Geçen yazımızda kaldığımız yerden devam edecek olursak; yani Türk dili ve alfabesine dönecek olursak, halk arasında kullanılmakta olan dilin (bazı seslerin) ifade şekillerinde karşılığını veren harflerin olmadığını, ya da aksanların kullanılmadığını, aynı seslerin farklı anlamlar içerdiğini belirtmemiz yerinde olur diye düşünüyorum. Örneğin; genizden gelen (g) harfi, g ya da yumuşak g (ğ) ile ifade edilememektedir. Yine örneğin; “kar” sözcüğü, yazıldığı şekliyle okunduğunda cümlenin gelişine bağlı olarak kazanç ya da kış aylarında görülen yağış anlamlarında anlaşılmaktadır. Belki de Göktürk alfabesindeki bazı harflerin günümüz alfabesine eklenmesi gerekmektedir diye düşünüyorum.
Burada, Cumhuriyetin en önemli kurumlarından olan Türk Dil Kurumunun özgür bırakılması, (Şimdi denecek ki zaten özgür. Bunu kabul edemem. Bu gün ülkemizde hiçbir kurum özerk değildir) günümüz koşullarında, liyakatli dil bilim uzmanlarıyla, diğer Türk Cumhuriyetleri ile birlikte daha verimli olarak, çalışmalarına devam etmesinin sağlanması, içtenlikle istirhamımdır.
Duygu, düşünce söylemlerin ve seslerin görsel olarak ifade şekillerinden uzaklaşmadan belirtilmesi gereken birkaç uygulama daha bulunmaktadır. Bunlardan birisi Morse Alfabesidir. Yazılı belge ve bilgileri uzak noktalara ulaştırmak için telgraf sistemi geliştirilmiştir. “Amerikalı Morse 1835 New York Üniversitesine “Recording Electric Tegraf” ının bir modelini sundu.” (Carl Faulmann, Yazı Kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviri: Itır Arda, sayfa, 236) Yukarıda da sözünü ettiğimiz bir çok değişik gelişmiş teknolojiye rağmen Morse Telgraf sistemi günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir.
Yazılı belge diyebileceğimiz bir başka uygulama ise Fransız düşünür ve mucit Louis Braille tarafından 1821 yılında geliştirilen ve kağıt üzerine kabartılmış noktalara dokunarak okuma ve yazma imkanı sağlayan Braille Alfabesi ya da Körler Alfabesidir.
Son olarak da müzik eserlerinin notalarla ifade dilme şekillerini belirtmeden geçmek istemedik. Çünkü nota sistemi, diğer bütün sistemlerden tamamen farklı evrensel bir uygulamadır. Nota okur yazarlığı başlı başına bir eğitim ve öğretim alanıdır.
Belki saçma gelecek ama, bazı sorular konunun açılımı ve üzerinde düşünülmesi için önemlidir. Bu nedenle basit gelse de sormak istiyorum. İnsanlığa yazının nasıl bir faydası olmuştur. Olmasa olmaz mıydı, ne kaybederdik?
Yoval Noah Harari ne kadar doğru söylüyor bilemem ama şu ifadelerini aktarmadan geçemedim: “Yazıların şiire uygun olmaması, Sümerler için sorun değildi. Yazıyı, konuşma dilini kaydetmek için değil, konuşmanın yetmediği durumlar için icat etmişlerdi. (Sapiens, s.134)
Yazı belgedir. Hani derler ya; “Söz uçar, yazı kalır” Yazı kalınca ne olur? Kişisel ve toplumsal hafıza olur, bilgi olur. Yeni bilgi için ise, her seferinde sıfırdan başlamak yerine, eski bilgilerin üzerinde çalışmak işleri kolaylaştırır. Bilgiyi bir binayı oluşturan tuğla gibi düşünebiliriz. Binayı ortaya çıkarmak için elindeki tuğlaları üst üste, bir biriyle eklemleyerek koymak gerekir. Bilgi ve belge eskilerin yeni nesillere en büyük miraslarından biridir. Yani tecrübelerin, ya da bir işin bir işlemin nasıl yapılacağının, amaçlara ulaşmak için gerekli yol ve yöntemlerin, başarıya giden yolun, bir kuşaktan daha sonra gelen kuşaklara aktarılmasını sağlar. Bu bilgilerin aktarılması, yeni nesillere öğretilmesi için her alanda sesli kayıtlar yanında görseller, yazılar, raporlar, kitaplar yazılmıştır. Bu belgelerin önemi görüldüğünden bütün kamu kurum ve kuruluşlarında arşiv sistemleri geliştirilmiştir. Belgelerin belirli sürelerle saklanılması emredilmektedir. Resmi evrak ya da belgenin yok edilmesi, tahrif edilmesi, dışarıya sızdırılması vb eylemler, yasaklanmış olup, kanunlar nezdinde önemli görülen suçlardandır. Günümüzde sesli, yazılı metinler ulusal ya da kurumsal arşivleme sisteminin dışında, uluslar arası ya da evrensel diyebileceğimiz internet mecralarında toplanmaktadır. İsteyen herkes bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilmektedir. Hangi konuda olursa olsun bilmediğiniz konulara Google’a sorarsanız, doğru ya da yanlış bir yığın bilgiyle karşılanırsınız. Bu durum ise bilginin, ivme kazanarak kişisellik ve ulusallığın ötesinde dünya ölçeğinde, hızla yayılmakta olduğu anlamına gelir.
Yazılı metinler o kadar önemlidir ki, ilk yazılı metinlerin nasıl ortaya çıktığını, yine ilk yazılı metinlerden öğrenmekteyiz.