Kan Kokusu…
O rüzgâr nerde olursak olalım, Ana eli gibi her zaman yanımızda
Bir anda dolaşan yeryüzünü, Tüm silip süpüren kötülüğü
İLHAN BERK
Rüzgar, nerde olursak olalım bir ana eli gibi süpürür mü kötülükleri. Dileyelim süpürsün vuuuuuuuuuuu essin, alsın götürsün tüm kötülükleri. İnsan kendi kendini yok etmede hızla yol alıyor. Durup dururken çıkan savaşlar, kadın cinayetleri, hırsızlıklar, yolsuzluklar aldı başını gidiyor.
Bu gün de kazasız belasız akşam oldu demek artık hepimize lüks oldu. Her yer de kaos, her yer de ölüm kol geziyor. Sabah çıktığımız evden akşama sağ salim dönebileceğimizin garantisi yok. Güç bütün dengeleri alt üst ediyor. Güçlü olmak adına devletler, hükümetler hep aynı çıkış noktasından hareket ediyorlar.
Bu kadar silahlanma, bu kadar güçlü olma isteği, bu kadar zayıfı yok etme isteği yine insanın insana zulmü değil mi. Gün geçmiyor ki bu kadar da olmaz artık dediğimiz ne varsa hepsi oluyor maalesef.
Peki nasıl ve neden bu hale geldik. Bu çağın insanı bu olan bitenlerden sonra sağlıklı kalmayı başarabilir mi. Orta Doğu da hiç bitmeyen savaşlar, kadın cinayetleri, uyuşturucu batağı, tecavüzler, kredi kartları borçları, alım gücünün azalması, işsizlik , eğitimli, diplomalı işsizler ordusu. Ahlak gibi değerimizin sadece adının olması, cahillik, pişkinlik, ben yaptım oldular. Bunları alt alta yazınca felaket tellalı gibi yaftalanıyoruz da. Bu yaşadığımız kaos ortamı sadece bunlarla da sınırlı değil.
Hayat insana bazen zor geldiğinde sanata yöneliriz. Bu şiir olur, resim olur, spor olur, ille de insan baş edemediği yoğun duygular yaşadığında kendinden aralaşmak için sanata yüzünü döner. Şimdi artık sanat da insanı yaşadığı kötü olaylardan aralaştıramıyor. İletişim çağındayız, dünyanın her hangi bir yerinde yaşanan üzücü bir olay, anında bizim önümüze geliyor. Bunu görmezden gelmek mümkün değil. Kaldı ki kendimizi bu durumdan koruma şansımız bile yok.
Dünya da en değerli canlı insandır, bir bakın bakalım gerçekten en değerli varlık insan mı ? Kaldı ki hayvanların durumu da bizden farklı değil, insanlar hem hayvanları hem kendileri yok ediyor. Sadece canlılar mı tabi ki hayır, doğa da nasibini alıyor insandan. İlimin, bilimin, teknolojinin bu kadar hızla ilerlediği bir çağda nasıl oluyor da bu kadar her gün biraz daha kötü oluyoruz. Ve bu kötülük hatta her kötülük dünyanın gözünün önünde oluyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz ki. Peki ne yapacağız. İnsan kendi kendine bu zulmü yaparken ne yapacağız, seyirci mi kalacağız. Sivil toplum örgütleri sokağa çıkıp yürüyüş yapması bağırmaktan öteye gitmiyor. Burnumuzun dibinde savaş var ve insanlar ölüyor. İnsanlar hukuka güvenini yitirdi eline silahı alan cezayı kendi kesiyor. Birbirimizi sevmeyi, birbirimize saygı duymayı çoktan kaybettik.
Silahları üreten, yapay zekayı üreten, uçakları yapan, uzaya çıkan bu bilim çağında her bir şeyi insan zekasıyla üreten bizler nasıl oluyor da aynı hızla kendi kendimizi yok etmeye başladık. Birinin ya da birilerinin güçlü olması neden diğeri için tehlike oluşturuyor. Neden bütün bu olup bitenlerin adına DENGE diyorlar, bu nasıl bir dengedir ki, tehlike görüldüğünde yukardan bir bomba ve ölen onca masum çocuklar ve insanlar.
Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş…Kimi kime nöbetçi kılacaksın, kimi kime şikayet edeceksin. Orta Doğu da petrole giden yollar böyle ölümle, zulümle döşeniyor. Rüzgarlar artık bize kan kokusu getiriyor, toz duman her yer.
‘’Dünyaya bir daha gelirsem, ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım.” Aram Tîgran. Sanatçı böyle diyor ama, insanlar hızla yeniden yeniden silahlanıyor…Dünya artık kan kokuyor, rüzgarlar kan kokusu getiriyor.