ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMAK


  Günümüz insanının en büyük alışkanlıklarından biri, hemen her konuda konuşmak, her konuda ahkam kesmek, her işe burnunu sokmak; ancak iş sorumluluk almaya geldiğinde geri çekilmek tabiri caizse ‘toz olmak’, ortadan kaybolmak gibi bir beceriye sahip. Herkes yanlışları çabuk görüyor, eksikleri fark ediyor, eleştiriyor, kötülüyor mangalda kül bırakmıyor. Ancak mesele “Kim düzeltecek?” sorusuna gelince ortalıkta kimse kalmıyor. ‘Aman hoca kurtar bizi bu fillerden’ hikayesine dönüyor. Yapılması gereken bir konuda kimse elini taşın altına koymuyor.

    Hayat sadece konuşanların değil, sorumluluk alanların omuzlamasıyla  yükselir. Bir mahallede huzur varsa, bir ülkede düzen varsa, bir aile ayakta duruyorsa bunun sebebi birilerinin fedakârlık yapmasıdır. Çünkü hiçbir güzellik kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bugün etrafımıza baktığımızda herkesin şikâyet edecek çok  şey bulduğunu görüyoruz. Trafikten şikâyet ediyoruz, gençlikten şikâyet ediyoruz, ahlaktan, ekonomiden, komşudan, yöneticiden şikâyet ediyoruz. Fakat aynı insanlara: “Peki sen ne yaptın?” diye sorduğumuzda çoğu zaman cevap tırışka. Oysa taşın altına el koymak; sadece büyük işler yapmak değildir. Bazen bir yaşlının elinden tutmaktır. Bazen yere atılan çöpü kaldırmaktır. Bazen iş yerinde herkes geri dururken sorumluluğu üstlenmektir. Bazen de haksızlık karşısında susmamaktır.

      Ne yazık ki! Çağımız insanı,sorumluluktan çok baneneciliği oynuyor. Kaliteden ve gerçekten değil, görüntüden hoşlanıyor. İnsanlar iş yapmaktan ziyade yapıyormuş gibi görünmeye çalışıyor. Sosyal medyada duyarlılık cümleleri paylaşmak kolay; zor olan gerçekten fedakârlık göstermektir. Çünkü emek ter ister, sabır ister, bazen de yalnız kalmayı göze alarak mücadele etmek gerekir. Ecdadımızın güzel bir sözü vardır: “Taşı delen suyun kuvveti değil,  damlaların sürekliliğidir.” Toplumları ayakta tutan da  sorumlulukları alan insanlardır. İsimsiz kahramanlardır. Gösteriş yapmadan çalışanlardır. Kimse görmese de doğru olanı yapanlardır. Kimse görmese  Allah'ın gördüğünü şiar edinip yanlış yapmadan dürüstçe çalışan ve doğru yolda gidenlerdir.

Unutmamak gerekir ki; her sorun halının altına süpürülürse, herkes kenara çekilirse yük büyür, sorun büyür, çürüme büyür. Ama birkaç kişi bile elini taşın altına koyarsa umut yeniden filizlenir. Her taraf umut bahçesi olur.

Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; konuşan insanlar değil, sorumluluk alanında düzgün ve dürüstçe işlerini yürüten insanlardır. Çünkü gelecek, seyredenlerin değil mücadele edenlerin, insanlara açık, şeffaf ve ayakları yere sağlam basanların omzunda yükselecektir.

         Değerli okurlarım! Sorumluluk alma ile ilgili şu hikayeyi sizlere aktarmak istiyorum. Bir zamanlar bir padişah, halkının hâlini ve insanların sorumluluk anlayışını görmek ister. Bir sabah erkenden adamlarına emir verir ve işlek bir yolun tam ortasına büyükçe bir taş koydurur. Kendisi de yakın bir yere gizlenip olup biteni izlemeye başlar. Önce varlıklı tüccarlar gelir. Taşı görünce homurdanırlar:
“Bu nasıl iştir? Devlet yollarına bakmıyor!”

Derler ama taşı kaldırmayı hiç düşünmeden kenarından dolaşıp giderler. Sonra yazarlar, şairler gelir, taş ve yol hakkında hikayeler ve şiirler yazıp taşın yanından ayrılırlar. Gazeteciler gelir, ‘şok şok haber’ deyip haber bültenlerine  aktarırlar. Ardından saray görevlileri, memurlar, başka yolcular gelir. Hepsi taşı suçlar, devleti eleştirir, söylenir; fakat hiç kimse elini taşın altına koyup yoldan kaldırmak gibi bir sorumluluk üstlenmezler. Herkes bir bahane bularak taşın yanından ayrılır. Günün ilerleyen saatlerinde fakir bir köylü çıkagelir. Sırtında ağır yükler vardır. Yoldaki taşı görünce: “Bunu biri temizlemeli, yoksa birinin canı yanar.” der. Yükünü yere bırakır, uğraşa didine taşı yolun kenarına çeker. Yorulmuştur ama yol açılmıştır. Tam geri dönecekken taşın bulunduğu yerde bir kese görür. Keseyi açınca içinin altın dolu olduğunu fark eder. İçinde bir de not vardır: “Bu altınlar, yolun üzerindeki engeli kaldıran kişiye aittir.” Padişah gizlendiği yerden çıkar ve der ki: “Hayatta karşılaştığımız engeller çoğu zaman bize şikâyet etmeyi değil, çözüm üretmeyi öğretir. İnsanların çoğu problemi konuşur; azı ise elini taşın altına koyar.”

Şikâyet etmek kolaydır; asıl kıymetli olan, sorumluluk alıp çözüm için çaba göstermektir. Sorunu çözmek için mücadele etmektir. İlgisiz kalmamaktır. Bahane üretmeden konunun veya işin üzerine korkmadan gitmektir. Her insan yaptığı işin hakkını vererek yapmalıdır. Sorumluluklarını tam olarak hakkıyla yerine getirmeyenin hiçbir konuda şikayet etme hakkı yoktur.

            Selam ve Dua ile Kalın…