Ne Zulüm, Ne Merhamet, Yalnızca Adalet…Muhammed İkbal

SEVİL KÖSE sevil.kose.mehmet@hotmail.com

Pakistan1877- 1938 doğumlu şair, filozof, öğretmenlik, avukat ve aktivist olan, Muhammed İkbal. İslam dünyasının krizden çıkması için mücadele vermiştir.

İkbal, Müslümanların kendi sorumluluğunu kendilerinin almasını  ve Müslüman  kişiliğin inşa edilmesi mücadele eder. İkbal ‘’Dönemin tamamlandığını yeni bir peygambere ihtiyaç olmadığını ve her Müslüman  için sorumluluk vardır’’ diyor. ‘’İslam’ Dini Düşüncenin Yeniden İnşası‘’ adlı eserinde, İslam adına verdiği mücadelesi ve konferansları vardır.

İkbal, eleştirileri arasında Antik Yunan filozofları ve felsefesi de vardır. İkbal’ e göre Yunan felsefesi Kuran’ı anlamayı zorlaştırmıştır. Aynı zaman da Sokrates ‘i in  sadece insana odaklandığını, Platon ‘nun duyu algısını hoş görmemesini, şiire ve sanata taklit demesini eleştirir. Kant için de bir eleştirisi vardır. En çok sevdiği filozoflara arasında olan Kant’ ı her şeyi ikiye Numen ve fenomel alan diye, ve teorik alan pratik alan direterek ayırdığı için ve numen alana bizim akıl yetimiz yetmez, bilemeyiz dediği için eleştirir. Muhammed İkbal ‘in eleştirilerinden Gazali de nasibini alır. Gazali şüphecidir ve çok duygusal davranmıştır ama batı ve doğu arasındaki felsefe de , İslam dininin özerkliğin koruması görevini iyi başarmıştır.

Akıl tek başına hakikate ulaşamaz diyen İkbal Batı Rasyonalizm  ve Doğu Maneviyatı arasında köprü kurar. Kuran da yaratıcılık, sürekli hareket vardır. İkbal Mevlana hayranıdır, Mevlana ‘nın aşk ile arayışı ve ibadeti onu hayran bırakır. Felsefik açıdan baktığı her şeyin derinlemesine inceler.

‘’ Dinin özü imandır, ve iman kuş gibidir ‘’ diyen İkbal  kuş uçup gitmesin diye de sezgiyi önem verir. Aynı zaman da Berkson hayranı olan şair, sezgiyi, duygusallığı önemser. Sadece akıl olmaz diye de ekler.

‘’ Akıl, insanın gönlüne pusu kurup, insanın derunundaki hayatın görünmez zenginliğini talan eder ‘’ diyen şair, vurgu yaptığı akıl ve duyusallık çarpışır. İmanı bir gönül işi olduğunu, aşk ile yapılması gerektiğine vurgu yapar. Bilim toplayıp, gönlü ihmal etmek büyük hatadır diye de ekler.

 Konferanslarında, bilgi ve dini tecrübe, dini tecrübenin vahiy yoluyla felsefi tersti, Tanrı kavramı ve dua, insan benliği, hürriyeti, ölümsüzlüğü, İslam yapısında hareket ilkesi , dinin mümkünlüğü gibi ana başlıklı konuları anlatmıştır. Dinin ve felsefenin şiirin üstüne yükseldiğini anlatır.

İnsanın üç mertebesi vardır şaire göre. Maddi mertebe, hayati mertebe, zihin ve şuur mertebesi. İkbal hep şu soruyu sorar. Bilimin öğretileriyle, dinin öğretileri arasında bir çelişki var mıdır. Aslına bakıldığında aralarında büyük bir çelişki olmadığıdır. Felsefe dinin iddiasını genişletir, felsefenin ruhu özgürdür, şüphecidir. Felsefe tarafından bakılınca dinin açılımını daha kolay anlatılabilir alanı genişler.

‘’Kusur, Müslümanlık da değil, bizim Müslümanlığımızdadır ‘’ Ne zulüm ne merhamet, yalnızca ADALET diyen şair, bizleri hizaya çekecek sözleri ne güzel söylemiş. Hayranı olduğu Mevlana için de ‘’ Batı aklına güvenir, Mevlana aşka ‘’ diyerek İnsanın kendi içindeki cevheri bulmasını ister.

Şiirleri, ŞAHİN olun diye tavsiye ettiği kuş. Gökyüzünün yükseklerinde uçan kuş,kendi yuvasını kendin kuran kuştur. Benlik, felsefenin ete kemiğe bürünmüş halidir. Uyuşukluktan çıkmalarını telkin eder. İnsanın kendi iç dünyasında  dalış yapmasını tek kurtuluş olarak görür. Müslümanlığı değil, Müslaman’ı sorgular, içine doğru yöneltirken ADALETİ telkin eder.
‘’Kendi benliğine dal, orada hayatın sırrını bul. Benim müridim ol demiyorum, gel kendine gel ‘’Şairin felsefi şiirleri  ‘’Dirilişe çağırır ‘’
‘’Benliğin ne olduğunu bilir misin ?
O kınından çıkmış bir kılıçtır
Kendine dön, ey gafil, kendinden kaçma
Sen o koca evrenin içinde saklı olan cevhersin…