ANNE HAKKI ÖDENMEZ


Bir insanın bu dünyada en zor ödeyeceği hak varsa, o da anne hakkıdır. Çünkü anne, sadece bir insan değildir. Anne; bir ömrün başında edilen ilk duadır, ilk nefestir, ilk sığınaktır.
İnsan bu dünyaya gözlerini açtığında ilk gördüğü yüz annesinin yüzüdür. Daha konuşmayı bilmeden onun sesini tanır. Daha yürümeyi öğrenmeden onun kucağında huzur bulur. Çünkü anne, evladını dünyaya gelmeden önce bile sevmeye başlayan tek varlıktır.

Bir çocuk dünyaya gelmeden önce, anne onu tam dokuz ay karnında taşır. Ama bu sadece bir taşımak değildir. Anne, dokuz ay boyunca kendi canından verir. Kimi zaman uykusuz kalır, kimi zaman sancı çeker, kimi zaman geceleri sessizce gözyaşı döker. Karnında taşıdığı yavrusu rahat etsin diye kendi rahatından vazgeçer. Aç kalır ama evladı doysun ister. Yorulur ama belli etmez. Çünkü annenin sevgisi, sözle anlatılmaz; fedakârlıkla yaşanır.

Anne, çocuğunu sadece karnında taşımaz. Onu yüreğinde taşır. Daha doğmadan onun için hayaller kurar. “Yeter ki sağ salim doğsun” diye dua eder. Doğduğu gün ise dünyaya yeniden gelmiş gibi olur.Bir çocuk doğduğu anda herkes sevinir. Ama annenin çektiği acıyı, korkuyu, sancıyı çoğu zaman kimse bilmez. Saatlerce süren doğum sancısına rağmen, çocuğunun ağlama sesini duyduğu an her şeyi unutur. Çünkü anne böyledir. Canı yanar ama evladı gülsün ister.
Doğumdan sonra da annenin çilesi bitmez. Daha yeni başlayan bir ömür vardır. İki sene boyunca onu göğsünden emzirir. Kendi yediğinden, içtiğinden önce evladını düşünür. Gece uykusundan vazgeçer. Kendisi uyumaz ama evladını uyutur.

Gecenin bir vakti çocuk ateşlenir, anne başucunda sabaha kadar bekler. Çocuk hasta olur, anne günlerce başını yastığa koyamaz. Evladının küçücük bir öksürüğünde yüreği yerinden çıkar. Bir anne için dünyanın en büyük korkusu, evladının canının yanmasıdır.Birçok insan büyüdüğünde annesinin geceleri kaç kez üstünü örttüğünü bilmez. Kaç kez sessizce odasına gelip nefes alıyor mu diye baktığını bilmez. Kaç kez kendi yorganını evladının üstüne serdiğini, kendisi üşüyüp yine de onu sıcak tutmaya çalıştığını bilmez.

Anne, bazen sabaha kadar başucunda bekleyen bir dua olur. Bazen gecenin karanlığında sessizce edilen bir gözyaşı olur. Bazen de herkes giderken yanında kalan son kişidir.
Bir çocuk uyusun diye ninni söyleyen de annedir. O ninniler sadece bir türkü değildir. O ninnilerde annenin duası vardır, özlemi vardır, korkusu vardır. Bir annenin dilinden dökülen “Dandini dandini dastana” belki de bir çocuğun hayatta duyduğu ilk sevgidir.

Küçücük bir bebeğin beşiğinin başında saatlerce duran, kolları yorulsa da onu sallayan, gözleri kapanacak hâle gelse de “Ben uyumayayım, yavrum rahat uyusun” diyen annedir.
Çocuk büyür… Okula gider, düşer, kalkar, hata yapar, bazen kırar, bazen üzer. Ama anne yine annedir. Kızsa da sever. Kırılsa da affeder. Çünkü annenin kalbinde kin tutacak yer yoktur.
Evladının eski bir gömleğini yıllarca sandığında saklayan annedir. Çocuğunun küçücük patikalarına bakıp gizlice ağlayan annedir. Evladı askere giderken arkasından gözyaşı döken, ama belli etmemek için yüzünü pencereye çeviren annedir.
İnsan bazen annesinin değerini yanında iken anlayamaz. “Nasıl olsa hep var” zanneder. Oysa anne bir gün giderse, insanın içindeki en büyük boşluk da onunla gider. Dünyanın en güzel evi bile annesizse sessizdir. En kalabalık sofralar bile annesizse eksiktir.Bu yüzden büyüklerimiz, “Cennet annelerin ayakları altındadır” demiştir. Çünkü bir annenin çektiği çile, yaptığı fedakârlık, verdiği emek hiçbir şeyle ölçülemez.

Veysel Karani’nin annesine olan sevgisi ve bağlılığı da bunun en güzel örneklerinden biridir. Veysel Karani, Peygamber Efendimizi görmek için yanıp tutuşuyordu. Ama yaşlı annesini yalnız bırakamıyordu. Bir gün annesi ona izin verdi. “Git ama çok oyalanma, beni yalnız bırakma” dedi.Veysel Karani, Medine’ye kadar geldi. Fakat Peygamber Efendimiz o sırada evde yoktu. İsterse bekleyebilirdi. Belki birkaç saat sonra Resûlullah gelecekti. Ama annesine verdiği sözü düşündü. “Annem beni bekler” dedi ve geri döndü.Peygamber Efendimiz geldiğinde, “Buraya Yemen tarafından öyle biri geldi ki, annesine olan bağlılığı sebebiyle beni göremeden geri döndü” buyurdu. Sonra da üzerindeki hırkayı, yani kutsal emaneti, Veysel Karani’ye gönderdi.

İşte anne hakkı böyledir. Peygamber sevgisine koşan bir insanı bile geri döndürecek kadar büyüktür. Öyle büyüktür ki, Peygamberimizin hırkası, annesine sadık kalan bir evlada hediye edilmiştir.Bugün birçok insan annesine “Seni seviyorum” demeyi erteliyor. Bir telefon açmayı, bir hâl hatır sormayı erteliyor. Oysa anneler çok şey istemez. Bir güzel söz, bir sarılış, bir “Hakkını helal et anne” cümlesi onların dünyasına yeter.

Bir annenin en büyük mutluluğu, evladının iyi bir insan olduğunu görmektir. Ne kadar zengin olursanız olun, ne kadar makam sahibi olursanız olun; annenizin duasını almamışsanız eksiksiniz.Unutmayalım: Anne yaşarken kıymeti bilinmeli. Saçındaki beyazlar görülmeli. Ellerindeki çizgiler fark edilmeli. Çünkü o eller, yıllarca bizim için çalıştı. O gözler, yıllarca bizim için uykusuz kaldı. O yürek, yıllarca bizim için attı.

Bir gün annenizin ellerini tutun. Yüzüne uzun uzun bakın. Belki fark etmediğiniz çizgiler göreceksiniz. O çizgilerin her biri, sizin için çekilmiş bir çilenin izidir.Sonra sessizce şunu söyleyin:“Anne… Dokuz ay karnında taşıdı.  İki yıl göğsünden emzirdi, uyumadı uyuttu, nenni söyledi büyüttü. Hakkını helal et…”
Çünkü anne hakkı, ne sözle anlatmakla biter ne de ömürle ödenir.