Saat kırılır ama vakit kırılmaz…
İnsan bazen bir anın içinde takılı kalır, dünya da onunla birlikte durdu sanır. Oysa hayat, kimsenin acısına ya da sevincine göre yön değiştirmez. Güneş her gün doğar, akşam yine olur. Birileri gider, birileri gelir. Ama zaman dediğin; ne senin gözyaşını bekler ne de mutluluğuna uzun uzun eşlik eder. O, kendi yolunda akar gider.
Birinin yokluğu, ilk başta insana dünyanın sonu gibi gelir. Sanki o olmadan nefes almak bile zorlaşır. Ama günler geçer, insan yine uyanır, yine yürür, yine hayatın içine karışır. Çünkü kimsenin yokluğu, kimsenin sonu değildir. İnsan alışır… Hem de hiç istemese bile alışır. İşte zamanın en acı ama en gerçek yüzü budur.
Çoğu zaman farkında olmayız; elimizde olanların kıymetini, ancak kaybettikten sonra anlarız. Yanımızda duran, sesini duyduğumuz, varlığıyla içimizi ısıtan insanlar… Sanki hep bizimle kalacakmış gibi davranırız. Kırarız, erteleriz, ihmal ederiz. “Nasıl olsa yarın var” deriz. Oysa hayatın en büyük yanılgısı da budur. Çünkü yarın, herkese aynı şekilde nasip olmaz.
Zaman dediğin garip bir terazidir. Bazen hiç beklemediğin bir anda en sevdiğini sana getirir. Bir bakarsın, kalbinin boş kalan yerleri dolmuş. Yüzün güler, içindeki umut yeniden yeşerir. İşte o an, hayatın ne kadar güzel olabileceğini hatırlarsın. Ama aynı zaman, hiç ummadığın bir anda da en sevdiğini senden alır. İşte o zaman, insanın içi sessizce dağılır. Söylenecek söz bulunmaz, anlatılacak cümleler eksik kalır.
Aslında zaman ne zalimdir ne de merhametli… O sadece görevini yapar. Getirir, götürür, öğretir. Bize düşen ise, onun getirdiklerine şükretmek, götürdüklerine sabretmektir. Çünkü her geliş bir imtihan, her gidiş bir derstir.
İnsan en çok, “keşke” dediği anlarda büyür. Keşke daha çok sevseydim, keşke kırmasaydım, keşke biraz daha yanında olsaydım… Ama zaman geri gelmez. Ne söylenmeyen sözler geri döner ne de tutulmayan eller yeniden uzanır. Bu yüzden hayatın en kıymetli nasihati şudur: Sevdiğini erteleme. Değer verdiğini bekletme. İçinden gelen iyiliği yarına bırakma.
Unutma, bugün yanında olan yarın olmayabilir. Ve bugün giden, bir daha hiç gelmeyebilir. Hayatın dengesi işte bu kadar hassas, bu kadar kırılgandır. Bu yüzden insan, elindekinin değerini zaman almadan bilmeli. Bir “iyi ki” diyebilmek için, “keşke”lerle yaşamayı göze almamalı.
Zaman bazen seni en dibe indirir, bazen de hiç ummadığın bir anda ayağa kaldırır. Ama her durumda sana bir şey öğretir. Sabretmeyi, şükretmeyi, vazgeçmeyi ve yeniden başlamayı… Çünkü hayat, sadece sahip olduklarınla değil, kaybettiklerinle de seni sen yapar.
Sonunda şunu anlarsın: Ne gelen sonsuza kadar senindir ne de giden tamamen kayıptır. Herkes, hayatında bir iz bırakmak için gelir ve vakti dolunca gider. Önemli olan, o izlerin seni nasıl bir insan yaptığıdır.
Bu yüzden kırma, incitme, erteleme… Sev, değer ver, sahip çık.
Çünkü saat kırılır… ama zaman asla durmaz. Dostlar.