HASAN UKDEM İLE KÜLTÜR VE EDEBİYAT ÜZERİNE


HASAN UKDEM İLE KÜLTÜR VE EDEBİYAT ÜZERİNE

1.    Merhaba  Hasan Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?

Merhaba... Ben Hasan Ukdem, 1967’de Konya’nın Araplar mahallesinde dünyaya geldim. Dokuz aylıkken geçirdiğim bir felç sonrası ayakları kullanamaz oldum. Bu yüzden de hiç okula gitmedim. Yedi yaşımda ailemin yardımıyla okuma yazmayı öğrendim. Sorunuzun ikinci kısmına geçersek. Yazı yazma ya da yazarlık serüvenim okuma yazmayı öğrenir öğrenmez okuduğum bir hikâye kitabıyla başladı diyebilirim. Üçüzler adlı bu çocuk hikayesi beni öyle çok etkiledi ki bende okumaya olduğu kadar yazmaya da büyük bir istek uyandırdı. O kitabı okuduktan sonra şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Ben de böyle kitaplar yazarak insanların hayal dünyalarına dokunmak istiyorum.” Evet, bu isteğimi on sekiz yaşıma kadar, büyük bir iştahla okumalar yaparak götürdüm. Bu dönem benim için çok önemliydi. Zira birçok önemli yazarın kitapları ve gazete, dergi gibi dehlizlerde yazdıkları eserleriyle bu dönemde tanıştım. Necip Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, Mehmet Akif Ersoy, Faruk Nafiz Çamlıbel ve daha yazar ve şairlerin yazılarına çeşitli kaynaklardan ulaşarak onları okudum ve gıyabi tanışmamı gerçekleştirdim. Sonra da zaten okuma tutkum ziyadesiyle arttı. 

Uzun yıllar Araplar’da bakkallık yaptım. 2009’da emekli oldum. 2016’dan beri yerel gazetelerimizde köşe yazıları yazıyorum. Memleket gazetesinde başlayan bu serüvenim Yeni Haber gazetesinde devam ediyorum. Ayrıca İstasyon Haber’de her hafta bir şiirim çıkıyor ve yine bu sayfalarda yer alan bulmacaları hazırlıyorum. Selçukya Kültür Sanat Derneği yönetim kurulu, Gönül Gözü yönetim kurulu ve TYB ve Aydınlar Ocağı üyesiyim. 
Bugüne kadar sekiz kitabım çıktı. Bunlar sırasıyla şöyle: 
Kırık Bir Aşkın Gözyaşları 
Dün Bugün ve Sen 
Bugün Sen Daha Çok Ayşe'sin 
Zamanın Behrinde Araplar Mahallesi 
Gönül Penceremde Şairler Geçidi 
Bana Bir Şiir Borcun Olsun 
Egonya 
Yüreğinin Ucuyla Sevemezsin 


2.    Sizi yazmaya yönlendiren etken neydi? Yazma gereğini neden hissettiniz?

Yazmak ilk andan beri içimde olan bir şeydi zaten. Ancak hangi türde yazacağıma karar veremiyordum. Ta ki on sekiz yaşına gelene kadar. Bu tarihte bakkal dükkanımızın karşındaki eve bir kiracı geldi, onu o evin kapısının önünde gördüm ve dilimden “hep seni aradığım sevgilim” mısrası dökülüverdi. Hem aşkı hem de yazıda hangi türde ilerleyeceğimi aynı anda bulmuştum. İlk şiirim bu mısralar üzerinden oluşurken ilk aşkın cemresi de böylelikle içime düşmüş oluyordu. Sorunuzun ikinci kısmına şöyle cevap vereceğim: yazmak insanın kendi seçtiği bir eylem değildir diye düşünüyorum. O büyük bir şans ve nasip işi sanırım. Ben yazma gereğini içimde kaynayan estetik zevkimin ve dünya görüşümün ilanı olduğunu söyleyebilirim. Yazarak içimizi teskin ediyoruz kanımca biz yazarlar.

3.    Kaleme almış olduğunuz eserler ve bu eserlerin arka planında yatan düşünsel süreç hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Gençlik yıllarımdan itibaren içimde oluşan ve gelişen bir dünya görüşüm vardı. Yaşadığım mahalleyi, şehri ve bu ülkeyi çok seviyorum. İnsanları, diğer canlıları ve kâinatın bütün güzelliklerine karşı bir ilgim ve muhabbetim var. Ve bütün bunlar edebiyata girdiği zaman daha büyük bir güzelliğe ulaştığını düşünüyorum. Eserlerimin arka planında bunlar yer alıyor. Tabi bir de manevi dünyamın yansımaları var. Benim eserlerimde milli ve manevi değerlere karşı asla incitici bir söylem yer almaz. Hayatta huzurlu ve mutlu olmak istiyorsak da bunlara dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Tabi ki bir eserin oluşması esnasında bir şair ve yazar olarak birçok denklemi gözetmem kaçınılmazdır. Zira hem bugünkü insanların hem de gelecekte benden kalan külliyatı okuyacak insanların huzuruna çıkacak bu yazılarda yanıltıcı bilgiler olmaması gerekiyor. Düşünceye teşvik etmek ve yeni sorular sordurarak hakikatin kapısına doğru bir yolculuğa çıkarmak lazım okurları diye düşünüyorum. Aslında benim eserlerimin arka planında bu yurdun insanı bu yurdun toprağı ve yine bu yurdun inancı, kültürü açıkça görülür. Bir de aşk var tabii. Aşk bütün yazdıklarımın lokomotifi olarak hep önde gidiyor diyebilirim rahatça.

4.    Eserlerinizi kaleme almadan önce nasıl bir hazırlık süreci izliyorsunuz?

Eserlerin oluşması önce bir fikir sancılarıyla başlıyor, sonra bilgilerle bir yola giriyor, kelime hazinesi bu yolun sağlıklı yürümesine büyük bir yardımda bulunuyor ve duyguların gücü anlatımın lirizmini belirliyor. Hazırlık sürecinin en önemli merhalesi yazacağım konu üzerine yaptığım araştırmalar ve o konu üzerine aldığım notlardan oluşuyor. Bu bazen özetlerden yararlandığım bir kaynak olabildiği gibi bazen 300-400 sayfalık bir kitap da olabiliyor. Kahrını çekmediğin hiçbir mısra hiçbir satır yüzünü güldürmez ve bütün bir metnin içinde sakızla yapıştırılmış bir nesne gibi durur sayfada. O yüzden iyi bir ön hazırlık bir eserin değerini artırır.

5.    Günümüzde okuma-yazma oranı yüksek olmasına rağmen gazete, kitap ve dergi okumayan geniş bir kesim var. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

              Bunun birden fazla sebebi olduğunu söyleyebiliriz. Kültürel, ekonomik ve toplumumuzun son yıllarda evrildiği teknoloji çağının birçok olumsuz etkisi var okuma yazmanın bu kadar az olmasında. Tarihte bizler sözlü edebiyatı güçlü bir milletin ahfadıyız; konuşmayı okumaktan yazmaktan çok seviyoruz galiba. Ancak okumanın ve yazmanın önemini tam kavrayacağımızda teknoloji çağı gelip çattı. Sözlü edebiyattan daha yazılı edebiyata geçmeden görseli önemseyen bir dünyada buluverdik kendimizi. Tabi ekonomik olarak da bu tarafımız olumsuz etkileniyor. Zira ülkemizde gelir dağılımı orantısız ve düşük gelirli çok fazla insanımız var. Çağımızda teknolojiye ve silahlanmaya inanılmaz bir harcama yapılıyor bütün dünyada. Medeni kalkınmada geç kalmış bir ülke olarak da çağın bu haline adapte olmakta zorlanıyoruz. Ama ne olursa olsun daha çok okumak için mutlaka şartlarımızı zorlamamız şart. Özellikle kültür yayınlarında yerel yönetimlerin, kurum ve kuruluşların daha fazla bütçe oluşturmaları lazım. Bilhassa yerelde üretilen sanat eserlerinin ve onların müelliflerinin desteklenmesi öncelikli olmalı. Eğer bu konuda başarılı olabilirsek ve insanımız diploma için değil kendisini geliştirmek için okursa işte o zaman bu sorundan kurtulabiliriz.

6.    Ne zamana kadar yazmaya devam etmeyi düşünüyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?

Ömrümün ve gücümün yettiği yere kadar yazmak istiyorum. Yazmaya bir kere alışan insanların her zaman bir projesi olur ve benim de birkaç yeni kitap tasarılarım var. Bu çalışmalarımın ilki bir hikâye kitabı olan Dalında Üşüyen Çiçekler’i inşallah 2026’nın sonbahar aylarında çıkaracağım. Büyük bir kısmı tamamlandı birkaç hikâye üzerinde çalışmalarım sürüyor. Bunun dışında Kur’an-ı Kerim ve sureleriyle ilgili bir şiir kitabı düşünüyorum onun da şiirlerinin yazımı sürüyor. Bu arada gazete yazılarım ve bulmaca çalışmalarım da devam ediyor.

7.    Okurlara, gençlere ve yazmayı düşünenlere ne söylemek istersiniz?

Öncelikle okurlarıma okumaya artırarak devam etmelerini söyleyebilirim. Çünkü okumak kadar insanı geliştiren, mutlandıran ve kendisine ayırdığınız vakti size fazlasıyla geri iade eden bir şey yok. Okumak size maddi bir şey vermez ancak maddi bir şeyleri elde etmenizde de size yardımcı olur. Hayata karşı direncinizi artırır, moral motivasyonunuzu zinde tutar. Peki ne okuyacağız? Dediğinizi duyar gibiyim. Edebiyatın her türünden okuyabilirsiniz. Özellikle şiir okuyun. Büyük bir şiir okuyan insan asla eski insan değildir diyor Sezai Karakoç üstat. Sonra insanı okuyun, onun ruhunu, tavır ve davranışlarını, karakterini. Ardından kâinatı okuyun; gökyüzünü, yıldızları, güneşi, ayı, çiçeği böceği, dağı taşı, denizi ormanı okuyun. Göreceksiniz ki bambaşka bir insan olmuşsunuz. Okurlara bu kadar seslenmekle yetineyim ve birkaç kelam da yazmak isteyen gençlere söyleyeyim. Burada hemen okurlar için söylediklerimi tekrar okuyun zira iyi bir yazar olmanın yolu iyi bir okuyucu olmaktan geçer. Ama bu yetmez; aynı zamanda gözlem gücü, çalışma azmi ve büyük bir özveri ister. Bu disiplinlerden geçtikten sonra yazmamanız için bir sebep kalmaz.
Sevgiyle kalın. Röportaj Samet Şahin