Düşünce ve duygular çizgilerle, resimlerle, sembollerle ifade edilmeye başlayınca o sembollerin hangi seslere karşılık geldiğinin de öğrenilmesi ve ezberlenmesi gerekmiştir. Tabii daha sonra da, okunması gerekli olmuş olmalıdır. Bir başka ifade ile; okumanın öğrenilmesi gerekli olmuştur. Elbette sembollerin geliştirilerek seslerin harflerle ifade edilmesi, bu ifadelerin ayırt edilerek yazılıp okunabilmesi süreci de büyük zorlukların yaşanmasına sahne olmuştur diye düşünmekteyim.
Dünyadaki hemen hemen bütün yazılı dilleri inceleyen Yazı Kitabı, daha ilk sayfalarında bu güçlüklere işaret etmektedir. Harflere dönüştürülmesi gereken sesleri; Yarım ses, derin ses, kapalı ses, berrak ses, açık ses, flu ses, burun sesi gibi kategorilere ayırmaktadır. Yine sesleri; 1.Boğazsıl, 2.Gırtlaksıl, 3.Damaksıl, 4.Dudaksıl, 5.Cerebral, 6.Dil ünsüzü, 7.Diş ünsüzü gibi ayırımlarla ifade etmektedir.
Seslerin doğru çıkarılabilmesi için harflerin altına, üstüne, yanına konan değişik işaretlere yer verilmektedir. (Carl Faulmann, Yazı Kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviri: Itır Arda, sayfa 3,4,5) Tabii ki bu yazımızda bu ayrıntıları anlatmayı amaçlamadık, ama dil ve yazı dili denildiğinde karmaşık süreçlerin içinde olunduğunun da bilinmesi gerekmektedir.
Aslında yazı dizimizin dışında olmakla birlikte, konunun bütünselliğini sağlamak adına şu aktarmayı yapmak da yerinde olmaktadır. Duygu ve düşüncelerin görsel olarak ifade edilme şekli diyebileceğimiz yazı alanındaki gelişme ve değişimleri Wikipedia dan özetledik:
“Resim yazısı veya piktografi, bilindiği gibi başlangıçta yazı yüzeyi olarak kullanılan taş ve özellikle mağara duvarlarında rastlanan bu yazı türü aslında bir resim dizisinin sadeleşip yazı formu kazanmasıyla oluşur. Piktografi türünün ilk örnekleri M.Ö 3500 yılında Mezopotamya’da ve Mısır’da gözlemlenir.
Hece yazısı veya fonografi, piktografi yardımıyla anlatılamayan soyut kavramların ifadesinde kullanılır. Birden fazla durum ifadesi ve nesne resmi bir araya getirilerek hece alfabesi oluşturulur.
Harf yazısı veya akrofoni, insanların alfabeye geçişinin ilk temeli sayılabilen bir yazı türüdür. Resmin veya hecenin kullanımı yerine ilk sesin işaret halinde belirtilmesiyle kullanılır.
Çivi yazısı, Mezopotamya’da kullanılan ve Sümerler tarafından bulunan yazı çeşididir.
Hiyeroglif, en belirgin örneğinin Mısır Hiyeroglifi olarak bilindiği resim yazısı türüdür.
Çin yazısı, harf yerine sembollerden oluşan bir çeşit resim yazısıdır.
Fenike yazısı, açıkça alfabe yazısını ilk bulan Fenikelilerin ürünüdür. 22 sessiz harften oluşur..
Yunan yazısı, Fenikelilerin yazı tipinde olmayan sesli harflerin eklenip geliştirilmesiyle oluşan bir yazı türüdür. İlk harfi Alfa diğeri ise Beta olan bu yazı tipinin adı alfabe olarak belirlenir.
Latin yazısı veya Roma alfabesi, Yunan alfabesinin değişime uğramış halidir. Temelde 23 harfi barındırır
Eski Türk yazıları, İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası olmak üzere iki döneme ait yazı türüdür.
İslamiyet öncesi Türk yazısı, dönem olarak 6’ncı yüzyıldan 9’uncu yüzyıla kadar kullanılan Türk yazısı Göktürk alfabesi ve Uygur alfabesidir. Bulunduğu kaynaklar bakımından -Orhun Yazıtları- önemli olduğu için Göktürk alfabesi Orhun alfabesi olarak da bilinir. Sağdan sola doğru yazılan ve dört tanesi ünlü olmak üzere otuz sekiz harften oluşan Göktürk alfabesi ile sağdan sola doğru yazılıp on dört harften oluşan Uygur alfabesi İslamiyet öncesi Türk yazısının iki ana parçasıdır.
Yeni Türk alfabesi cumhuriyet ile birlikte harf devrimi nedeniyle Arap alfabesi yerine Latin alfabesi temelli türe geçiş yapıldığı dönemden itibaren kullanılan yazı tipidir. Türkçede bulunan bazı harfler - ş, ı, i, ğ, ç- Latin alfabesinde yoktur ve Yeni Türk alfabesine eklenir. Yeni Türk alfabesi yardımıyla okuma ve yazma oranının arttığı gözlemlenir.” (Wikipedia)
Gelecek yazımızda kaldığımız yerden devam etmek üzere okumanız bol olsun