır. Şita, Mesnevî’nin tercümesinin 3. cildinin önsözünde, Yusuf b. Ahmed olarak belirttiği Çengi Yusuf Dede, Abdulaziz Sâhibu’l-Cevâhir ve hocası Kefâfi’yi kendisinden önce bu konuda öncü eserler verenler olarak zikreder
Kahire Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Farsça dersleri veren Kefâfi, Mevlâna ve Mesnevî hayranı bir zattır. Mesnevî’nin ilk iki kitabını Arapça’ya çevirdi. 1966’da el-Mektebetu’l-Asriyye tarafından Beyrut ve Sayda’da basıldı. Kefâfi 1972’de ölmek üzereyken öğrencisi İbrahim Desuki Şita’yı yanına çağırıp kendisine öldükten sonra Mesnevî’nin diğer kısımlarını Arapça’ya tercüme etmesini vasiyet eder. Şita hocasının vasiyetini yerine getirerek diğer ciltleri tercüme etmiştir. Şita vefat ettikten sonra üçüncü cildi yayımlanır. Şita, eserinin önsözünde Mevlâna’nın köşesine çekilmiş bir sufi olmadığını, aksine her zaman toplum içerisinde olduğunu, şuurlu ve yeri geldiğinde eleştiriden kaçınmayan bir insan olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Muhammed İkbal gibi bir mücadele adamının esin kaynağı ve mürşidi olmaya yaraşır bir zat olduğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda uzun araştırmalardan sonra bazı bilim adamlarının Mesnevî’nin başta el-Futûhâtu’l-Mekkiyye” si olmak üzere Muhyiddin Arabi’nin eserlerinin kopyesi olduğu düşüncesini doğrulayacak bir bilgiye rastlamadığını söylemektedir. Prof. Dr. Hüseyin Mûcib el-Mısrî gibi karşılaştırmalı edebiyat alanında eser veren kimi yazarlar, çalışmalarında İkbâl, Hâfız, Sâdi, Yûnus gibi şahsiyetlerin yanında Mevlâna’ya yer vermişlerdir.
Batıda ve doğuda Arap dünyasında hatırı sayılır bir Kabul gören Mevlana düşüncesi, ne yazık ki Türk dünyasının özellikle Balkanlar dışında kalan kısmında, çok az tanınmakta ya da hiç tanınmamaktadır. Azerbaycan’da birisine şahsımın da katıldığı kimi bilimsel etkinlikler yapılmış; buralarda önemli bildiriler sunulmuştur. Bunlardan iki tanesini misal olarak verebiliriz. Tamilla Aliyeva tarafından “Mevlana Celaleddin Rumi’nin ve Azerbaycan Şairlerinin Yaratıcılığında İnsan Sevgisi”, Mehmed İsmail tarafından “Mevlana’nın Klasik Azerbaycan Edebiyatına Etkileri”. Malumunuz üzere klasik Azerbaycan edebiyatı denince ilk akla gelen isim hiç şüphesiz Fuzuli’dir. Fuzuli’nin Hakani, Nizami, Sadi, Husrev, Hafız ve Cami ile birlikte Mevlana’dan da etkilendiği belirtilmektedir.
Başta dünyaca meşhur ünlü düşünce ve aksiyon insanı İkbal olmak üzere Pakistan kültür ve düşünce dünyasında büyük izler bırakan Mevlana ve düşüncesi komşusu Hindistan’da da etkili olmuştur.
Pek çok ortak paydayla yaşadığımız bu coğrafyada dışardan müdahelere karşı durarak dostane komşuluk ilişkileri içerisinde daha iyiye gitmek temennisiyle



YORUMLAR