KADIN KAYYUM VE DİĞERLERİ…


 KADIN KAYYUM VE DİĞERLERİ…

                     Savaş dış siyaset mutlak butlan parti kongreleri demokrasi çatışmaları derken konu Türk kadınına kayyum atanmasına kadar uzandı. Malumunuz Temmuz ayı içerisinde yapılan Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri’ ne temsili Nasrettin Hoca olarak katılan sanatçı tarafından ifade edilen kadına kayyum atanması mevzusu sarsıcı nitelikte olmasının yanı sıra olumsuz tepkilere de yol açmıştır. Sanatçının ”evlenmişsiniz, bir bakmışsınız karınıza kayyum atanmış” şeklindeki ifadesi kadını itibarsızlaştırmış, değersizleştirmiş. Adeta siyasi eleştiri argümanı algısı yaratmıştır. Konuyu daha yakından ele aldığımızda,

                     Kayyum;  başkasına ait bir malı işi kurumu yürütmek için mahkeme ya da devlet tarafından geçici olarak atanan yasal temsilci yöneticidir. Kayyum atanmasında hukuki bazı şartlar oluşmalıdır. Bunlar şirketler ve kurumlarda usulsüzlük, mali krizler ve hukuki soruşturmalar sebebiyle tedbir amaçlı, bireysel durumlarda ise; kişinin kendi işlerini akıl hastalığı, yaş küçüklüğü gibi sebeplerle yapamamasından dolayı atanan kişidir. Yukarıda belirttiğim kayyum atanması durumlarına baktığımızda kadın ne bir mal ne bir şirket ne de temyiz kudreti olmayan eksik veya ikinci sınıf vatandaş değildir; kaldı ki kayyuma gelene kadar kadının herhangi bir yöneticiye ihtiyacı da yoktur.   Nitekim kadim tarihimizde kadınların başarılarının pek çok örneği mevcuttur zira Türk Toplumu özellikle devlet yönetiminde her zaman kadına önemli görevlerde yer vermiştir.  Yapılan itibarsız açıklama kadını mal, eşya, kurum, şirket ya da yönetilmesi gereken varlık yerine koymakla kalmamış kadının kişiliğine açıkça saldırıda bulunulmuştur. Diğer bir husus ise siyasi eleştiri yapılırken belirttiğim sebeplerden dolayı kadının neden kullanıldığı noktasıdır. Mevzu açıklanırken akıllara gelen tek örneğin bu olması kişinin topluma,   aileye ve değerlere olan bakış açısını ortaya koymaktadır. Söz konusu sanatçı topluma yol gösterici ve aydın olması gerekirken bu denli sığ ve saldırgan bir açıklama yapması da hepimizi sarsmış ve yaralamıştır.

                İfade özgürlüğü başkalarının onurunu zedeleme veya belirli bir grubu  sistematik bir biçimde değersizleştirme hakkını vermez. Özellikle geniş kitlelere ulaşan kişiler kullandıkları dilin toplumsal etkisinin farkında olmalıdır. Kadınları hedef gösteren, küçümseyen veya değersizleştiren ifade yerine insan onurunu esas alan bir iletişim dili benimsenmelidir. Kadınların itibarını korumak yalnızca kadınların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Fikirler eleştirilebilir ancak cinsiyet üzerinden aşağılayan, küçük düşüren ve ötekileştiren söylemler demokratik tartışma kültürüne değil ayrımcılığa hizmet etmektedir. Kadını birey olarak değil, denetlenmesi, yargılanması ya da aşağılanması gereken bir nesne gibi sunan her söylem toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortaya koyar. Zira sanatçının dili söylemleri de kadının kişiliğini, iradesini ve bireyselliğini geri plana İtmiş varlığını yok saymıştır hasılı  bu şekildeki yakışıksız ithamları bir kadın olarak kabul etmek  zinhar  mümkün  değildir.