ÖZEL 

YÜKSEL KÖKER yukselkoker58@gmail.com


Her taş yerinde mi ağır diyorsun? Belki de mesele taşın ağırlığından çok, ona dayatılan rollerle ilgilidir. Bazı taşlar kendi yerinde anlamını bulurken, bir vitrine sergilendiğinde ruhsuz ve anlamsız hale gelebilir. 

Özellikle özelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen özel insanların varlığı mevzu bahis değilken, reklamasyonu iyi olanların ve projenin ürünü olanların varlığı, niçin insan hayatına bu kadar dokunuyor? Bilmiyorum lâkin özel insanların özelliğinden olsa gerek; göz önünde bununmayı fazla sevmiyor, kendi dışında olan gelişmeler onu bir yere sürükleyemiyor olabilir.

“Reklamasyonu güçlü olanlar ve proje ürünü olanlar" belki de günümüzün en büyük yanılgılarından birini temsil ediyor. Modern dünyada, birey ne olduğuyla değil, nasıl sunulduğuyla değerlendiriliyor. Bu nedenle, toplumda reklamasyonu başarılı ve parlatılmış kişiler; belirli anlatılar, ideolojiler, algoritmalar veya güç odakları tarafından seçilerek öne çıkarılıyor. Ancak bu dokunuşlar doğal olmaktan uzak. Daha ziyade, tasarlanmış bir gürültü yaratıyorlar ve bu gürültü, sessiz fakat derin bir hakikati gölgede bırakıyor.  

Özel insanın geri planda durmayı tercih etmesi bir eksiklik değil, aksine bir direnç biçimi. Görünür olmayı istememesi, ihtiyaçtan değil, kalabalığın itici kuvvetine kapılmamak adına bilinçli bir tercihtir. 

Bugün insanlar bilinmeyen bir yere doğru sürükleniyor. Sürüklenirken nasıl bu noktaya geldiklerini fark ediyorlar ancak niçin sürüklendiklerine dair net bir cevap bulamıyorlar. Peki bu durum sadece kader diyerek açıklanabilir mi? İnsan sürüklendiğinin ayrımında ancak yönelimin nedenleri konusunda bilinçsiz; bu noktada 'kader' kelimesi yanlış bir anlam kazanıyor, çünkü bu yaşananlar bilinç dışı gelişmelere işaret etse de bunları kader olarak tanımlamak yanıltıcıdır. Kader, sorumluluktan kaçmanın değil, iradenin sınırlarını anlamanın bir yoludur.

Bugünün dünyasında bireysel iradenin üzerinde işleyen sistemler ve algılarla şekillendirilen tercihler var. İnsanlar seçim yaptıklarını sanıyor ancak bu seçimlerin çerçevesi çoktan çizilmiş oluyor. Buna kader demek işleri fazlasıyla basite indirgemek olur. Bu ziyadesiyle sistematik bir mecburiyettir. İşte özel insan tam da burada farklılaşır. Sürüklendiğini hissettiğinde durur ve 'niçin?' sorusunu sorar. Bu sorunun cevapsız kalması bile onu bu sorgulamadan vazgeçiremez. Kalabalık ise cevapsızlığı kader diyerek örtbas etmeyi seçer. Belki de özel insanın gerçek farkı burada yatar, cevap bulamasa bile sorularından vazgeçmemesinde.