RAMAZANIN ORTASINDA: GÖNLÜMÜZÜN AYNASINA BAKMA VAKTİ
Ramazan ayının tam ortasındayız. Bir yanı geride kaldı, bir yanı önümüzde duruyor. İlk günlerin heyecanı, ilk sahurun telaşı, ilk iftarın bereketi artık hatıramızda. Şimdi ise daha derin bir yerdeyiz; kalbimizin tam ortasında. Çünkü Ramazan’ın ortası, insanın kendiyle yüzleştiği yerdir.
İlk günlerde dilimiz daha temkinliydi, gözümüz daha sakınırdı, kalbimiz daha ürkekti. Oruçla birlikte sabrı kuşanmış, nefsimizi dizginlemeye niyet etmiştik. Peki şimdi? Aynı hassasiyetle devam edebiliyor muyuz? Yoksa alıştık mı? İşte Ramazan’ın ortası bu soruları sorma vaktidir.
Ramazan yalnızca aç kalmak değildir. Açlık, bizi terbiye eden bir öğretmendir. Susuzluk, hâlimizi anlamadığımız nice insanı hatırlatan bir aynadır. İftar sofrasında önümüze gelen bir tas çorbanın kıymetini anlamak, aslında hayatın kıymetini anlamaktır. Oruç, midemizden çok kalbimizi eğitir. Dilimizi yalandan, kalbimizi kibirden, gözümüzü haramdan koruyabiliyorsak işte o zaman gerçek manada oruç tutmuş oluruz.
Ramazan’ın ortası, muhasebe zamanıdır. İlk yarıda ne yaptık? Kaç gönül aldık? Kaç gönül kırdık? Kaç yetimin başını okşadık? Kaç ihtiyaç sahibine el uzattık? Kur’an’la aramız nasıl? Teravihlerde saf tuttuk mu, yoksa yorgunluğumuzu bahane mi ettik? Bu sorular ağır gelebilir; ama insanı olgunlaştıran da bu iç hesaplaşmadır.
Belki ilk günlerde daha çok heyecanlıydık. Şimdi biraz yorgun olabiliriz. Fakat unutmayalım ki en kıymetli anlar çoğu zaman son demlerde saklıdır. Ramazan’ın sonu rahmetin zirvesidir. Kadir Gecesi gibi bin aydan hayırlı bir geceyi bağrında taşır. İşte bu yüzden Ramazan’ın ortası bir dönüm noktasıdır. “Nasıl başladık?” sorusundan çok, “Nasıl bitireceğiz?” sorusunu sorma zamanıdır.
Kalbimizde kırgınlık varsa tam zamanıdır affetmenin. Küslük varsa barışmanın. Çünkü oruçlu bir yüreğe kin yakışmaz. Ramazan, yüklerden arınma ayıdır. Sadece beden değil, ruh da hafiflemelidir. Bir mesajla, bir telefonla, bir selamla belki de yılların buzunu eritmek mümkündür. İnanın, affetmek en çok affedene iyi gelir.
Ramazan’ın ortasında sofralarımız hâlâ bereketli mi? Şükür dilimizden düşüyor mu? Yoksa nimetler sıradanlaştı mı? Şükür unutulursa bereket azalır. Oysa bu ay, kanaatin ve paylaşmanın ayıdır. Komşusu açken tok yatmayan bir medeniyetin çocuklarıyız biz. Bir hurmayı ikiye bölüp paylaşan bir Peygamber’in ümmetiyiz. Öyleyse soframızdaki ekmek kadar gönlümüzdeki merhameti de büyütmeliyiz.
Bu ayda yapılan küçük bir iyilik bile büyür. Bir tebessüm sadakadır. Bir yetimin yüzünü güldürmek, belki de yılların sevabına bedeldir. Ramazan, iyiliği çoğaltma mevsimidir. Kalplerin yumuşadığı, gözlerin daha çabuk dolduğu, duaların daha içten edildiği bir zaman dilimidir.
Ramazan’ın ortasında bir an durup gökyüzüne bakın. Akşam ezanının o tarifsiz huzurunu hissedin. O an, dünyanın bütün karmaşası susar. Bir yudum suyla gelen şükür, insanı Rabbine yaklaştırır. İşte orada anlarız ki aslında en büyük zenginlik, sahip olduklarımız değil; şükredebildiklerimizdir.
Önümüzde hâlâ günler var. Hâlâ fırsat var. Hâlâ dua kapıları açık. Belki eksiklerimiz oldu, belki ihmal ettiklerimiz… Ama umut kesilmez. Ramazan, yeniden başlama ayıdır. Bir tövbe, bir samimi niyet, bir içten gözyaşı her şeyi değiştirebilir.
Gelin, Ramazan’ın ikinci yarısına daha bilinçli girelim. Daha çok Kur’an okuyalım. Daha az kırıp dökelim. Daha çok affedelim. Daha az konuşup daha çok dinleyelim. Kalbimizi temizleyelim ki dualarımız arşa daha berrak yükselsin.
Unutmayalım; Ramazan sayılı günlerdir. Geçip gittiğinde geriye ya güzel hatıralar kalacak ya da “Keşke”ler… Keşke dememek için bugünü değerlendirelim. Çünkü belki de bir sonraki Ramazan’a kavuşup kavuşamayacağımızı bilmiyoruz.
Ramazan’ın ortasındayız. Bu bir durak değil, bir uyanıştır. Gönlümüzün aynasına bakma vaktidir. Rabbimiz, kalan günleri hakkıyla değerlendirmeyi, kalbimizi arındırmayı ve bayrama yüz akıyla ulaşmayı nasip eylesin. Amin..