Tercih Edilmiş Körlük 2. Safiye Erol


"Tercih Edilmiş Körlük" yazı dizimizin bu ikinci durağında, merceğimizi Abdülhak Şinasi Hisar’ın o dışsal estetik dünyasından, ruhun en mahrem ve felsefi derinliklerine, Safiye Erol’un iklimine çeviriyoruz. Safiye Erol, Türk edebiyatında Doğu ile Batı’nın, akıl ile kalbin, kadim hikmet ile modern felsefenin kesişim noktasında duran; ancak her iki dünyanın da sınır boylarında unuttuğu o eşsiz sese hayat veren bir kalemdir. Onu bugün yeniden okumak, sadece bir yazarı tanımak değil, kendi kültürel parçalanmışlığımızın ortasında kaybolan o "merkez" duygusunu yeniden aramaktır.
Entelektüel Bir Sentezin Portresi
Safiye Erol (1902-1964), imparatorluğun son demlerinde, Edirne’nin çok kültürlü atmosferinde dünyaya gözlerini açtı. Onu dönemdaşlarından ayıran en temel özellik, henüz genç bir kadınken Almanya’da aldığı o sarsıcı ve derinlikli eğitimdir. Münih Üniversitesi’nde felsefe ve edebiyat okurken Kant, Schopenhauer ve Nietzsche gibi devlerin metinlerini ana dillerinden sökerek bir doktora tezi hazırlamıştı. Batı rasyonalizminin doruklarını bizzat yerinde deneyimleyen bu genç dimağ, İstanbul’a döndüğünde rotasını başka bir derinliğe; Doğu’nun tasavvufi bilgeliğine çevirdi. Onun hayatı, Münih’teki felsefe kürsülerinden İstanbul’daki irfan meclislerine uzanan devasa bir köprü gibidir.
Erol’un edebiyat dünyasındaki yerini belirlerken onu dünya edebiyatının büyük felsefi romancılarıyla, örneğin Iris Murdoch veya Maria Zambrano ile yan yana koymak gerekir. O, romanı sadece bir kurgu veya olay örgüsü olarak görmez; kahramanlarını varoluşsal sancılar içinden geçirerek onlara birer ahlak deneyi yaptırır. Karakterleri arasındaki o yoğun ruhsal etkileşimler, aslında insanın kendi içindeki eksikleri bir başkasının varlığında tamamlama çabasıdır. Bu bağlamda o, Türk edebiyatının sadece bir hikâye anlatıcısı değil, aynı zamanda ruhun haritasını çıkaran bir topoğrafıdır.
Başyapıtları ve Yazın Dünyası
Safiye Erol’un külliyatı, sayıca az ama mahiyetçe oldukça yoğun eserlerden oluşur. Her biri, birer fikir kalesi niteliğindedir:
Ciğerdelen (1946): Türk edebiyatının en görkemli tarihsel-felsefi romanlarından biridir. Balkanlar’daki bir sınır kalesinden modern İstanbul’a uzanan bir ruh birliğini anlatır. Tarih burada sadece bir dekor değil, karakterlerin genetik ve ruhsal mirasıdır.
Kadıköyü’nün Romanı (1938): Modernleşen İstanbul’un değişen çehresini bir kadının iç dünyasındaki sarsıntılar üzerinden işler. Mekân ve insan arasındaki o kopmaz bağı ustalıkla tasvir eder.
Ülker Fırtınası (1944): Bir aşk hikâyesinin ardında, insanın kendi nefsiyle olan imtihanını ve toplumsal yozlaşma karşısındaki duruşunu sorgular.
Makaleler/Denemeler: Safiye Erol’un sadece bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir mütefekkir olduğunu kanıtlayan bu yazılar; sanattan felsefeye, kadın haklarından kültürel senteze kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.
İdeolojilerin Kör Noktasında Bir Deha
Onun "tercih edilmiş körlük" kurbanı olmasının en temel sebebi, hiçbir keskin ideolojik kampa tam olarak sığmamasıydı. Dönemin katı seküler modernleşmecileri için "fazla mistik ve dindar", gelenekçi muhafazakâr çevreler için ise "fazla modern ve Batılı" bir profil çiziyordu. Oysa Safiye Erol, Batı’nın metodolojisini Doğu’nun kalbiyle birleştiren o nadir sentezi bizzat kendi şahsiyetinde yaşatıyordu. Başını örtmeyen, Almancayı felsefe yapacak düzeyde bilen, piyano çalan ama aynı zamanda kadim bir neşeyi ruhunun merkezine koyan bu modern derviş, dönemin sığ kutuplaşmaları arasında maalesef hak ettiği ilgiyi göremedi.
Eserlerindeki dil, ne tasfiyeci bir uydurukçuluk ne de anlaşılmaz bir eskicilik taşır; o, yaşayan Türkçenin o pürüzsüz ve asil tınısını kullanır. Onun metinlerini okumak, bir anlamda kendi dilimizin ne kadar yüksek bir tefekkür gücüne sahip olduğunu yeniden keşfetmektir.
Okuyucu İçin Bir Hafıza Rehberi
Safiye Erol’un dünyasına girmek isteyen bugünün okuru için yollar artık daha açık. Yazarın tüm külliyatı, titiz bir çalışmayla Kubbealtı Neşriyat tarafından yayımlanmaktadır. Romanlarından gazete yazılarına, felsefi denemelerinden anılarına kadar her metni bu yayınevinden temin edilebilir. Ayrıca, dijital çağın imkânları da bu büyük yazarı tanımak için yanımızda. Özellikle başyapıtları Storytel ve TRT Dinle gibi platformlarda usta sesler tarafından seslendirilmiş durumdadır. Onun o epik ve derinlikli dilini dinlemek, bu bilinçli unutuşu kırmak adına atılacak en güzel adımlardan biridir.
Safiye Erol, bize "geçmişin sadece bir anı değil, yaşayan bir enerji olduğunu" fısıldar. Onun bu sessiz ama derinden akan nehrine dahil olmak, kendi kültürel kimliğimizin eksik parçalarını tamamlamak demektir.
Safiye Erol’dan Sizin İçin Birkaç Alıntı:
"Aşk, insanın kendi gurbetinden asıl vatanına dönme çabasıdır. Bu yolda çekilen her acı, aslında ruhun kendi cevherini temizleme ayinidir. Ciğerin delinişi, içeriye ışık girmesi içindir."
"İnsan insana aynadır; ancak bu aynada gördüğün kendi aksindir. Sen, karşındakinde ancak sendeki derinlik kadarını görebilirsin. Sevmek, o aynadaki tozu silip ardındaki 'Bir' olanı fark etmektir."
"Mazi, geçip gitmiş bir rüya değil; damarlarımızda dolaşan, her anımızı mayalayan canlı bir hakikattir. Bize düşen o yazıyı okuyacak basireti kuşanmaktır."
"Garp'ın tekniğiyle Şark'ın hikmetini aynı potada eritmedikçe, modern insan bir yanı felçli bir dev gibi yalpalamaya mahkûmdur. Asıl medeniyet, maddenin emrine giren değil, maddeyi ruhun emrine verenlerin harcıdır."
"Kendi tarihini bir ölüler mezarlığı sananlar, aslında kendi ruhlarının mezarını kazmaktadırlar