Toplumların çöküşü çoğu zaman savaşlarla başlamaz; kendi kimliklerini yavaş yavaş terk etmeleriyle başlar. Kişiler de böyledir. Kendi değerlerini beğenmeyip başkasının hayatını yaşamaya yeltenenler kaybedenlerden olur. Şöyle bir hikaye anlatılır: Kendini beğenmiş bir karga, kekliğin zarif yürüyüşüne hayran kalır ve onu taklit etmeye başlar. Günlerce keklik gibi sekmeye ve yürümeye çalışır. Ancak kendi yürüyüşünü de unutur ve kekliğe de benzeyemez ve gülünç durumda karmaşık bir yürüyüş hâli kalır. Bundan dolayı Atalarımız bunu tek cümleyle şöyle özetlemişler: "Karga, kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış.” Bu söz, sadece bir kuş hikayesi değildir; insanın şahsiyetini anlatan derin bir hayat dersidir. İnsanların genellikle başarılı, dürüst, örnek alınabilecek kişilere imrenmesi gerekir. Bunu biraz daha derinlemesine düşündüğümüzde Allah Resulü (s.a.v): “Yalnızca şu iki kişiye gıpta edilir. Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse ve Allah'ın kendisine ilim ve hikmet verip onunla hükmeden ve insanlara öğreten kimse.” Bu ilim ve mal konusunu geniş anlamda düşünürsek iyilikleri kapsayan mecraya, ve insanın ruhunu hoşnut eden bir manevi aleme götürür. Bu nedenle haset; başkasındaki bende yoksa onda da olmasın hissi bulunurken, başkasındaki nimeti takdir edip destekleyip kendinde de olmasını arzulamak ise gıpta edip imrenmek demektir. Taklit ise; bir kişinin veya nesnenin söz, davranış, görünüm ya da özelliklerinin aslına uygun olarak kopyalanması veya aynen körü körüne kendini ona uydurması anlamı taşımaktadır.
Her insan kendine özgü yaratılmıştır. Her insanın DNA’sı ayrıdır. Parmak izi vs. birçok husus kendine mahsustur. Karakter sahibi insan kendisiyle barışık olur. Başkalarının kopyası olmaya çalışmaz. Ancak imrendiği insanların başardığı, yapmış olduğu işleri örnek alır. İnsanoğlu kukla değildir. İnsanın kendi yaratılışını ve kendisine bahşedilen özellikleri küçümsemesi, uğrayabileceği en büyük kayıplardan biridir. Başkasına özeneyim derken, kendi değerlerini, kültürünü, yaşam tarzını ve gönlündeki itikadi lezzetini de kaybeder.
Bugün etrafımıza baktığımızda, bu atasözünün adeta ete kemiğe bürünmüş halini görüyoruz. Kendi dilinden utananlar, kendi kültürünü küçümseyenler, ecdadından utanan kendi medeniyetini geri kalmış görenler... Kıyafetinden konuşmasına, düşüncesinden yaşam tarzına kadar başkasını taklit etmeyi ilericilik sanan aklı evveller!!! Oysa taklit, hiçbir zaman medeniyet kurmamıştır. Büyük medeniyetler; kendine güvenen, kendi değerlerini koruyan ve üzerine yenilik inşa eden toplumların eseridir.
Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah(c.c) şöyle buyurur: "Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı sarıl. Allah'ın yaratışında değişme yoktur." (Rûm Suresi 30. ayet) Bu ayet, sadece yaratılışımızı değil; bize emanet edilen kimliği, ahlakı ve değerleri de korumamız gerektiğini hatırlatır. Allah Resulü(s.a.v.) ise şöyle buyurur: "Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa o da onlardandır." Buradaki uyarı; güzel ahlakı öğrenmeye değil, şahsiyetini kaybedecek ölçüde körü körüne özenmeye yöneliktir. Çünkü İslam, faydalı olanı almayı teşvik eder; kişiliği yok eden taklitçiliği değil. Ne yazık ki günümüzde birçok insan, sosyal medyanın oluşturduğu sahte hayatlara özeniyor. Başkasının mutluluğunu satın almaya, başkasının hayatını yaşamaya çalışıyor. Sonunda ise ne aradığı huzuru bulabiliyor ne de kendi benliğini koruyabiliyor. Ve : “Çarşıya giderken evdeki bulgurdan olmak” atasözünün içinde buluyor kendini. Hâlbuki Allah, her insanı ayrı bir kabiliyet, ayrı bir hikmet ve ayrı bir güzellikle yaratmıştır. Gülün menekşe olmasına gerek yoktur. Kartalın serçe gibi uçmasına da... Her biri kendi yaratılışıyla güzeldir. Bugün en büyük ihtiyacımız; başkasına benzemek değil, kendimize dönmektir. Köklerimize, inancımıza, kültürümüze ve güzel ahlakımıza yeniden sarılmaktır. Çünkü kökünü kaybeden ağacın ayakta kalması mümkün değildir. Karganın düştüğü hataya düşmeyelim. Başkasının yürüyüşünü taklit ederken kendi yolumuzu kaybetmeyelim. Zira insanı yücelten; başkası gibi görünmek değil, Allah'ın kendisine verdiği kimliği hakkıyla taşımasıdır.
Taklit edenler alkış toplayabilir. Günü gün etme arzusunda olup, güzel olduğunu zannedebilir. Suyun üzerine yazılan bir yazı, dalgaların gelişiyle nasıl silinip yok olursa; kimliğinden uzaklaşan insanlar da zamanla unutulup gider. Buna karşılık, iz bırakanlar; daima kendi kimliğiyle yürüyen, değerlerine sahip çıkan ve taş üzerine kazınmış bir yazı gibi kalıcı olanlardır. Aradan yüzyıllar geçse bile kültürleri, yaşantıları ve bıraktıkları miras insanları etkilemeye devam eder. Selam ve dua ile kalın.