HACER'İN SABRI, İSMAİL'İN TESLİMİYETİ VE ZEMZEM'İN MUCİZESİ VE KURBAN


Bazen insan hayatında öyle anlar olur ki…
Ne kapı görünür, ne yol bulunur, ne de tutunacak bir dal kalır. İşte tam o anda insanın elinde iki şey kalır: Sabır ve Allah’a teslimiyet…

Hazreti Hacer validemizin yaşadığı hadise, sadece bir annenin çocuğu için verdiği mücadele değildir. Aynı zamanda bugün milyonlarca Müslümanın yaptığı hac ibadetinin temelinde yatan büyük bir imanın hikâyesidir.
Hazreti İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hacer’i ve küçücük oğlu İsmail’i Mekke’nin o çorak, susuz ve ıssız vadisine bırakırken; ortada ne bir ev vardı, ne bir insan, ne de içilecek bir damla su…
Bir annenin yüreğinin nasıl yandığını düşünün… Hacer validemiz, “Bizi burada bırakıp nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda Hazreti İbrahim cevap veremedi. Çünkü bu, bir insan kararı değil; ilahi bir emirdi. Sonunda Hacer validemiz şu soruyu sordu:

“Bunu sana Allah mı emretti?”
Hazreti İbrahim “Evet.” deyince, Hacer validemizin dudaklarından tarihe geçen o teslimiyet cümlesi döküldü:
“Öyleyse Allah bizi zayi etmez…”
İşte gerçek iman budur…
Karanlığın içinde bile Rabbine güvenebilmek…

Bir süre sonra su bitti. Küçücük İsmail susuzluktan ağlamaya başladı. Hacer validemiz evladına su bulabilmek için Safa ile Merve tepeleri arasında koşmaya başladı. Bir kere değil… İki kere değil… Tam yedi defa…
Bugün hac ve umre yapan milyonlarca Müslümanın Safa ile Merve arasında sa’y yapmasının sebebi işte budur. Çünkü İslam’da kurtuluş, sadece beklemekle değil; sabırla beraber çaba göstermekle gelir.
Hacer validemiz oturup kaderine ağlamadı. Ümitsizliğe teslim olmadı. Koştu… Aradı… Mücadele etti… Ve sonunda Allah’ın rahmeti tecelli etti. Minik İsmail’in ayağının altından Zemzem suyu fışkırmaya başladı. O gün çölün ortasında çıkan o su, bugün hâlâ milyonlarca insana şifa olmaya devam ediyor.
Düşünün…
Bir annenin sabrı, bir çocuğun masumiyeti ve Allah’a olan teslimiyet; asırlardır bitmeyen bir berekete dönüştü. Hac ibadeti sadece tavaftan ibaret değildir. Hac; Hacer gibi sabretmektir. İsmail gibi teslim olmaktır. İbrahim gibi Allah’a güvenmektir.

Bugün insanlar en küçük sıkıntıda umudunu kaybediyor. Oysa Zemzem’in hikâyesi bize şunu öğretiyor:
Allah, imkânsız görünen yerde bile bir kapı açar. Yeter ki insan dua etmeyi bırakmasın, sabırdan vazgeçmesin ve mücadeleden kaçmasın…
Çünkü bazen bir annenin çöldeki merhamet gözyaşı, bütün insanlığa asırlar boyu akacak bir rahmete dönüşebilir…