"AÇIYORUZ, AÇTIK, AÇILACAK" DEDİK AMA BURASI DA AÇILAMADI…
11 Kasım 2025 - 00:55
Seydişehir’in en hassas damarına dokunan bir mesele var son yıllarda…
Asım Cengiz Huzurevi ve Yaşlı Bakım Rehabilitasyon Merkezi.
Arsa belediye tarafından tahsis edildi, yapımını hayırsever Cengiz ailesi üstlendi.
Dualarla, kurdelelerle, fotoğraf makineleriyle açılışı yapıldı.
“Açıyoruz, açtık, açılacak…” denildi.
Ama aradan bir yıl geçti;
ne bir ışık yandı pencerelerinde,
ne de bir çay demlendi o odalarda.
Müdürü atandı…
Personeli alındı…
Hatta başvurular bile yapıldı.
Dile kolay; 400’e yakın yaşlı, o binanın kapısının açılmasını bekliyor.
Kimisi yalnızlığın sessizliğinde,
kimisi yatağının kenarında,
kimisi de evlat hasretiyle…
Ama bekliyorlar.
Beklemekten başka çareleri var mı?
Bu tablo bana 90’lı yılların Zeolit fabrikasını hatırlatıyor.
Eti A.Ş. ile Bosna Hersek ortaklığıydı hani…
Kâğıt üstünde yöneticiler atanmış, maaşlar düzenli ödenmiş,
ama ortada ne fabrika vardı, ne de bir avuç zeolit.
Üretilmeyen ürünün muhasebesini tutmuştu bizimkiler.
Kâğıt üstünde bir refah hikâyesi…
Gerçekteyse bir kandırılmışlık haliydi.
Şimdi elbette Asım Cengiz Huzurevi’nin aynı akıbeti yaşadığını söylemiyorum.
Ama şunu da sormadan edemiyor insan:
Bir bina bitmiş, tabelası asılmış, müdürü atanmış, personeli alınmış,
ama içeride hâlâ bir yaşlının nefesi, bir baston sesi yoksa…
Bu sessizlik kimin omuzlarına düşüyor?
Hani denilmişti ya;
2025 yılı içerisinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı KPSS puanıyla personel alacak,
akabinde yaşlı kabulü başlayacak…
Evet, söylendi.
Ama takvim 2025’in son günlerini gösteriyor.
Alacabel Tüneli’nin geciken ışığı gibi,
bu huzurevinin de ışıkları bir türlü yanmadı.
Oysa orası sadece bir bina değil.
Bir umut kapısıydı.
Bir yalnızlık sığınağıydı.
Bir çift sıcak gözün, bir elin dokunuşunun eksikliğini giderecek mekândı.
Şimdi bomboş duruyor.
Duvarları var ama hikâyesi yok.
Pencereleri var ama içinde yaşam yok.
Ben bu yazıyı bir eleştiri olsun diye değil,
bir vicdan çağrısı olsun diye yazıyorum.
Çünkü Seydişehir halkı bu hizmetin kıymetini biliyor.
Çünkü yaşlısına, düşkününe sahip çıkmak sadece devletin değil,
bir şehrin ahlak borcudur.
Biliyorum; prosedürler, bakanlık yazışmaları, kadro tahsisleri, bütçe onayları…
Ama biliyoruz ki, istersek olur.
Alacabel’in ışığı da yanar,
bu huzurevinin kapısı da açılır.
Bugün Seydişehir’de bir anne, bir baba,
belki de son günlerini huzurla geçirmek için oranın kapısında dua ediyor.
İstedikleri çok değil.
Sadece bir oda, bir pencere,
bir insan yüzü, bir sıcak el…
Ve belki de yıllardır içlerinden geçirdikleri o cümle:
“Evlatlarım uzakta ama devletim burada…”Gelin, bu sesi duyalım.
Gelin, şu şehre yakışır biçimde o kapıyı açalım.
Çünkü bazen bir şehrin medeniyet seviyesi,
yollardan, binalardan, ihalelerden değil;
yaşlısına nasıl davrandığından anlaşılır…


YORUMLAR